Bando Astsb. Murat NAMDAR Bundan tam 10 yıl önce Astsubay Murat ve eşi Yıldız Namdar, birlikte izne gidiyorlardı. Murat Namdar'ın kullandığı otomobil Sivas yakınlarındayken üzerinde asker kıyafeti giyen teröristler, otomobili durdurarak kimlik sordu. Kocası "Benim adım Murat, astsubayım. İşte kimliğimi göstereyim'" dedi. "Geçin" dediler. İlerleyip, köşeyi döndüler. Tümsek bir yere geldiklerinde teröristler koşarak yola çıktılar. Şalvar giymişlerdi ve ellerinde kalaşnikof silahları vardı. "Murat dur, in arabadan" dediler. Adını biliyorlardı, çünkü asker kıyafeti giyen arkadaşları telsizle bildirmişti. Murat Namdar otomobilden indi. O sırada Yıldız Namdar "Murat gitme" diye yalvarıyordu. Kocası "Tamam Yıldız döneceğim, sakın inme arabadan" dedi. Sonra arabada Yıldız Namdar'ın babasını gördüler ve "Amca sen de in" dediler. O da indi. Yıldız Namdar hiç umutsuzluğa kapılmadan dönmelerini bekledi. Bir süre sonra babası koşarak geldi ve şoför koltuğuna oturdu. Yıldız Namdar "Baba, Murat nerede?" diye sordu. O sırada silah seslerini duydu ve çılgına döndü. Kendisini arabadan atmaya çalıştı ama arabadakiler onu tuttu. Mesleği nedeniyle halk arasında Yıldız Hemşire olarak tanınan Yıldız Namdar 1995 yılında eşini teröre kurban verdi. 2 Haziran 1999'da Abdullah Öcalan'ın İmralı'daki yargılanmasında içtenlikle başından geçenleri anlatarak mahkeme heyeti de dahil olmak üzere tüm Türkiye'yi ağlattı. Öcalan'a duruşmada "Bizim günahımız neydi? Eşim fakir asker çocuklarına, Kürt çocuklarına ayrım yapmadan kendi gömleğini verirdi. Ama hiç acımadan ona kıydılar" dedi. Öcalan ise bu feryat üzerine üç kez ayağa kalkarak "Acılarını paylaşıyorum" dedi. Ancak geçen zaman içinde bu haykırışların hiç biri onu sakinleştirmedi. Tam tersine savaşmayı hiç bırakmadı. Tüm Türkiye'yi dolaşarak eylemler yaptı, meclise gidip milletvekilleriyle görüştü. Şimdi bu yaptıklarının hepsini yetersiz görerek, Bahçeşehir Üniversitesi'nde düzenlenen Terör Okulu'na gidiyor. Tek amacı bu konuda akademik eğitim alarak, teröre dur demek için yapılması gerekeni öğrenmek. Çünkü o hayatını bu işe adamış durumda. "Eşim öldüğünde 25 yaşındaydı, ben ise 23. Bunu bize yapmaya kimin hakkı var. Herkesin huzur içinde yaşamasını istiyorum. Ben en sonuna kadar bu davanın arkasındayım. Çünkü bunu yapmadan duramıyorum. Yüreğimden gelen bir şey bu. Üst üste nöbet tutuyorum, uyumadan buraya geliyorum. Neden? Beni yüreğimdeki acı buraya getiriyor. Ben de uyuyabilirim, gezebilirim, eğlenebilirim... Ama eşim orada yatarken bunları yapmak bana haram gibi geliyor. Çünkü ben eşimi hala çok seviyorum. Dünyada içindeki sevgisini kaybetmiş birçok insan var. Ama ben kaybetmedim. |