PaylaşTR

Geri git   PaylaşTR > EĞİTİM VE ÖĞRETİM DÜNYASI > Lise Üniversite > Türkçe-Edebiyat

Efsanelerimizden Örnekler

Türkçe-Edebiyat
Efsanelerimizden Örnekler, Efsanelerimizden Örnekler ORDU-Gelin Kayaları Efsanesi Melet Irmağına doğru inen sarp tepenin, ormanlarla örtülü yamacında çok fakir ve yaşlı biri varmış Melet, kenarındaki değirmenlere gidemeyen köylülerin zahralarını avlusundaki ufak dibek taşında öğütür, geçimini bu suretle sağlarmış Bazı rivayetlere göre bu öğütücü bir kişi tarafından döndürülebilen, çevre halkının "El Değirmeni" dediği cinsten bir taş değirmeni imiş Günün birinde, yaşlı değirmencinin kızını, uzaktan bir köyden bir gence istemişler Hayırlısı olsun, deyip evlendirmişler Çeyiz olarak, elinde, avcunda ne varsa ve Efsanelerimizden Örnekler "efsanelerimizden örnekler", efsane kısa örnekler, efsanelerimizden biri, efsanelerimizden örnekler, efsanelerimize örnekler, efsaneye örnekler, ejderha efsanelerimizden örnekler, en güzel anadolu efsaneleri örnekleri, kısa efsanelerimizden örnekler, milli efsanelerimizden örnekler, türk efsanesine örnek, hakkında bilgiler ve daha fazlasını içeriyor.. Devamını Oku...

 
Paylaş
03.04.10 17:06 Yazan: Ayışığı
Efsanelerimizden Örnekler

Sponsorlu Bağlantılar

Efsanelerimizden Örnekler





ORDU-Gelin Kayaları Efsanesi


Melet Irmağına doğru inen sarp tepenin, ormanlarla örtülü yamacında çok fakir ve yaşlı biri varmış Melet, kenarındaki değirmenlere gidemeyen köylülerin zahralarını avlusundaki ufak dibek taşında öğütür, geçimini bu suretle sağlarmış Bazı rivayetlere göre bu öğütücü bir kişi tarafından döndürülebilen, çevre halkının "El Değirmeni" dediği cinsten bir taş değirmeni imiş Günün birinde, yaşlı değirmencinin kızını, uzaktan bir köyden bir gence istemişler Hayırlısı olsun, deyip evlendirmişler Çeyiz olarak, elinde, avcunda ne varsa kızına vermiş Düğüncüler, gelinin eşyalarını atlara yükleyip, oğlan, evine doğru yola çıkacakları zaman, gelin etrafı söyle bir süzmüş Avlunun bir kenarında duran babasının ekmek teknesine, kendini bugünlere getiren el değirmenine gözlerini dikmiş,

Kızının bu halini güren babası, yanına yaklaşmış:

- "Kızım, değirmen tası bizde kalsın"

diyecek olmuş Düğün alayının ileri gelenleri durumu kavramışlar

İçlerinden biri:

- Emmi veriver şu değirmen taşını kızınada, biz de yola düzülelim

Yaşlı baba:

- Olmaz, o bana lâzım

Onunla geride kalan çoluk çocuğumun nafakasını sağlayacağım, veremem, diyerek karşı koymuş

O sırada, yeni gelin :

- Babam benden bir taşı esirgiyor Ben de onsuz gelin gitmem Diyerek boynunu büküp, oturuvermiş kapının önüne

Düğüncüler yaşlı babanın geçimini nasıl sağladığını bilmediklerinden, bu değirmenin aile için ne derece kıymetli olduğunu kavrayamamışlar, işi, basit bir "gelin eşyası" bir taş olarak görmüşler, içlerinden biri:

- Hadi, emmi bu kadar da nekeslik etme Alt tarafı iki taş parçası bunun insan kızından bunları esirger mi? Bak, o da yurt-yuva sahibi oluyor Yolumuz uzun, bekletme bizi, diyerek, değirmen taşlarnı omuzlayıp, yanındaki hayvana yüklemişler Zavallı baba, bu durum karşısında ısrarın faydasızlığını anlayarak, boynunu bükmüş Kendisinin nekes tanınmasına mı, o yaşlı haliyle çoluk - çocuğuna değirmensiz nasıl bakacağına mı üzülsün? Kala kalmış, ortalıkta O sırada, önde davul - zurna, arkada at sırtında gelin; köylüler, eşya yüklü atlarla düğün alayı, dimdik sırta doğru yola koyulmuşlar Yaşlı gözlerle kafileyi izleyen babanın tâ yüreğinin derinliklerinden bir tel kopmuş sanki Derin bir ah çekli, aklıyla mı, gönlüyle mi, bilinmez seslenivermiş, davullu alayının ardından:

-Bir taşı bize çok görenleri Allah ne etsin Hepiniz taş olun taş

Ertesi gün, karşı tepelerden be geçeye bakanlar, Melet ırmağına doğru inen dik bir yamacın, bıçak gibi çıkıntılı bir kısmında, acayip şekilli kayalar görmüşler Daha düne kadar ormanlık olan bu yamaçta kayaların bulunuşundan ziyade, görünüşleri onların şaşkınlığa düşürmüş Çümkü, bu kayalar sanki bir kafilenin heykelleşmiş şekline benziyormuş Atıyla yaylısıyla, dzvullu - zurnalı bir gelin alayının tıpkısıymış Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan şekilleriyle günümüzde dahi görenleri şaşkınlığa düşüren bu kayaların etrafı koyu bir yeşillikle çevrilmiştir Yılların yağmuru, karı ve fırtınalarına rağmen, bozulmayan bu kayaların etrafı koyu bir yeşillikle çevrilmiştir

Ay-Atam Efsanesi

Ay-Atam Efsanesi, Memlükler döneminde Mısır'da yaşamış olan Türk tarihçisi Aybek üd Devâdârî tarafından kayda geçirilmiş bir Türk efsanesidir Aybek üd Devâdârî'nin verdiği bilgilere göre bu efsaneyi halk dilinden yazıya aktaran ilk kişi Ulug Han Ata Bitikçi adlı eski bir Türk bilginidir

Ulug Han Ata Bitigçi'nin içinde Ay-Atam Efsanesi'nin de yer aldığı bir kitabını ele geçiren Cebrail bin Bahteşyu adlı İranlı bir tarihçi, Ay-Atam efsanesi'ni Türkçe'den Farça'ya tercüme etmiştir Bu farça tercümeyi bulan Aybek üd Devâdârî efsaneyi olduğu gibi kendi kitabına aktarmıştır
Ay-Atam Efsanesi'nin konusu insanoğlunun yaratılışıdır İnsanın yaratılışını dört unsura (su, ateş, toprak, rüzgar) ve balçığa bağlayan bu efsanede Ön Asya mitolojisinin etkileri görülür Kimi Türkologlar, Ulug Han Ata Bitikçi'nin yeni müslüman olmuş bir Türk düşünürü olduğunu düşünmektedirler
Efsanede geçen ve Kara Dağcı adlı bir dağın üzerinde bulunan Ata Mağarası motifi, Türk mitolojisinin temel motiflerinden biridir Bozkurt Destanı'nda kurtla yaşayan son Türk çocuğunun kaçıp sığındıkları Turfan'ın kuzeybatısındaki büyük dağ ve dağdaki mağara da böyle bir yerdir Ergenekon'da da durum böyledir Nitekim Ay-Atam Efsanesi'nde anlatılan mağara da Kara Dağcı adlı bir dağın üzerinde bulunmaktadır Büyük Hun ve Kök Türk devletleri zamanında Türkler'in Tanrı'ya tapınmak için bir tür tapınak olarak kullandıkları ata maaraları da kou ile ilgili ve önemlidirler

İnsanın yaratılışını dört unsur ve balçığa bağlama daha çok Ön Asya mitolojisinin geleneğidir Ancak, dört unsur inanışı Uygur Türkleri'nde de vardır Ayrıca efsanenin kişi ve yer adlarının öz Türkçe olması, Ata Mağarası motifinin efsane de önemli bir yer tutması ve dolayısıyla Türkler'in ünlü mağara kültünün efsanede yer alması, Ay-Atam Efsanesi'nin bir Türk efsanesi olduğunu ortaya koyar Ama efsanenin Ön Asya etkisi taşımasını ve Aybek üd Devâdârî'nin müslüman olması dolayısıyla efsanenin bazı bölümlerini kırpmış ya da müslümanlaştırmış olması ihtimalini göz önünde tutarak efsaneyi incelemek gerekir Ay-Atam Efsanesi özetle şöyledir:
Çok çok eski çağlarda

Çok yağmurlar yağdı Gök delinmiş gibiydi Dünya sele boğuldu, her yanı çamurlar kapladı Çamurlar akan selle yuvarlanarak Kara Dağ'daki bir mağaraya doldular Mağaranın içindeki kayalar yarıldı Yarıkların kimileri insanı andırıyordu Sürüklenen çamurlar bu insan biçimli yarıkları doldurdular

Aradan çok zaman geçti

Yarıklardaki balçıklar sular ile benzeşti, hâllodu Güneş Saratan burcuna gedi ve havalar çok ısındı Yarıklardaki balçık sular ile pişti Yarıkların bulunduğu bu mağara tıpkı bir kadın gibiydi İçi de insanlara can veren bir kadın karnı gibiydi

Dokuz ay durmadan yel esti

Su, ateş, toprak ve yel, insana can vermak için birleştiler Dokuz ay sonra bir insan çıktı ortaya Adına Ay-Atam dediler

Ay-Atam, gökten indi yere kondu Bu yerin suyu tatlı, havası da serindi

Sonra yine yağmurlar, seller başladı Mağara yeniden çamurla doldu Güneş bu kez Sünbüle burcunda durdu Sünbüle burcundaki güneşin sıcaklığı ile balçıklar sular ile pişti Bu kez bir hatun kişi çıktı ortaya Adına Ay-Va dediler

Ay-Atam ile Ay-Va evlendiler Kırk çocukları oldu Bunların yarısı erkek, yarısı da kızdı Onlar da evlendiler; soyları çoğaldı

Bir zaman geldi Ay-Atam ile Ay-Va Hatun'un ömürleri doldu; öldüler Çocukları, ana-babalarını türedikleri mağaraya gömdüler Mağaranın kapısını altın kapılar ile kapattılar, dört bir yanını çiçekle süslediler

YEDİ UYURLAR EFSANESİ

Yedi Uyurlar efsanesi Anadolu'da yüzyıllar boyu süregelen ve söylenen bir efsane olmuşturKutsal kitaplarda bile bahsi geçen bu efsanenin Anadolu topraklarında yaşandığı artık kesinlik kazanmıştırBu efsane Anadolu halkı tarafından öyle çok anlatılmıştır ki bir çok değişik türü meydana çıkmıştırAma efsanenin genel hatlarının asıl şekli bozulmamış efsaneye sadece ek olaylar katılmıştır
Son yıllarda efsanede sözü geçen mağaranın Efes'te olduğu ortaya atılımış ve hatta Selçuk kaynaklarına dayanarak bu olayın kesinlik kazandığı söylenmiştir
Yedi Uyurlar efsanesi genel anlamıyla Hristiyalığı benimseyen fakat sırf bu yüzden dönemin kralının zülmünden kaçan 7 gençin öyküsünü anlatırBu 7 genç imparator Decius(249-251) dönemimde hristiyanlığı benimserlerFakat dönemim halkı ve kralı bu dine savaş açmıştır ve putlara tapmaktadırlarHal böyle oluncada başka bir dini benimseyen insanlar idam edilmektedir7 genç hristiyanlığı kabul ettikten sonra kralın adamları tarafından takip edilmeye başlanmıştırKralın zülmünden kaçan 7 genç bir mağaraya sığınmıştırYanlarında Kitmir adlı köpekleri de bulunan bu 7 genç mağarada tam 200 yıl süren bir uykuya dalarlarİmparator llTeodisus dönmeinde uyandıklarında Hristiyanlık resmi din olarak benimsenmiştir
Yedi Uyurlar Efsanesi'nin bir Selçuk dönemi anlatılanı vardır ki bu anlatı Anadolu edebiyatına sinmiş ve yüzyıllar boyu anlatılır olmuşturSelçuklu anlatısı şöyledir:
Dakyanus adlı bir oduncu günün birinde yazılı bir taş bulurMeraklanıp okuma yazma bilen birine bunu okutmak isterBaşvurduğu kasaba bakkalı,önce yazılanları açıklamak istemezTaşı bulduğu yeri göstermesini ,tüm malını mülkünü kendisine vereceğini söylerDakyanus ısrar edince ,taşı bulduğu yeri kazınca üç küp altın bulacağını,zenginleşip kral olacağını hatta Tanrı’lığını ilan edeceğini açıklarsöylediklerinin tümü gerçekleşirüç küp altını bulan oduncu parasının bir bölümüyle halka yardım ettiğinden kral seçilirZamanla öyle zengin ve güçlü kral olurki büyüklenmeye ,kendini Tanrı yerine koymaya başlarZamanla vezirelerine de kendini Tanrı saymaları yönünde baskı yaparVezirler karşı çıkınca onları kovaronun zulmünden korkan altı vezir,kent dışına kaçarlarşimdiki Kızlar cimnazı’nda (Kızıl Gedik) bir çobanla köpeğine rastlarlarÇoban da onlara katılır ve birilkte günümüzde ki Yedi Uyurlar Mağarı’na sığınırlarBurada derin bir uykuya dalarlarUyandıklarında açıkmışlardırKente ekmek almaya gönderdikleri arkadaşları eski paralarla alışveri,ş yapmaya kalkınca kralın huzuruna çıkarılırBaşlarından geçenelri anlatırKral mağarayı görmek isterAma mağaranın kapısı Tanrı’nın buyruğuyla kapanır ve birdaha hiç açılmaz
Yedi Uyurlar Efsanesi Anodolu'da yüzyıllardır anlatılagelmiş bir efsanedirOlayın kutsal kitaplarda geçmesi efsanenin inanırlılığını güçlendirmiştirHatta 3 sene önce Efes'te bir mağarada bulunan 7 insan iskeleti ve bir köpek iskeletinin sahibinin bu efsanedeki 7 genç ve köpekleri Kitmir olduğu fikri ortaya atılmıştır ki buna inanmamak elde değildirGüzel Anadolumuz daha nice efsaneye beşiklik etmiştirBu kutsal topraklar yüzyıllardan beri var olan asaletini korumuş ve nice güzel olaya vesile olmuştur


Sponsorlu Bağlantılar




Gitti Gidiyor..
13.04.11 14:14 Yazan: alem_kral

çok uzun ya

 

WEZ Format +2. Şuan Saat: 03:04.


PaylaşTR Bir Eğlence Ve Bilgi Paylaşım Platformudur. Copyright © 2004-2014

Sitemizdeki içerik,iznimiz olmadan veya kaynak gösterilmeden başka sitelerde kullanılamaz. 5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Sitemizdeki Üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.Sitemizde bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan bize bildirin.

PaylasTR.Org | Since 2004

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0

Forumumuza kayıtlı Kullanıcı olmadığınız algılandı. Forumun tüm özelliklerini kullanabilmek için buraya tıklayarak ücretsiz üye olabilirsiniz...
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz