PaylaşTR

Geri git   PaylaşTR > GENEL KÜLTÜR > Atatürk ve Cumhuriyet > Önemli Olaylar

ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler

Önemli Olaylar
ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler, ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler TÜRK ün Şanı Mustafa Kemal 5 Ordu’da Arap ırkından olan askerlere özel muamele yapıldığını ve Anadolu çocuklarından üstün tutulduklarını gördükçe üzülüyordu -Osmanlılığın telkin ettiği, bu aşağılık duygusundan ne zaman kurtulacağız? diyordu Aynı ızdırabı ben de duyuyordum Yafa’da Mustafa Kemal’in bölüğünde alaydan yetişmiş, Makedonya Türklerinden yaşlı bir yüzbaşı vardı Yüzbaşı Anadolulu kıta çavuşlarına kötü davranıyor yeni Arap erlere karşı ise gereğinden fazla tolerans gösteriyordu Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu Mustafa ve ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler ataturk ile ilgili kisa oykuler, ataturk ıle ılgılı kısa hıkayeler, atatürk hikayeleri kısa, atatürk ile ilgili hikayeler, atatürk ile ilgili hikayeler kısa, atatürk ile ilgili kısa hikaye, atatürkle ilgili kisa hikaye, atatürkle ilgili kısa hikayeler, atatürkle ilgili kısa öyküler, atatürkün hikayeleri kısa, atatürkün insan sevgisi ile ilgili oykü, atatürkün kısa hikayeleri, hakkında bilgiler ve daha fazlasını içeriyor.. Devamını Oku...

 
Paylaş
07.11.05 01:02 Yazan: nyat
ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler

Sponsorlu Bağlantılar

ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler


TÜRK ün Şanı

Mustafa Kemal 5 Ordu’da Arap ırkından olan askerlere özel muamele yapıldığını ve Anadolu çocuklarından üstün tutulduklarını gördükçe üzülüyordu
-Osmanlılığın telkin ettiği, bu aşağılık duygusundan ne zaman kurtulacağız? diyordu Aynı ızdırabı ben de duyuyordum
Yafa’da Mustafa Kemal’in bölüğünde alaydan yetişmiş, Makedonya Türklerinden yaşlı bir yüzbaşı vardı Yüzbaşı Anadolulu kıta çavuşlarına kötü davranıyor yeni Arap erlere karşı ise gereğinden fazla tolerans gösteriyordu Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu
Mustafa Kemal, başından geçen bir olayı şöyle anlattı:
-Bir gün Makedonyalı yüzbaşı kıta çavuşlarından birini bölük komutanı odasına çağırdı Müfit’le ben de orada idik Çavuş sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısı idi Yüzbaşı, gencin onurunu kıracak şekilde azarlamaya başladı Delikanlıdan çok mensup olduğu ırka hücum ediyordu:
-Sen, diyordu, nasıl olur da yüce Arap ırkına mensup peygamber efendimizin mübarek soyundan gelen bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil, sen onların ayağına su bile dökemezsin
Gibi gittikçe manasızlaşan sözlerle hakaret ediyordu Sesi yükseldikçe yükseliyordu Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım Önce bir babaya duyulan saygının samimiyeti okunan çizgiler sertleşmeye, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinden okunmaya başladı, fakat gerçek itaatin sembolü olan Türk askeri gibi iç duygularını gemlemeye çalıştı Göz pınarlarından tanelenen yaşlar yanaklarından döküldü
Dayanamadım
-Yüzbaşı efendi susunuz!
Diye bağırdım, birden şaşırdı, sözlerinin bizden onay görmesini beklediği anlaşılıyordu
-Yoksa fena bir şey mi söyledim? dedi, ben de,
-Evet, çok fena hakaret ettiniz, buna hakkınız yok, bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi bir çok bakımdan yüce olabilir, fakat senin de benim de, Müfit’in de ve çavuşun da mensup olduğumuz ırkın da büyük ve asil bir millet olduğu, asla inkar edilemez bir gerçektir
Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı
Yıllar sonra, bir gün Ankara’da beni de şahit göstererek anlattığı bu gerçek olay karşısında görüşü şu idi:
-Bu ve buna benzer olaylar, Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır
Mustafa Kemal’in, Türk Tarih Kurumu’nu kurmasının en büyük nedeni bu asil düşüncede aranmalıdır Atatürk, Türk Milleti’nin asaletine, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu iftiharla savunmasını hayatı boyunca amaç edinmiştir, milletine:
-Ne mutlu Türküm diyene
hitabıyla seslendiği zaman, buna varlığı ve içtenliği ile inanmıştı:

Ali Fuat CEBESOY, Sınıf Arkadaşım ATATÜRK

Sponsorlu Bağlantılar




Gitti Gidiyor..
07.11.05 01:03 Yazan: nyat
Hatay

Hatay


HATAY

1923 yılı Mart’ının On Beşi Pazar günüydü Atatürk, Adana İstasyonu’nda trenden inmiş; sağı solu dolduran halkın coşkun alkışları, “Yaşa varol!” sesleri arasında yaya olarak kente giriyordu
Yarı yolda karalar giymiş bir kadın kalabalığı göze çarptı; sonra onların arasından ikişer levha taşıyan dört genç kız çıktı; Atatürk’ün önünde durdular Arkalarından bir kız daha göründü ve önüne geçti Hıçkırıklar, iniltiler ve yalvarışlarla dolu bir nutuk söylemeye başladı Bu genç kızın kişiliğinde henüz tutsak bulunan İskenderun’la Antakya’nın Türk olan bütün halkı:
“Bizi de kurtar” diye yalvarıyordu
Herkesin gözleri yaşarmıştı, hıçkırıklarını tutamayanlar vardı
Atatürk’ün de gözleri nemliydi ve başı eğilmiş gibiydi Genç kızın nutku bitince Atatürk’ün alnı yükseldi; mavi gözlerinde ve pembe yüzünde bir çelik parıltısı görüldü Her kelimesi üzerinde kuvvetle durarak:
-Kırk asırlık Türk yurdu yabancı elinde kalamaz! dedi
On altı yıl sonra Hatay sorunun en heyecanlı günlerinde, hasta ve bitkin olmasına rağmen, Hatay’a yakın olmak için tekrar Adana’ya gitti Dört saat ayakta durmak, birliklerin geçidini izlemek gibi olağanüstü bir dayanıklılık gösterdi Hatay kurtuldu, fakat Atatürk’ü yitirdik
İsmail Habib, bu konuyu şöyle bitirir:
“Hatay, Hatay! Seni kurtaran, aynı zamanda senin şehidin oldu!”

AHPAR / MAÖNEN, Atatürk’ü Anlamak, s83-84

07.11.05 01:04 Yazan: nyat
ATATÜRK Ve Trikopis

ATATÜRK Ve Trikopis


ATATÜRK Ve Trikopis

Büyük Taarruz esnasında Gazi’nin yanında bulunan arkadaşları, Yunan Kuvvetleri Komutanı General Trikopis’in Başkomutan Çadırı’na nasıl getirildiğini şöyle anlattılar:
Trikopis, diğer esir kolordu ve tümen komutanları ile birlikte Gazi’nin huzuruna çıkarıldıkları zaman, hepsi çok heyecanlı ve bitkin halde imişler Gazi, bunları oturtmuş, kendilerini teselli için bu gibi yenilgilerin tarihte örnekleri olduğunu, sevk ve idareyi eksiksiz yapmış iseler vicdanen rahat olabileceklerini söylediği zaman, Trikopis:
-Askeri görevimi tamamen yaptığıma eminim Fakat asıl görevimi maalesef yapamadım, diye intihar edemediğini anlatmak isterken, Gazi:
-O size ait bir düşüncedir, diye sözünü kesmiş ve harita üzerinde:
-Şurada bir tümeniniz vardı Niçin onu şuraya almadınız Filan yerdeki kuvvetlerinizi falan yere sürseydiniz daha iyi olmaz mıydı? Gibi bazı eleştiriler yapmış, Trikopis:
-Ben öyle hareket etmek için emir verdim Fakat (yanındaki Kolordu Komutanı’nı göstererek) bu yapamadı, demiş
Bu görüşmeler olurken esir komutan yavaşça yanında bulunan subaylarımızdan birine:
-Bizim ile konuşan bu general kimdir? diye sormuş, subay:
-Başkomutan Mustafa Kemal, deyince adam hayrete düşmüş:
-Şimdi anladım biz niçin mağlup olduk! Bizim Başkomutan İzmir’de vapurda oturuyordu, diyerek derdini dökmüş

KAYNAK; EmTümg Muzaffer ERENDİL, İlginç Olaylar ve Anekdotlarla Atatürk, s43

07.11.05 01:12 Yazan: nyat
Ata Ve KÖylÜ

Ata Ve KÖylÜ


ATA VE KÖYLÜ

Bir gün bir köylü Atatürk’ün Orman Çiftliği sınırları içindeki bir tarlayı, kendi tarlasıymış gibi sürüyordu Onu gördüler Uyardılar, dinletemediler Bunun üzerine Atatürk’e söylediler
Atatürk denetlemeye çıktığı zaman o tarafa gitti Yanındakiler toprağı sürmekte olan köylüyü göstererek:
-İşte budur, dediler
Atatürk yavaş yavaş ona doğru yürüdü; yaklaşınca sordu:
-Burada ne yapıyorsun?
Köylü gülümsüyordu Son derece sevip saydığımız, fakat asla korkmadığımız bir insan karşısında nasıl durursak köylü de öyle duruyordu Sakin bir sesle cevap verdi:
-Tarlayı sürüyorum
-İyi ama, bu tarla senin midir?
-Değildir
-Kimindir?
-Atatürk’ündür!
Köylü bu cevapları vermekle suçu kabul etmiş oluyordu Bu itibarla dava kaybolmuş demekti Atatürk, kendi toprağına tecavüz edildiği için değil, haksızlık yapıldığı için sertlendi ve sordu:
-İyi ama, sen başkasına ait bir toprağın ona sorulmadan ve izin alınmadan sürülüp ekilemeyeceğini bilmiyor musun?
Köylü hiç telaş etmiyordu Aynı sükunetle dedi ki:
-Biliyorum, fakat benim bu tarlayı sürüp ekmeye hakkım vardır!
Atatürk’ün kaşları çatıldı, büyük bir merak ve hayretle ona sordu:
-Bu hakkı nereden alıyorsun?
-Çok basit Atatürk bizim babamız değil midir? İnsan babasının tarlasını sürüp ekerse kabahat mi işlemiş olur?
Atatürk’ün yüzünde takdir ve sevgi duygularının en coşkununu anlatan engin bir gülümseme oldu; köylünün sırtını okşadı ve:
-Haklısın! diyerek uzaklaştı
KAYNAK ; NA BANOĞLU, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, s99-100

07.11.05 01:14 Yazan: nyat
Yunan BayraĞi

Yunan BayraĞi


YUNAN BAYRAĞI

Atatürk İzmir’in kurtuluşunda halkın coşkun gösterileri arasında kalacağı evin önüne gelince, kapının önüne serilmiş bayrağı görünce durdu: Bu, ipekten kocaman bir Yunan bayrağı idi Üzerine basılarak geçilecek bir yol halısı gibi serilmişti:
Kapıdaki kalabalık halk yalvarıyordu:
-Buyurunuz, geçiniz Bizim öcümüzü alınız! Yunan Kralı, bu evden içeri, bizim bayrağımıza basarak girmişti Siz lütfedin Bu karşılıkla o lekeyi silin! Burası sizin şehrinizdir Bu ev sizin evinizdir Bu hak sizindir
Atatürk, o yerde serili bayrağın önünde, bulunduğu noktada kaldı Çevresindekilere tatlılıkla baktı
-O, geçmişse hata etmiş Bir ulusun bağımsızlık simgesi olan bayrak çiğnenmez Ben onun yanlışını tekrar edemem
Bayrağı yerden kaldırttı, bembeyaz mermerlere basarak içeri girdi

AH PAR, MA ÖNEN, Atatürk’ü Anlamak

07.11.05 01:16 Yazan: nyat
TÜrk Olarak DoĞmak...

TÜrk Olarak DoĞmak...


TÜRK OLARAK DOĞMAK

Atatürk, kendisinin insanüstü bir varlık olduğunu söylemelerini hiç hoş karşılamazdı Çocukluk arkadaşı Nuri Conker’in sert şakalarını büyük bir neşe ile dinler ve hepimizin önünde tekrarlatırdı
Bir gün sofradakilerden biri:
-Paşam, demişti, kim bilir çocukluğunuzda ne müstesna bir insandınız Kim bilir ne eşsiz anılarınız vardır
Atatürk güldü ve Conker’e döndü:
-Nuri anlatsın, dedi
Nuri Bey her zamanki şakacı diliyle:
-Bakla tarlasında karga çobanlığı ederdi, yanıtını verdi Deminki soruyu soran kişi, sözün bu yola dökülmesinden fena halde ürktü Soruyu ortaya attığına bin kez pişman oldu
-Aman efendimiz, diyecek oldu, Atatürk hemen sözünü kesti:
-Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdedir

KAYNAK ; Hadi BESLEYİCİ, “Atatürk’ü Anlamak”, s117-118

07.11.05 01:18 Yazan: nyat
Bu Mİllete UŞakliĞi ÖĞretemedİm !!

Bu Mİllete UŞakliĞi ÖĞretemedİm !!


BU MİLLETE UŞAKLIĞI ÖĞRETEMEDİM !!

İngiliz Kralı VIII Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti Ziyafetten önce:
- Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz! dedi
Sonunda İngiliz sofra merasimini bilen bir kişiden öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular Akşam Kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu Atatürk’e dönerek:
- Sizi tebrik eder ve size teşekkür ederim Kendimi İngiltere’de zannettim, diyerek memnuniyetini bildirdi
Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı Yemekler de halılara dağıldı Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler Fakat Atatürk Kral’a eğilerek:
- Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim, dedi Bütün sofradakiler Atatürk’ün zekasına hayran oldular Atatürk garsona da “görevine devam et” emrini verdi

07.11.05 01:20 Yazan: nyat
İĞnecİyan Ve AtatÜrk

İĞnecİyan Ve AtatÜrk


İĞNECİYAN VE ATATÜRK

Mustafa Kemal’in dostları arasında İğneciyan adında bir de Ermeni vatandaş vardı Zengin bir kişidir Sık sık Mustafa Kemal’i Şişli’deki evinde ziyaret etmekte ve kendisine birçok yardımlarda bulunmaktadır
Mustafa Kemal Anadolu’ya geçtikten sonra bir Ermeni örgütü ile ilgisi olduğu iddiasıyla İğneciyan’ı tutuklayıp Malta’ya sürüyorlar Tüm servetine el konuluyor
İğneciyan Malta’dan döndükten sonra üzerinde bir elbisesinden başka hiçbir şeyi olmayan fakir bir kişi durumundadır Bir de kızı vardır Yedikule’de bir gecekonduya sığınmışlardır
Atatürk zaferi kazanmış, devlet başkanı olmuştur Devrimler için geceli gündüzlü çalışmaktadır
Atatürk 1927’de ilk kez İstanbul’a gelmiştir Bu İğneciyan için iyi bir fırsattır Hem dostunu görmek, hem de uğradığı haksızlığı anlatmak için doğruca Dolmabahçe Sarayı’na gider İlgili memura başvurur:
- Ben, Gazi hazretlerini görmek istiyorum
- Sen kimsin?
- Ben İğneciyan Gazi’nin eski bir dostuyum, arkadaşıyım
Memur, İğneciyan’ı baştan aşağı süzer Kılık kıyafeti pek güven verici değildir Bir bahane uydurarak atlatır Birkaç kez daha başvurur, fakat sonuç alamaz
Bir gün de kızını alıp birlikte saraya giderler O gün sarayın önünde olağanüstü bir hal vardır Motor sesleri, sağa sola koşturan insanlar Bu, Gazi’nin bir geziye çıkacağına işarettir
Polisler ve muhafızlar oradan uzaklaşması için İğneciyan’a işaret ederler O sırada Gazi de Saray’dan çıkmıştır Etrafındaki insan çemberi arasında otomobiline doğru ilerlemektedir
O anda İğneciyan’ın kızı fırlayarak insan çemberini yarıp Gazi’nin karşısına sokulur Gazi sorar:
- Kim bu kız?
Kız cevap verir:
- Ben İğneciyan’ın kızıyım
- Nerede baban?
- Dışarıda bekliyor, sokmuyorlar
Gazi hemen emir verir İğneciyan’ı huzuruna alırlar İki dost özlem içinde kucaklaşırlar İğneciyan başından geçenleri anlatır Gazi’nin gözleri dolu dolu olur Emir verir Gerekli soruşturma yapılır İğneciyan’ın haklı olduğu anlaşılır ve alınan malları geri verilir
Yıl 1938 Kasım’ın 12’si Atatürk’ün acı kaybına dayanamayan İğneciyan üzüntüsünden ölür

KAYNAK ; Falih Rıfkı'nın Çankaya adlı eseri

07.11.05 01:25 Yazan: nyat
Re: ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler

Re: ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler


Efendim, Harf Devrimi kararı verilmiş Türk alfabesinin harfleri belirleniyor Arap alfabesinde bir kaf var, bir de kef Falih Rıfkı Atay başta, gençler, “k” harfinin ikisini de karşılayacağı inancında
Tasarı Atatürk'e sunulmuş O gece Ata'nın ünlü sofrasında konu bu harfler tabii Başından beri Latin harflerine karşılığı ile bilinen Kazım Özalp Paşa dertli Kaf ile Kef'in aynı harfle temsilini kabul edemiyor

“Q harfi olmazsa ben imzamı nasıl atacağım paşam” diye soruyor Atatürk'e Okyanusu geçmiş Atatürk Yeni bir sorun istemiyor “Bir harften ne çıkar onu da kabul edelim” diyor

Diyor ama içindeki burukluğu Falih Rıfkı biliyor

Atatürk imzasında küçük harfler kullanıyor gazi mkemal diye atıyor imzasını önceleri Sonraları katatürk diye Ve Q'nun küçük harfi q'yu sevemiyor bir türlü Eli “k” yı daha görkemli buluyor, imzasında Falih Rıfkı, Atatürk'ün bu zaafını iyi kullanıyor ertesi gün ve Ata'yı yeniden ikna edip Q harfini gene çıkarttırıyor alfabeden

Falih Rıfkı “Bereket Atatürk q'nun büyük harfi Q'yu kullanmıyordu Çünkü Q, K'dan çok daha gösterişli bir harfti” diye anlatır sonraları

KAYNAK ; Hıncal Uluç’un köşesinde aynen bu haliyle anlatıldı bu hikaye Falih Rıfkı'nın Çankaya kitabında da var,ayrıca CHP tarafından yayınlanmış bazı kitapçıklarda da K yerine KH kullanılmış Kalem yerine Khalem gibi Dilipak'in bir kitabında var bu konuAslında Ünlü Turkolog Geoffrey Lewis "Turkish Language Reform" isimli kitabinda (1999 Oxford) bu hikayeyi anlatıyor
Saygılarımla

07.11.05 01:28 Yazan: leventt
Re: ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler

Re: ATATÜRK ile ilgili Kısa Hikayeler


bunların hepsi atatürk bölümünde mevcud konular lütfen arama ve araştırma yapalım

 


WEZ Format +2. Şuan Saat: 11:31.


PaylaşTR Bir Eğlence Ve Bilgi Paylaşım Platformudur. Copyright © 2004-2014

Sitemizdeki içerik,iznimiz olmadan veya kaynak gösterilmeden başka sitelerde kullanılamaz. 5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Sitemizdeki Üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.Sitemizde bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan bize bildirin.

PaylasTR.Org | Since 2004

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0

Forumumuza kayıtlı Kullanıcı olmadığınız algılandı. Forumun tüm özelliklerini kullanabilmek için buraya tıklayarak ücretsiz üye olabilirsiniz...
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz