PaylaşTR

Geri git   PaylaşTR > GENEL KÜLTÜR > Edebiyat > Türk Edebiyatı

Divan Şairleri

Türk Edebiyatı
Divan Şairleri, Divan Şairleri AHMED PAŞA Doğum yeri Edirne Ama doğum tarihi bilinmiyor Ciddi bir öğrenim gördü Bursa’da müderrislik, Edirne’de kadılık yaptı Fatih Sultan Mehmet’in hocası ve sohbet arkadaşı oldu Vezirlik rütbesine yükseltildi Fakat bir kabahati yüzünden Fatih’in emriyle hapsedildi Ancak yazdığı "kerem" redifli kasidesini Fatih çok beğendi ve kendisini affetti Bazı sancak beyliklerinde bulundu İkinci Beyazıt zamanında Bursa sancak beyliğine atandı 1497’de Bursa’da öldü XV yüzyılın en büyük divan ozanıdır Kendi çağında "şairlerin sultanı" diye anıldığı ve Divan Şairleri gitme gel redifli gazel, hayali oldular redifli gazeli, hayalinin oldular redifli gazeli, nefi değil redifli gazeli, nefinin sözüm redifli gazeli, sözüm redifli naat, zülfün ol sünbül durur, zülfün ol sünbül durur kim afitab üstündedir, şeyhi gitme gel, şeyhi gitme gel gazeli, şeyhi gitme gel gazeli, şeyhi gitme gel gazeli, hakkında bilgiler ve daha fazlasını içeriyor.. Devamını Oku...

 
Paylaş
13.01.06 17:14 Yazan: Yugunes
Divan Şairleri

Sponsorlu Bağlantılar

Divan Şairleri


AHMED PAŞA

Doğum yeri Edirne Ama doğum tarihi bilinmiyor Ciddi bir öğrenim gördü Bursa’da müderrislik, Edirne’de kadılık yaptı Fatih Sultan Mehmet’in hocası ve sohbet arkadaşı oldu Vezirlik rütbesine yükseltildi Fakat bir kabahati yüzünden Fatih’in emriyle hapsedildi Ancak yazdığı "kerem" redifli kasidesini Fatih çok beğendi ve kendisini affetti Bazı sancak beyliklerinde bulundu İkinci Beyazıt zamanında Bursa sancak beyliğine atandı 1497’de Bursa’da öldü XV yüzyılın en büyük divan ozanıdır Kendi çağında "şairlerin sultanı" diye anıldığı biliniyor Gazel ve kasideleriyle dikkat çeker Şarkı ve murabbada da olgun örneklerini verdi Dizeleri divan şiirinin söz ve anlam özellikleriyle örülüdür Farsça ve Arapça’yı ustaca kullanır Ünü Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarını aştı Kendisinden sonraki divan şairleri Ahmed Paşa’nın birçok şiirine benzetiler yazdı

GAZEL


Eyâ peri nicesin hoş musun safâca mısın
Gele beri nicesin hoş musun safâca mısın

Şeker dudaklı kamer yüzlü serv boyluların
Semen-beri nicesin hoş musun safâca mısın

Bahâr-ı hüsn ü behada belalı bülbülünün
Gül-i teri nicesin hoş musun safâca mısın

Bizimle bir nefes insanlık eyle soruşalım
Gel ey peri nicesin hoş musun safâca mısın

Sefer kılıp gelir Ahmet ki deye şehrimizin
Güzelleri nicesin hoş musun safâca mısın?

AHMED PAŞA

Sponsorlu Bağlantılar




Gitti Gidiyor..
13.01.06 17:15 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


BAKÎ

1526'da İstanbul’da doğdu 1600'de İstanbul'da öldü Osmanlı Divan Edebiyatı'nda şiire biçim ve içerik açısından birçok yenilik getiren ve yaşarken "Sultanü'ş Şuârâ" (şairler sultanı) unvanını alan şairi Asıl adı Mahmud Abdülbaki Fatih Camii müezzinlerinden Mehmed Efendi'nin oğlu Çocukluğunda bir süre esnaf yanında çıraklık yaptı Güçlü okuma isteği sonucu medreseye girdi Zamanının ünlü müderrislerinden Karamanlı Ahmed ve Mehmed efendilerden ders aldı Birçok ünlü edebiyatçı ile tanıştı Hocası Mehmed Efendi için yazdığı "Sümbül Kasidesi" ününü artırdı Dönemin ünlü şairlerinden Zâtî’nin dikkatini çekti 18-19 yaşlarında ünlü bir şair oldu Süleymaniye Medresesi'nde Ahmed Şemseddin Efendi'nin derslerine devam etti 1955'te Nahçıvan seferinden dönen Kanuni Sultan Süleyman'a sunduğu kasideyle saray çevrelerine girmeyi başardı Kadılık göreviyle Halep'e gönderilen hocası Ahmed Şemseddin Efendi ile Halep'e gitti 1560'ta İstanbul'a dönüşünde Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile tanıştı Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümü üzerine düyduğu üzüntüyü "Kanuni Mersiyesi" ile dile getirdi 2'nci Selim döneminde Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa'nın korumasına girdi Saray toplantılarına çağrılmaya başlandı 3'üncü Murad döneminde de yerini korudu Süleymaniye Müderrisi oldu Düşmanlarının bir oyunu ile bir süre gözden düştü Edirne'ye sürüldü Medine ve Mekke kadılıkları yaptı 1581'de İstanbul'a döndü 1584'te İstanbul Kadısı oldu 1591'de Rumeli Kazaskerliği görevine getirildi Şeyhülislam olmak istiyordu ama bu görevi elde edemeden yaşamını yitirdi Zevke ve eğlenceye düşkün, neşeli, hoş sohbet ve hırslı bir kişiliği vardı Nükteci ve dedikoducu yapısı yüzünden zaman zaman döneminin önde gelenlerini darıltıp zor durumlara da düştü Hicviyeleri ile ünlüdür Özel yaşamındaki özgürlüğüne ve sınırsızlığına rağmen kadılık görevlerinde adalete düşkünlüğü ile dikkat çekti Mesnevi yazmadı Başarılı kasideleri de olmasına rağmen gazel şairi olarak tanınır Dünyanın geçiciliğinden yakınan, okurları aşk ve şarabın tadını çıkarmaya çağıran gazelleriyle ünlendi Şiirlerinde tasavvufi değil, dünyevi aşka önem verdi Mersiye, methiye ve fahriyelerinde içten ve abartısız bir anlatım kullandı Edebiyatta geleneklere bağlı kaldı ama şiir diline yeni bir düzen ve akıcılık getirdi Nazım tekniğini geliştirdi, birçok büyük şairin "kaçınılmaz" olarak gördüğü nazım kusurlarından kurtulmayı bildi Çağdaşı şairlere göre daha sade ve anlaşılır bir dil seçti Biçim açısından kusursuz şiirleri, duygu ve anlam bakımından Fuzûlî'ninkiler kadar derin, Nevî'ninkiler kadar içten bulunmaz Eserleri, 16'ncı Yüzyıl Osmanlı toplumunun beğenisine uygun, sanat incelikleri ve hayal güzellikleri ile doludur Duru ve temiz bir İstanbul lehçesinin yanısıra şiirlerinde halk deyimleri ve söyleyişleri de kullandı Divanı Kanuni Sultan Süleyman döneminde hazırlandı Ama bu divan bütün şiirlerini kapsamaz Başında manacaat ve na't bulunmayan divanında 27 kaside, 2 terkib-i bend, 1 terci-i bend, 7 tahmis, 619 gazel, 24 kıta, bir tarih ve 38 müfred yer alır Çevirileri ve dinsel konularda eserleri de var

GAZEL

Nedür bu handeler bu işveler bu nâz u istiğnâ
Nedür bu cilveler bu şîveler bu kâmet-i bâlâ

Nedür bu pîç pîç ü çîn çîn ü hâm-be-hâm kâkül
Nedür bu turralar bu halka halka zülf-i müşg-âsâ

Nedür bu ârız u hadd ü nedür bu çeşm ü ebrûlar
Nedür bu hâl-i Hindûlar nedür bu habbetü’s-sevdâ

Miyânun rişte-i cân mı gümiş âyine mi sînen
Binâgûşunla mengûşun gül ile jâledür gûyâ

Vefâ ummaz cefâdan yüz çevürmez Bâki âşıkdur
Niyâz itmek ana cânâ yaraşur sana istiğnâ

BAKÎ

13.01.06 17:15 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


BAĞDADLI RUHÎ

Doğum tarihi bilinmiyor Bağdat’ta doğduğu için bu isimle anıldığı sanılıyor Asıl adı Osman Babası Bağdat Beylerbeyi Ayas Paşa’nın adamlarından Babasının Bağdat’ta evlendiği ve Ruhi’nin orada dünyaya geldiği sanılıyor Şair, gezgin bir derviş değil, Osmanlı Ordusu’nda bir sipahidir Bağdat Valisi Süleyman paşa, Osman ve Hasan paşaların emrinde çeşitli savaşlara katılmıştır Divan edebiyatının toplumsal sorun ve olaylarla ilgilenen güçlü bir şairidir 1605’de Şam’da öldü Eserleri arasında 17 bendlik hicivli terkib-i bend’i çok ünlüdür

KASÎDE


Devrden peymne-i mihr ü vefâ eksilmede
Kalb-i ehl-i hâlden zevk u safâ eksilmede

Dem-be-dem yüz tutmada meclis perişân olmağa
Encümenden bâde-i behcet-fezâ eksilmede

Sâz ü söze kalmadı evvelki gibi meylimiz
Ya’ni dilden ârzû başdan hevâ eksilmede

Tab’ı kılmakda gubâr-âlûde cevr-i rûzgâr
Safvet-i âyîne-i âlem-nümâ eksilmede

Çeşm-i pür-nemde safâdan gayrısı urmakda mevc
Gönlümüzde derd ü gamdan mâ-adâ eksilmede

Geçmede vakt-ı şebâb ü gelmede eyyâm-ı şîb
Gitmeden dilden safâ gözden cilâ eksilmede

İyş ü nûşa şevkımiz gitdikçe noksân bulmada
Bezmimizden gün-begün ol meh-likaa eksilmede

Bâdedir gerçi devâ-yı derd ü gam ammâ ne sûd
Devrimizde ehl-i derd artub devâ eksilmede

Ey dirîngaa ekserî halkın cefâ üstündedir
Bu vefâsız dehrden ehl-i vefâ eksilmede

Olmada mihr ü muhabbetden müberrâ hass ü âm
Cem’olub ağyâr ü yâr-ı zî-vefâ eksilmede

Bir gönül eğlencesi yâr isteriz girmez ele
Gam hücum etmekde yâr-ı gam-zedâ eksilmede

BAĞDADLI RUHÎ

13.01.06 17:15 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


HOCA DEHHÂNÎ

XIII yüzyılda yaşadı Divan edebiyatının Anadolu’daki ilk temsilcisi olarak kabul edilir Selçuklu sultanları Birinci ya da Üçüncü Alaattin Keykubat döneminde yaşadığı sanılıyor Horasan’dan Anadolu’ya geldi Selçuklu Sarayı’nda uzun yıllar görev yaptı Selçuklu sultanı Alaattin Keykubat’ın isteğiyle 20 bin beyitlik bir Selçuk Şehnamesi yazdı Farsça bu eserinin yanısıra ustaca söylenmiş Türkçe gazel ve kasideleri de vardır Zaten bilinen eserlerinin çoğu gazel ve kaside türündedir Eserlerinde daha çok dindışı konuları seçti Yazım tekniği zayıf ama dil bakımından zengin kabul edilir İlk olarak 1926’da ünlü edebiyatçı Fuad Köprülü Dehhânî ve eserlerini tanıttı Mecdut Mansuroğlu da 1947’de Dehhânî’nin on şiirini yayımladı

GAZEL

Acep bu derdümün dermânı yok mu
Yâ bu sabr itmegün oranı yok mu

Yanaram mumlayın başdan ayaga
Nedür bu yanmagun pâyânı yok mu

Güler düşmen benüm agladuguma
Aceb şol kâfirün imânı yok mu

Delipdür cigerümü gamzen oku
Ara yürekde gör peykânı yok mu

Su gibi kanumu topraga kardun
Ne sanursın garîbün kanı yok mu

Cemal-hüsnüne mağrûr olursun
Kemâl-i hüsnünün noksânı yok mu

Begüm Dehhânî’ye ölmezden öndin
Topuna irmegün imkânı yok mu

DEHHÂNÎ

13.01.06 17:16 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


ENDERÛNLU VÂSIF

Enderûn’da yetiştiği, yani çocukluğunda saraya alınarak burada eğitim gördüğü için enderûnlu diye bilinir Asıl ismi Osman Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor 1818 yılına kadar sarayda kaldı Osmanlı Padişahı 3 Selim devrinden itibaren hünkar baş lalalığı, peşkir ağalığı, anahtar ağalığı, kiler ağalığı gibi görevlerde bulundu 1824 yılında İstanbul’da yaşamını yitirdi Yaşadığı dönemde asıl şarkılarıyla beğenildi Şiirleri açık saçık bayağı, sanatsız bulunduğu için "değersiz bir şair" diye isimlendirildiği oldu Ama gününün koşullarında sade bir dil kullandı, günlük hayatla ilgili şiirler yazdı Enderûnlu Vâsıf için, divan şiirine halkı, sokağı katmak isteyen şair denebilir Şiirinde döneminin orta sınıf insanının duygu, düşünce ve yaşayışları bulunur Bu özellikleriyle bir bakıma divan şiirinde boy gösteren "Hüseyin Rahmi Gürpınar" müjdecisidir


TAHMÎS

(Tahmîs bâ-ıstılâhat-ı zenân der
vâdî-i nush ü pend ez dehân-ı vâlide)

(Bir annenin kızına öğütleri)

Kız dinle nush ü pendimi kavline sâdık ol
Gönle rızâ-yı kaynanayı kul halâyık ol
Kim der sana ki bir çamura var bulaşık ol
Ne kesret ile zâhide ne pek de açık ol
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Bir nev-civân kocaya varub et dediklerin
Beş altı parça kesdiregör yediliklerin
Eksiklilerin er düzer eksik gediklerin
Yarım papûşla giyüb a postal çediklerin
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Böyle kılıkla görse a kız oynaşın şaşar
Bir kez alan miyânını âguuşa bin yaşar
Hâsılsız olma ol hamarat evde iş başar
Fakîr börekci sonra seni her alan boşar
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Bak büyük ablan oldu Küçük Tevbe’de gelin
Siz de bacınla dâye dadı bir yere gelin
El birliğiyle yenge kadınlar tutub elin
Var bir kibâr-zâdeye sardıragör belin
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Görüb giyimli elleri yüksünme hey düdük
Elbet biçer sana da sağ olsun koca kütük
Huysuzluk etme gayri değilsin kızım küçük
Oldun şükür yetişdirene işte bösbüyük
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Oldu gelin bak Âtike darısı başına
Ta Kıztaşı’nda girdi birinin firâşına
Düşme pek öyle çengi çegâne telâşına
Girdin a dil-baz artık on üçüncü yaşına
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Baban vereydi seni bolay kim mevâliye
Sâyende biz de taşınıruz belki yalıya
Baldırı çıplak alıp oturtdurma halıya
Ne pırpırîye eyle meyil ne paşalıya
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Neymiş pateste telli pataküte yok deve
Sana sevâyi kesdireyim giy seve seve
Gîce yarısı gezme dönüb düzd-i şeb-reve
Koğlar babana komşu konu hayda gel eve
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Kız kaç yanımda vızlama sivrisinek gibi
Fink urma iki yanına kırnak köçek gibi
Yere geçer arından erin köstebek gibi
Ayak bağıyla sonra kalırsın eşek gibi
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Erlerle etme pencerelerden alış veriş
Dadına gâhi yardım edüb sen de gör ki iş
Yağ bağlasun yüreği ninenin karış karış
Dek dur küçükden evde oturmaklığa alış
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Dik çocuğun başına çörekotu sarımsak
Sûsenle uyhu nüshası alub beşiğe tak
Söndür kömür ki kötü nazardan ola uzak
Gezmek senin nene keferet otur işe bak
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Çekdir çiçekli enterine telli bir şerit
Akrânlarına pâçe günü giy de körlük it
Kâküllerini bağla saçı düğününe git
Alur seni de belki bu günlerde bir yiğit
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Hay hây bâri yordamına güleyim biraz
Turp sıkayım zerâfetine fos çoğa bu naz
Gel tuzlayım da kokma seni vay zavallı kaz
Bin kerre sana etmedi mi süt ninen niyâz
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Dik başlı kahbe yansılayıb gitme dikime
Pay verip öyle taş başına ninemin dime
Yazık değil mi âbo çekilen emeğime
Sonra seni herifler omuzlarsa kim kime
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

Dil dök yabana söylemeyüb durma hem-çü put
İçim sıkıldı hortlayası ma’tuhu uyut
Kimseden iylik umma da var gönlünü avut
Al elden örnek işle geçin kuut-i lâ-yemût
Olma sokak süpürgesi kadın kadıncık ol

(Vezin: Mef’ûlü fâilâtü mefâilü fâilün)


TAHMÎS

(Cevâb nâme-i pesendîde-eser
ez dehân-ı duhter-i zîbende-güher)

(Kızın anneye verdiği cevap)

Pend eyler ise bir daha ağaca sarayım
Yanmış odunla başını gözünü yarayım
Başlı başıma ben dahi bir iş başarayım
Bir âşinâya yalvarayım sonra varayım
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Çıkrık misâl dırlayacağına hey ozan
Gir dest-gâha doku bezin pârecik kazan
Bâzârı derler âbo hâram-zâdedir bozan
Satub savub da neyse sahan tencere kazan
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

İkide birde der sana kız görünür kocan
Çığlıklı olma hasba götüresi afacan
Kocam da sen de lâhi kuruyup olun koçan
Çıkıp sokağa tende iken hâsılı bu can
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Tırnağım oldu kör yumadan bulaşıkları
Babam başına çalsun o çemşîr kaşıkları
Evvel doyurub eve gelen alışıkları
Sonra düzeldüb odadaki karışıkları
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Dedikoduyla geçdi bütün yaz ile kışım
Da’vâcı gitdi Bursa’ya yok gayri hîç işim
Yapışdı kaldı birbirine iki apışım
Çıkmazdan evvel âbo a kız yirmi yaş dişim
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Gelse görücü kocayıcak elli kerecik
Der burnucuyla ağzı büyük dişi seyrecik
Yok yok yaşı da anlayışım kırkını geçik
Sarf eyleyib de varı yoğu bâri şimdicik
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Ben istedikçe bayrama ondan balakoza
Der bana kahbe sana yazık ekilen tuza
Yazık değil mi gençliğime bak şu yelloza
Girmezden evvel ablacağım yaşım otuza
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Almış parayla sanki halâyık gibi beni
Sokmaklık ister aşevine gidi külheni
Yağlı paçavra gibi atub ben dahi seni
Yarın alub alaca karanlıkda rûşenî
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Lâzım mıdır ki öğreneyim çamaşur yumak
Ben bu pamuk elimle a fos saramam yumak
Bana düşer mi iplik eğirüb de bez komak
Dursun musandırada nele öreke tarak
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Yufka makarna açmasını açmayın bana
Ben bilmem öyle hamur işi samsa baklava
Yapıp bir-iki türlü yemecik kaba saba
Da’vet için konağa çıkıp yarın ibtidâ
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Kendi keser göbeğini öksüz olan savul
Yanşak karışma dırdır edüb kalayım mı dul
İş edeyim ki sana görüb saçlarını yol
Komşu kapusın açub elimle usul usul
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Yazub yüzümü Esmâ Hanım kâkülümü kes
Bir âşinaya varacağım sen çıkarma ses
Pek pos bıyıklı pırpıriye eylemem heves
Dört kaşlı yosma şûh-i cihân tâze dalfes
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Satub yemekden oldu evin içi tam takır
Titrer görünce bir eri içim sakır sakır
Kalub da böyle olmadan altun adım bakır
Akşam olunca bâri gezip bayır ile kır
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Bir âfitâba geçdi ki hiç sorma sıcağım
Yandı eridi aşk ile sînede yağım
Geçdi soğuk su başıma bilmem solum sağım
Ahd eyledim bu şart ile ki geçmeden çağım
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Bildim tekin değildir ev içinde mezbele
Dedim tü tüü tü üç kez o birşeylere hele
Yok mu birisi ortalığı süpüre gele
Ben yine takub ardıma bir sürü hergele
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

Gavgayı kessün eyle nine Vâsıf’a suâl
Gör imdi sen mi fâhişe yohısa ben mi mal
Ona kalırsa der ikiniz de kuru kaval
Yaz geldi gayrı evde oturma ne ihtimâl
On beş yaşında kendime bir oynaş arayım

(Vezin: Mef’ûlü fâilâtü mefâilü fâilün)

13.01.06 17:19 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


Nâbî


Hayatı


1642 yılında, Şanlıurfa'da doğan Yusuf Nâbi iyi bir eğitim görerek büyümüş, 24 yaşındayken de İstanbul'a gitmiştir Burada eğitimine devam eder, şiirleri ile tanınmaya başlar, Musahip Mustafa Paşa'nın dîvân kâtibi ve kethüdası olur Paşa vefat edince ise Halep'e gider İstanbul'da geçirdiği dönemde bir çok önemli isimle arkadaşlıkları olmuş, sarayla da bazı ilişkiler kurmuştur Bunun da etkisiyle, Halep'te geçirdiği yıllarda (yaklaşık 25 yıl) devletin sağladığı imkânlarla rahat bir hayat sürdürmüştür Eserlerinin çoğunu Halep'te geçirdiği bu yıllarda kaleme almıştır Daha sonra arasının da iyi olduğu Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa sadrazam olunca Nâbi'yi yanına aldı Bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulundu Ayrıca, bazı kaynaklara göre Nâbi aynı zamanda çok güzel bir ses sahipti ve müzik konusunda da fazlasıyla başarılı idi "Seyid Nuh" ismiyle bazı besteleri olduğu bilinir Nâbi, İstanbul'da 1712 yılında vefat etti

Dönemi, Çalışmaları

Nâbi Osmanlı'nın duraklama devrinde yaşamış bir şairdi, yönetim ve toplumdaki dejenerasyona ve bozukluklara şahit oldu Çevresindeki bu negatif olgular onu didaktik şiir yazmaya itmiş, eserlerinde devleti, toplumu ve sosyal hayatı eleştirmesine neden olmuştur Ona göre şiir hayatın, karşılaşılan sorunların ve günlük yaşamın içinde olmalı, hayattan, insandan ve insanî konulardan izole edilmemelidir Bu yüzden şiirleri hayat ile alâkalı, çözümler üretmeye çalışan, yer yer nasihatta bulunan bir yapıdadır Eserlerinin herkes tarafından anlaşılması ve hayatla iç içe olmasını istemesindendir belki de, kullandığı dil yalın ve süssüzdür


Başlıca Eserleri


Dîvân

Hayriye


Hayrabâd

Tuhfetü'l Haremeyn

Surname

Fatihnâme-i Kâmaniçe

Zeyl-i Siyer-i Veysi

Şair: Nâbî
Türü: Gazel
Başlık: Ey nâme sen ol mâh-likaadan mı gelürsün
Şiir: Ey nâme sen ol mâh-likaadan mı gelürsün
Ey hüdhüd-i ümmîd Sebâ'dan mı gelürsün

Âlûde-i hûndur yine dâmân ü girîbân
Ey gamze-i hûn-hâr gazâdan mı gelürsün

Şevkin var alub satmağa erbâb-ı niyâzı
Sevdâ-geri-i sûk-i Minâ'dan mı gelürsün

Teşrîfe bu şeb va'di var ol şem'-i ümîdin
Ey hâb-ı siyeh-baht aşâdan mı gelürsün

Bu secde-i bî-hûde nedir her kademinde
Ey hâme-i bî-mağz likaadan mı gelürsün

İtmiş sana dil-hastelerin hâleti te'sir
Ey çeşm-i siyeh dâr-ı şifâdan mı gelürsün

Her bir yere mûyundan akar âb-ı letâfet
Deryâ-yı letâfetde şınâdan mı gelürsün

Zâhid bizi tahvîf ile teşvîşe düşürme
Sen mahkeme-i rûz-i cezadan mı gelürsün

Bilsem ne içün varmış idin kûyuna ey eşk
Tahrîk-i gazabdan mı recâdan mı gelürsün

Nâbî gazeli gibi hoş-âyendeliğin var
Ey bâd-ı revân-bahş Ruhâ'dan mı gelürsün


Açıklama: Mef'ûlü mefâîlü mefâîlü faûlün

13.01.06 17:23 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


Şeyhî

XV yüzyıl Türk şairlerindendir Şeyhü'l-şuarâ unvanı ile anılan ve mahlası Şeyhî olan şâirin asıl adı Yûsuf Sinâneddîn’dir, devrin kültür merkezlerinden olan Kütahya'da 1376 yılında dünyaya gelmiştir Germiyanlı'dır Göz hastalıkları alanında ünlü bir tabib olması nedeniyle Hekim Sinan adıyla da ün kazanmıştır I Murat zamanında doğan Şeyhî, Yıldırım Bayezid, Süleyman Çelebi, Sultan Mehmet ve II Murat devirlerini idrâk etmiştir

Öğrenimine Kütahya'da başlayan Şeyhî, şâir Ahmedî ve diğer âlimlerden ders görmüştür Ayrıca, öğrenim için İran'a gitmiş, orada tasavvuf, hikmet, tıp ve diğer ilimleri öğrenmiş, özellikle tasavvuf ve edebiyatta derin bilgiler kazanmıştır

İran dönüşünde Ankara'da Hacı Bayrâm-ı Velî'ye intisabederek tarikata girmiş, Şeyhî mahlasını almıştır Çelebi Sultan Mehmet, Karaman Seferi sırasında (1415) Ankara'da rahatsızlandığı zaman Kütahya'dan tedavi etmesi için çağırılmış, başarı gösterdiği için de taltif edilerek kendisine Tokuzlu
Köyü tımar olarak verilmiş, sultanın özel doktorluğuna atanmıştır

Şeyhî, Tokuzlu Köyü'ne giderken tımarın eski sahipleri tarafından tecavüze uğramış, durumu «Har-nâme» mesnevisi ile padişah Çelebi Sultan Mehmed'e bildirmiştir

II Murat’ın hükümdar olmasından sonra, Germiyan hanedanı ve Osmanlı sultanları ile devamlı münasebette bulunmuş, hayatını hekimlik ve eczacılık yaparak kazanmıştır

Büyük bir mutasavvıf olan Şeyhî, gerek Dîvân’ında ve gerekse Hüsrev ü Şîrin’inde tasavvuf kurallarından bol bol yararlanmıştır Fakat kendisi şeyhlik yapmamıştır

Çirkin ve gözleri ağrılı olan şair zarif, şakacı ve nüktedan bir mizaca sahiptir Ayrıca alaycı bir yönü de vardır Olgun, sabırlı ve temkinli bir ruh taşır

1431’de Kütahya’da vefat etmiştir

Edebî Kişiliği

Kendisine yöneltilen bazı haksızlıkları büyük bir duyarlılık ve tevekkülle karşılayan şair, sûfî mizaçlı, zarif ve nüktedândır Hayat felsefesi ve dünya görüşünün temelinde dinî kurallar ve İslâmî ideoloji yatar: Dünya fanidir, onun varlıklarına aldanmamalıdır Bu faniliğin arkasında ebedî olan İlâhî varlığa inanmalıdır; asıl saadet budur Bu görüşlerinde İran şairlerinin etkisi büyüktür

Şeyhî hayatı boyunca, sanatının anlaşılmaması, hasetçiler, rakipler, takdir edilmediği için refah içinde yaşayamama durumlarından yakınır Fakat bu yakınmalarının bir kısmı, sanatlıca mübalâğadan ibaret olup gerçeğe uygun değildir Çoğu kez bunları, sanatçı ruh ve gururunun tatmin edemediği için söyler

Tasavvufla ilgili bulunması, tarîkata mensubolması dolayısıyla eserlerinde sükûn, tevekkül, teslimiyet ve bir huzur sezilir

Şeyhî'nin sosyal düşünceleri, zenginlik ve fakirliğin adil olmayan bir şekilde yayılmasından, sosyal eşitsizlikten yakınma; bir insanda cömertlik, kahramanlık, adalet ve dinine bağlı olması gerekliliği şeklinde sıralanabilir

Şeyhî, gazel ve kasidelerinde, özellikle Iran şâirlerinden Selman-ı Salvecî ve Hâfız-ı Şirazî ile diğer ikinci derce şâirlerin etkisindedir Şeyh Şa'dî’den dünya görüşü ve felsefesi, Hâfız'dan şiir zevki bakımlarından yararlanmıştır Ayrıca, başka şairlerin birtakım buluşlarını aynen benimsediği olmuştur Nitekim bu yüzden eski eleştirmenler tarafından eleştirilmiştir

İran şairlerinin etkilerinin fazla bulunması bakımından gazelde pek başarılı olamamıştır

"Şeyhü'l-Şuara", "Hüsrev-i Şuarâ", "Emîr-i Şuarâ", "Serdâr-ı Şuarâ" gibi unvanlarla övülmüş olan Şeyhî'nin üstadlığı birçok şair tarafından kabul edilmiştir Şöhretini XVI yüzyılda ve daha sonraları devam ettirebilmiş bir şairdir

Halilî, Karamanlı Nizamî, Hümamî gibi şairler, şairlik değerlerin anlaşılmasında onu kıstas, mihek saymışlardır Kırk beş tane şâir taraftından tanzîr edilmiştir Necatî ve başka birçok şairi de etkilenmiştir

Asıl büyük şöhretini, Hüsrev ü Şîrîn’i sayesinde kazanmıştır, Mısır Türkleri arasında da tanınan şair, mutasavvıf çevrelerinde oldukça geniş şöhret edinmiştir XVII yüzyıldan sonra ünü gittikçe azalmıştır

Eserleri: Dîvân, Har-nâme, Husrev u Şîrîn Ayrıca Şeyhî’nin olduğu tahmin edilen Ney-nâme ve Hâb-nâme isimli eserler vardır


GAZEL:

Zâhidi gör ki gezer ‘aşk ile meyhâneleri
Göreli sendeki ol nergis-i mestâneleri

Yüzü gül şem’ine karşı yakılıp yanmak için
Kığırıp cem’ iderem her gece pervâneleri

Ol perî şânınadır zülfü perîşânına gör
Dağıtır müşk ile anber urıcak şâneleri

İtinin ayağına yüz süre baydak gibi şâh
Anda kim mât ede bir lu’b ile ferzâneleri

Şâh olur mülk-i cihâna bulur ol genc-i nihân
Her ki ma’mûr ide ’adl ile bu vîrâneleri

Vargıl ey zâhid-i hod-bîn bana efsûn okuma
Ben de çok okumuşam halka bu efsâneleri

Leb ü dendânını Şeyhî dil ile vasf edicek
Nice hoş nazm eder ol la’l ile dürdâneleri



vezni: fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün

13.01.06 17:28 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


Avnî (Fatih Sultan Mehmed)


Yaşadığı dönem: 15yyHayatı:

1 Nisan 1430 tarihinde doğan Fatih Sultan Mehmed, II Murad ile Hüma Hatun'un oğludur İyi bir eğitimden geçen II Mehmed 1443'te Manisa sancakbeyliğine gönderildi Kardeşi Alâeddin Çelebi'nin aynı yıl ölmesiyle tahtın varisi oldu 1444 -1446 yıllarında hükümdarlık tahtına oturduğunda babası II Murad, Manisa'da dinlenmekteydi Yeniçerilerin ayaklanması ve Halil Paşa'nın ısrarıyla yeniden tahta geçti II Mehmed yeniden Manisa'ya sancakbeyi olarak döndü Buradaki beş yıllık görevinde kültürel ve siyasal ufkunu genişletti 10 Şubat 1451'de babasının ölümüyle Edirne'ye gelerek 19 Şubat'ta ikinci kez tahta oturdu
İstanbul'u alarak Bizans imparatorluğunu tarihten silmeyi düşünen II Mehmed, bu düşünü büyük gayret ve hazırlıklarla 29 Mayıs 1453'te gerçekleştirmiş, Osmanoğulları'nın en büyük ve anlamlı zaferini elde ederek, kendine, "Fâtih-i Kostantiniyye", devlete de imparatorluk unvanını kazandırmıştır İstanbul’daki ticarî canlılığı sağlamak için 1454'te Venediklilerle her türlü ekonomik serbestliği öngören bir antlaşma imzaladı
Fatih'in dış görünüşünü kendisini tanıyan yerli ve yabancı birçok yazar ve sanatkâr tasvir etmiştir İtalyan Zorzo Dolfin, onun az gülen, çalışkan, zekî, amacına ulaşmada inatçı, kitap okumayı çok seven, araştırmalar ve incelemeler yapan cömert bir insan olduğunu söyler Neşrî ise Fatih'i, adaletli, yiğit, bilgin, dindar, bilim adamlarını ve erdem sahiplerini koruyan bir kişi olarak tanıtır Bu özellikleri onun sefere gittiği yerlerden birçok âlim ve sanatçıyı istanbul'a getirmesine vesile olmuştur
Hayatının her dönemini azami bir verimle kullanan Fatih Sultan Mehmed 1481 baharında sefer için orduyla birlikte İstanbul'dan ayrıldı Padişah, Maltepe'de hastalanarak Tekür Çayırı'ndan öteye gidemedi 3 Mayıs 1481'de 51 yaşında öldü Cenazesi kendi adını taşıyan caminin kıble tarafındaki türbesine gömüldü
Edebî Kişiliği
Çocukluğundan itibaren bir ilim, şiir ve sanat havzasında yetişmiş ve bu ilgisini hayatının sonuna kadar sürdürmüş olan Fatih Sultan Mehmed, Avnî mahlâsıyla şiirler yazmış, divanı olan ilk Osmanlı padişahıdır Bütün kaynakların fikir birliğine vardığı nokta; hassas ruhlu, sözüne sadık, âlim ve sanatkârları himaye eden, musikîye ve şiire düşkün bir insan olmasıdır Gelenekleşen âlim ve şairleri toplayarak sohbet etme adeti II Mehmed döneminde haftada iki gün yapılmıştır
Bugün Fatih'in şiirlerinin bulunduğu divan, bir divandan çok içerisinde gazellerin bulunduğu bir divançe niteliğindedir Onun devrine göre iyi bir şair olduğunu bu divançedeki şiirler açıkça ortaya koymaktadır
Avnî'nin altı dil bildiği rivayet edilmekle beraber Arapçayı ve Farsçayı eserleri aslından okuyacak kadar iyi bilmektedir Dili diğer Osmanlı şairlerinden farklılık göstermeyen Avnî, zaman zaman devrine göre sade ve duru bir üslûp kullanmıştır Kimi beyitlerinde konuşma dili rahatlığı içindedir
Devlet adamlığı, komutanlığı, zaferden zafere, ülkeden ülkeye koşmakla geçen hayatının izleri şiirlerine pek yansımamıştır O, maddî zevk ve saf aya kayıtsız kalan, yaptığı işleri manevî görev bilen bir padişahtır
Avnî'nin şiirlerinde rindâne ve âşıkane söyleyişlerin yanında hükümdarlığını yansıtan beyitler de vardır Sahip olduğu karakter ve üne rağmen zaman zaman sevgili kavramının arkasında ölüm karşısında çaresizliği, dünyanın geçiciliğini, kulluğunu unutmadığı görülür
Avnî'nin şiirlerindeki hayal zenginliği ve yeni buluşlar dikkat çekicidir
Divan şiirinin geleneklerine uygun olarak O da gerçek dost bulmanın zorluğundan, devrinden, anlaşılamamaktan, ayrılıktan, güzellerin eziyetlerinden, gönülden felekten dem vurur
Divandaki gazeller bize II Mehmed'in 'aşk, sevgili ve güzeller konusundaki düşüncelerini tüm samimiyeti ve açıklığıyla ortaya koyar O tamamen hissî ve hiçbir çıkara dayanmayan bir sevgilinin övgüsü içindedir Şiirlerinin incelenmesiyle ortaya çıkan bir başka sonuç da Şirazlı Hafız ve Şeyh Sadi gibi lirik ve didaktik Iran şairlerinin etkisinde kalmış olmasıdır Gazellerdeki didaktik, öğüt verici ve atasözlerine yakın söyleyişler bu etkiyi daha açık bir şekilde ortaya koymaktadır

Avnî, Anadolu sahasında ise en çok Şeyhî ve Ahmed Paşa’nın etkisinde kalmıştır

Ağlasa âşık belâ-yı hicr ile nâlân olup
Gözleründen akan anun yaş yerine kan olup
Geh cefâ kûhı gubârından örünse kisveti
Geh belâ vadisini geşt eylese 'uryân olup
Her ne denlü cevrler görse vefalar eylese
Her ne denlü gülseler hâline ol giryân olup
Gam beyabanına her gün eylese seyr ü sefer
Her gice mihnet- serâ-yı firkate mihmân olup
Râz-ı 'aşkı aşikâr itmeğe takat bulmasa
Sinesinde nâvek-i dil-dûzlar pinhân olup

vezni: fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün

13.01.06 18:52 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


ESRÂR DEDE

Tam adı Mehmet Esrar Dede İstanbul’da doğdu, ancak doğum tarihi bilinmiyor 1979’da yine İstanbul’da öldü Mevlevi şairlerinin yaşam öykülerini anlatan tezkireleriyle tanınır Arapça ve Farsça’nın yanısıra Latince ve İtalyanca da öğrendi Galata Mevlevihanesi’nde Şeyh Galib’in müridi oldu Kazancı dedeliğine kadar yükseldi Şiirlerinde arı bir dil kullandı En ünlü eseri, Esrâr Dede Tezkiresi olarak da bilinen Tezkire-i Şuara-yı Mevleviye’dir Ölümünden sonra şiirleri Divan-ı Belağat-unvân-ı Esrâr Dede Efendi adıyla 1841’de yayımlandı

GAZEL

Azm-i sefer ettin dil-i nâçârı unutma
Gittin güzel ammâ bu dil-efkârı unutma

Gâhîce uyandıkça şebistân-i safâda
Şol gice olan sohbet-i hemvârı unutma

Vardıkça şeker-hâba girip bister-i nâza
Ne zehr içer dîde-i bîdârı unutma

Ben sabr edeyim derd ü gam-i hecrine ammâ
Sen de güzelim ettiğin ikrârı unutma

Ağlatmayacaktın yola baktırmayacaktın
Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma

Yok tâkati hicrânına lûtf eyle efendim
Dil-haste-i aşkın olan Esrârı unutma

13.01.06 18:52 Yazan: Yugunes
Re: Divan Şairleri

Re: Divan Şairleri


HAYÂLÎ

Doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor 1494-1495 yılları sanılıyor Asıl adı Mehmed, lakabı Bekar Memi Vardar Yenicesi’nden Genç yaşta şiir yazmaya başladı İstanbul’a gelip kalenderi oldu Tasavvufu Baba Ali Mest-i Acem’den öğrendi Yüksek eğitim görmedi Ama şiire olan yeteneğiyle kısa sürede şöhrete ulaştı Kanuni Sultan Süleyman’ın himayesine girdi Öyle ki döneminin şairleri Kanuni’nin Hayalî’ye olan ilgisini kıskandı Aşık Çelebi, Hayalî için, "Padişah avucundan yemini yiyen ve onun kolunda gezen bir şahin" ifadesini kullandı Kendisine 100 bin akçeden fazla zeamet verilmesini de yine dödeminin şairlerinden Taşlıcalı Yahya eleştirdi 1557’de Edirne’de yaşamını yitirdi Bâkî’nin çıkışına kadar döneminin en büyük şairi sayıldı İç zenginliği, kalender yapısı, kayıtsız yaşayışı ve sadeliğiyle özellikle gazel türüne yeni bir hava ve ses getirdi


GAZEL

Cihân-ârâ cihân içindedür arayıbilmezler
O mâhîler ki deryâ içredür deryâyı bilmezler

Harâbat ehline dûzah azâbın anma ey zâhid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdâyı bilmezler

Şafak-gûn kan içinde dâgını seyr etse âşıklar
Güneşde zerre görmezler felekde ayı bilmezler

Hamîde kadlerine rişte-i eşki takub bunlar
Atarlar tîr-i maksûdu nedendür yayı bilmezler

Hayalî fakr şâlına çekenler cism-i uryânı
Anunla fahr ederler atlas ü dîbâyı bilmezler

(Vezin: Mefailün mefailün mefailün mefailün)

 


WEZ Format +2. Şuan Saat: 09:42.


PaylaşTR Bir Eğlence Ve Bilgi Paylaşım Platformudur. Copyright © 2004-2014

Sitemizdeki içerik,iznimiz olmadan veya kaynak gösterilmeden başka sitelerde kullanılamaz. 5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Sitemizdeki Üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.Sitemizde bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan bize bildirin.

PaylasTR.Org | Since 2004

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0

Forumumuza kayıtlı Kullanıcı olmadığınız algılandı. Forumun tüm özelliklerini kullanabilmek için buraya tıklayarak ücretsiz üye olabilirsiniz...
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz