PaylaşTR

Geri git   PaylaşTR > GENEL KÜLTÜR > Atatürk ve Cumhuriyet > Milli Mücadele

Mİllİ MÜcadele : Hazirlik DÖnemİ

Milli Mücadele
Mİllİ MÜcadele : Hazirlik DÖnemİ, Mİllİ MÜcadele : Hazirlik DÖnemİ M İ LL İ MÜCADELE : HAZIRLIK DÖNEM İ Birinci Dünya Sava ş ı n ı n sona ermesiyle imzalanan Mondros Mütarekesi İ tilaf devletlerinin Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan gibi Türkiye’ye de hiçbir hayat hakk ı b ı rakmayacak kadar a ğ ı r yükümlülükler getirmeyi dü ş ündüklerini gösteriyordu Birinci Dünya Sava ş ı s ı ras ı nda yapt ı klar ı gizli anla ş malarla Osmanl ı ve Mİllİ MÜcadele : Hazirlik DÖnemİ milli mücadele dönemi hazırlıkları, milli mücadele hazırlık dönemi, milli mücadele hazırlık dönemi vikipedi, milli mücadele hazırlık ve savaş dönemi kronolojisi, milli mücadele hazırlıkları vikipedi kısaca, milli mücadelede hazırlık dönemi, milli mücadelenin hazırlık dönemi, milli mücadelenin hazırlık dönemi kronolojisi, milli mücadelenin hazırlık dönemi vikipedi, milli mücadeleye hazırlık, milli mücadeleye hazırlık dönemi, mustafa kemal paşanın milli mücadelenin hazırlık döneminde yaptığı çalışmalar, hakkında bilgiler ve daha fazlasını içeriyor.. Devamını Oku...

 
Paylaş
28.01.06 16:02 Yazan: eXécution
Mİllİ MÜcadele : Hazirlik DÖnemİ

Sponsorlu Bağlantılar

Mİllİ MÜcadele : Hazirlik DÖnemİ


MİLLİ MÜCADELE : HAZIRLIK DÖNEMİ
Birinci Dünya Savaşının sona ermesiyle imzalanan Mondros Mütarekesi İtilaf devletlerinin Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan gibi Türkiye’ye de hiçbir hayat hakkı bırakmayacak kadar ağır yükümlülükler getirmeyi düşündüklerini gösteriyordu Birinci Dünya Savaşı sırasında yaptıkları gizli anlaşmalarla Osmanlı topraklarını paylaşan İtilaf devletleri Mondros Mütarekesi ile emellerini gerçekleştirecek hukuki dayanağı oluşturmaya çaba harcamışlardır Mütarekenin 7 Maddesine dayanarak ülkenin çeşitli yerlerini işgal etmişler ve önemli buldukları noktalara denetim subayları yerleştirmişlerdir
Mütareke
şartlarının yerine getirilmesi amacıyla yapılan faaliyetler üzerine bütün Türkiye’de büyük bir kaynaşma meydana gelmişti Ordu birliklerinin yerlerinin değiştirilmesi ve terhisi, askeri malzeme ve silah nakliyatı, yerlerine dönen göçmenler, işgal kuvvetlerinin gelişi, Türkiye’de bulunan Alman ve Avusturya asker ve subaylarının sevki, İstanbul ve önemli merkezleri devamlı bir hareketliliğe sürüklemişti Hiçbir yerde düzen kalmamış, savaş sırasında zaten zayıflamış olan asayiş iyiden iyiye bozulmuştu Savaş sırasında türeyen eşkıyalık her tarafta çoğalmaya başlamış, soygunlar, baskınlar, adam öldürmeler alıp yürümüş Bütün Karadeniz kıyısı ve Trakya, Rum çetelerinin yuvası olmuştu
İttihat ve Terakki yönetiminin yıkılmasıyla, orada burada sinmiş durumda bekleyen ve çeşitli fikirlere sahip olan siyaset adamları ve teşekkülleri faaliyetlerine yeniden başlamak üzere hızlı bir çaba göstermeye başlamışlardı İstanbul’da siyasal mücadele yeni boyutlar kazanırken, Rumluk ve Ermenilik hesabına feda edilecek bölgelerin Türk unsuru başlarının derdine düşşlerdi Adeta her bölge, her şehir kendini kurtarmak için uluslararası siyaset alanına atılmaya çalışıyordu
İngiliz Dışişleri Bakanı, Avam Kamarasında l8 Kasım 1918’de yaptığı konuşmada Osmanlı topraklarındaki Arap, Ermeni, Rum ve Yahudi azınlıkların Türk egemenliğinden kurtarılacağını söyleyerek, bunları Türklere karşı savaşmaya yöneltmiş; bununla da yetinmeyerek Doğu’da Kürt sorununu alevlendireceğine dair işaretler vermişti
1) İngiliz, Fransız ve İtalyan İşgalleri
Mondros Mütarekesi hükümleri uyarınca 6 Kasım’da Çanakkale’ye gelen bir İngiliz heyeti ile yapılan anlaşma ile Boğazlar İngilizlere teslim edildi İngilizler ; Çanakkale, Musul, Batum, Antep, Konya, Maraş, Bilecik, Samsun, Merzifon, Urfa ve Kars’ı işgal ettiler
İtilaf Devletleri’nin filosu da, 13 Kasım günü İstanbul Limanı’na demirledi Amiral Calthorpe’un, İstanbul’a gelecek İtilaf donanmasında Yunan gemilerinin bulunmayacağına dair Rauf Bey’e verdiği yazılı teminata rağmen bu filoda Yunan gemileri de vardı
Frans
ızlar ise; Trakya’daki demiryollarının önemli noktalarıyla, Dörtyol, Mersin, Adana ve Afyon istasyonlarını işgal ettiler
İtalyanlar önce pasif kaldılarsa da Yunanistan lehine siyasal gelişmeleri görünce Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i işgal ettiler Konya ve Akşehir’e de bir birlik ile yerleştiler
2) Ermeni Faaliyetleri
Mondros Mütarekesi’nin 24 Maddesinde, Doğuda bulunan altı vilayetin Ermenilere bırakılabileceğine ilişkin ima, Ermenileri harekete geçirdi 30 Kasım 1918’de İtilaf Devletlerine başvurarak bağımsız bir Ermenistan kurulmasını istediler Ermeni Patriği de Londra ve Paris’e giderek destek aradı
İşgalci Fransız kuvvetleri ile beraber Kozan, Osmaniye, Mersin ve Adana’ya getirilen Ermeni alayları, işgallerle birlikte yerli Ermenilerin de katılmalarıyla Çukurova ve Doğu Anadolu’da yayılmaya ve Müslümanlara zulüm yapmaya başladılar Öteden beri Çukurova

(Mütareke metninde Kilikya olarak an
ılıyordu) üzerinde hak iddia eden Ermeniler artık bekledikleri fırsatı ele geçirdiklerine inanıyorlardı Bu noktada "Ermeni Sorunu"na temas etmekte fayda vardır
Ermeni Sorunu
Üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına ve dönemin Osmanlı belgelerinin büyük bir çoğunluğu yayınlanmış olmasına rağmen, kendi yazdıklarının dışında hiçbir şeye inanmamayı tercih eden Ermeni milliyetçilerinin batı, özellikle İtilâf kamuoyunda I Dünya Savaşı yıllarındaki yoğun propagandanın ortaya çıkardığı Türk aleyhtarı havayı ustaca kullanarak geliştirdikleri "Ermeni Katliamı" iddialarına kısaca dokunmakta fayda vardır Zira, bu hakikatlere ters iddialar hem hiç layık olmadığı halde Türk milletini rencide et-mekte ve hem de önemli bir kısmı Türkiye’den veya Osmanlı döneminde Türkiye sınırları içinde bulunan topraklardan göç ederek bu günkü Ermeni Diasporası’sını oluşturan ancak Taşnakçıların propagandalarının etkisindeki kuşakların Türkiye ve Türkler hakkındaki son derece olumsuz tavırlarına yol açmaktadır Daha da ilginci 1960’lı yılların sonlarından başlayarak geleneksel Ermeni tedhiş metodlarıyla yeniden gündeme getirilen bu iddiaların, yeni Türk kuşaklarının kafasını bulandırmış olmasıdır
Osmanl
ı "millet sistemi" içinde 1876’ya kadar istisnasız bütün gözlemcilerin ifade ettikleri gibi imparatorluğun en sadık gayrımüslim tebaasını oluşturmaktaydılar Osmanlı devletinin zayıflamasıyla birlikte, Batılı Büyük Güçler’in takibettikleri Türkleri Avrupa ve Anadolu’daki topraklarından çıkararak Orta Asya’daki yurtlarına sürmek şeklinde özetlenebilecek politikalar doğrultusunda kullanmak üzere Ermenileri tahrik etmeleri, bir dizi üzücü olayın ortaya çıkmasına sebep olmuştur
Öncelikle, I Dünya sava
şında 2 milyon Ermeni’nin Türkler tarafından katledildiğine ilişkin iddialar gerçeği yansıtmamaktadır Türkiye’deki toplam Ermeni nüfûsuna ilişkin bilgiler bu iddiayı ıkça geçersiz kılmaktadır Türkiye’deki Ermeni nüfûsu:
A-Ermeni Kaynaklarına Göre
Ermeni tarihçisi Basmaciyan 2380000’i Türkiye’de olmak üzere dünyadaki toplam Ermeni nüfûsunu 4160000 olarak göstermektedir Y Topciyan 1909’da doğudaki 9 vilayette yaşayan Ermeni nüfûsunu A Vambéry’ye dayanarak 1131125 olarak ver-mektedir Kevork Aslan 1914’de Türkiye’deki toplam Ermeni nüfûsunu 1800000 olarak göstermektedir
B-Yabancı Kaynaklara Göre
Marcel Leart (Ermeni Patrikhanesinin kay
ıtlarına göre)
1913’deki Ermeni nüfusu : 2560000

V Cuinet 1743352
C- Osmanlı Kaynaklarına Göre
Gregoryen Ermeni 1161169
Katolik Ermeni 67838
Protestan Ermeni 65844
TOPLAM 1294851

Görüldü
ğü gibi rakamların en abartılı olanında dahi Türkiye’deki toplam Ermeni nüfûsuna ilişkin rakamlarla, katliam iddiaları arasında tutarlı bir ilişki kurmak mümkün değildir
I Dünya sava
şına kadar Taşnaksutyun ve Hınçak gibi çeşitli ihtilâlci cemiyetler kurarak kendi halklarını hiçbir yerde çoğunlukta olmadıkları Anadolu’da bir maceraya sürüklemeye ve Batılı güçlerin kontrolü ve koruması altında olacak bir Ermenistan kurmaya çalışan Ermeni milliyetçilerinin çoğunlukta olduklarını iddia ettikleri Doğu Anadolu Vilâyetlerindeki nüfûs istatistikleri ise 1914 yılı başında şöyledir:
VİLAYETLER
GENEL NÜFUS
ERMENİ NÜFUSU
Bitlis
437479
119134
Diyarbakır
616825
73226
Erzurum
815432
136618
Mamüretülaziz
538227
87826
Sivas
1169443
154744
Van
259141
67792
Urfa
170988
18370
Kayseri
263074
52192
Maraş
192555
38433
Trabzon
1122947
40237
Toplam
5586111
788540

Yani neresinden ve kimin gözüyle bakılırsa bakılsın I Dünya savaşının başlarında, Anadolu’da Van merkez hariç olmak üzere –ki, burada da genel nüfûs içinde azınlık durumundadırlar- Ermenilerin Türk ve müslüman nüfûsa yaklaştıkları dahi söylenemez
Ermeni Meselesi’nin ortaya ç
ıkışına gelince: 1877-78 savaşında Rusya karşısındaki ağır yenilginin sonunda Osmanlı Devleti, Sırbistan’ın bağımsızlığını tanımak ve Bulgaristan’a muhtariyet vermek zorunda kalmıştı Ermeni Patrik’i Narses 1878’de Ayastefanos Anlaşması için görüşmeler başladığında Grandük Nikola’dan Anlaşmaya Ermeniler için de bir hüküm konulması için karargâhına giderek tavassut talebinde bulundu Anlaşmanın 16 Maddesi, Doğu Anadolu’da Ermenilerin yoğun olarak bulundukları yerlerde, onların hayat şartlarının iyileştirilmesi ve bu amaçla yapılacak ıslahatların tamamlanmasından sonra buraların boşaltılacağı kaydediliyordu Ermeni Kilisesinin beklediği ise bağımsız bir Ermenistan kurulması idi Nitekim aynı taleple bu defa İngilizlere baş vuran Patrik Narses, kurulacak Ermenistan‘ın "Van ve Sivas Paşalıkları ile Diyarbakır Vilâyetinin büyük kısmını içine alacak eski Kilikya Krallığı’nın arazisi" olacağını söylüyordu Eğer bu taleplere kulak asılmazsa "Ermeni halkının Türk idaresine karşı toptan ayaklanacağını" da eklemeyi unutmuyordu Ayastefanos Anlaşmasını değiştiren Berlin Kongresinde Eski Patrik Hrimyan ile Başpiskopos Horen Narbey hazırladıkları ve sundukları taleplere destek bulamadılar Ancak, bu meseleyi Osmanlı Devletinin iç işlerine müdahale sebebi olarak gören batılılar Berlin Anlaşmasının 16 Maddesini bu hususa ayırdılar Maddenin metni şudur: "Bâbıali, Ermenilerin oturdukları vilâyetlerin mahalli şartları dolayısıyla muhtaç oldukları ıslahat ve düzenlemeleri gecikmeden yapmayı ve Kürtlerle Çerkezlere karşı emniyet ve huzurlarını korumayı taahhüt eder ve bu konuda alacağı tedbirleri sırası geldikçe devletlere tebliğ edeceğinden, adıgeçen devletler bu tedbirlerin uygulanmasına nezaret edeceklerdir"
İşte Patrikhane’nin ve Ermeni din adamlarının öncülüğünde gündeme getirilen bu talepler bir sonuç vermeyince, Ermeni milleti tahrik edilerek bir dizi isyan geliştirildi Osmanlı bürokrasisinin "Ermeni Patırtısı" olarak adlandırdığı bu olayların 1914’de I Dünya savaşının başladığı tarihe kadar Müslümanlarla Ermeniler arasındaki güveni ortadan kaldırması ise tabii karşılanmalıdır
Bu faaliyetler iki
İhtilâlci Ermeni örgütü olan Hınçak ve Taşnaksutyun’un öncülüğü ve baskıları arasında yürütülmüştür Taşnaksutyun Cemiyeti’nin 1892’de tespit edilmiş olan programı konuyu anlamak bakımından hayli aydınlatıcıdır Bu programa göre:
* Çeteler teşkil etmek ve onları faaliyete hazırlamak,
* Her yola ba
şvurarak Ermeni halkının maneviyatını ve ihtilalci faaliyetini artırmak,
* Halk
ı silahlandırmak için her yola başvurmak,
*
İhtilâl Komiteleri teşkil edip, aralarında sıkı irtibatı temin etmek,
* Kavgay
ı teşvik etmek ve hükümet yetkililerini, muhbirleri, hainleri soyguncuları yıldırmak,
*
İnsan ve silah nakliyatı için ulaştırmayı sağlamak,
* Hükümet müesseselerini ya
ğmalamak ve harap etmek Cemiyet’in ana gayeleri olarak hükme bağlanıyordu
Ad
ı geçen ihtilâlci Ermeni örgütlerinin baskıları ve Ermeni kilisesinin desteğiyle girişilen bir dizi ayaklanmayı organize edenlerle daha muhalefet yıllarında irtibata geçen ve onları kazanmaya çalışan İttihatçılar, 1908’den sonra harcadıkları çabalara rağmen Ermeni ihtilalcilerini ikna edemediler I Dünya Savaşının hemen öncesinde Erzurum’da yapılan bir görüşmede anlaşmaya varılmış gibiydi
Ancak sava
şın daha başlarından itibaren Ermeniler Rusya’da oluşturdukları gönüllü taburlarıyla Türk ordularıyla savaşmaya ve Türkiye içinde de çeteler kurarak cephe gerisini zayıf düşürmeye başladılar 1915 Şubatında başlayan ve Van, Muş ve Bitlis vilayetlerinde Müslüman ahalinin hunharca katledilmesi ile gelişen olaylardan sonra İttihat ve Terakki hükümeti harekete geçti ve 24 Nisan 1915’te İstanbul’da ihtilalci faaliyetlere öncülük ettikleri bilinen, 2345 Ermeni tutuklandı İşte Ermenilerin her yıl katliam tarihi diyerek gösteri yaptıkları tarih, bu tutuklama gününün yıldönümüdür 27 Mayıs 1915’te (eski takvimle 14 Mayıs 1331) çıkarılan ve 1 Haziran’da Takvim-i Vekayi’de yayınlanarak yürürlüğe giren Tehcir Kanunu çıkarıldı Bu kanun askeri makamlara "Savaş zamanında, hükümetin emirlerine, memleketin savunmasına ve asayişin korunmasına yönelik uygulama ve tedbirlere karşı çıkarak, silahla saldıran ve mukavemet edenleri anında tedibe ve imhaya yetkili" kılmaktaydı Kanunun 2 Maddesi de "Casusluk ve ihanetleri hissedilen köy ve kasaba ahalisinin tek tek veya topluca diğer bölgelere sevk ve iskân ettirilebileceği" hükmünü getirmektedir Görüldüğü gibi, yasada herhangi bir millet adı geçmemektedir 15 Eylül 1915’te Meclisin aldığı bir kararla bu kanuna dayanılarak, savaş mıntıkalarında oturan bir kısım Ermenilerin Ordunun harekâtını zorlaştırdığı, halka saldırdığı ve asilere yataklık yaptığı tesbit edildiğinden Van, Bitlis, Erzurum vilâyetleri ile Adana, Mersin, Kozan, Cebel-i Bereket (Osmaniye) kazaları, Maraşın merkezi hariç Maraş Mutasarrıflığı, Halep vilâyetinde, Beylan, İskenderun, Antakya kazalarında yerleşik Ermenilerin yerleri değiştirilecektir Bunlar Musul ve Zor Mutasarrıflıklarının, Van vilâyetiyle bitişik Kuzey kısımlarına, Hâlep vilâyetinin doğu ve güneydoğusuna, Suriye vilâyetinin doğusuna nakledileceklerdir Ayrıca gittikleri yerde Müslüman nüfûsun % 10’unu geçmemelerine, kurulacak köylerin her birinin 50 haneden fazla olmamasına dikkat edilecektir Göçmenlerin bütün
ihtiyaçları yerleşme işi bitene kadar hükümet tarafından sağlanacak, mesken inşaatı ve ziraat için ihtiyaçlarının karşılanmasına da dikkat edilecekti 1918’e kadar Örfi İdare Mahkemeleri tarafından anılan sebeplerle yargılanan ve idam dahil çeşitli cezalara çarptırılanların toplamı 1397 kişidir Dahiliye Nezaretinin 7 Aralık 1916’da hazırladığı bir raporda tehcire (yer değiştirmeye) tabi tutulanların toplamı 702900 kişi olarak belirtilmektedir İşte Türk aleyhtarı propagandanın konusu da bu yer değiştirme sırasında Ermenilerin katliama tabi tutuldukları ve bu sayının da 2 milyonu bulduğudur Bu rakamlar zaman içinde giderek artmaktadır 1915’de 300000’den başlayan rakam 1980’lerde 2 milyonu bulmuştur Bir nüfûsun zaman içinde artışı tabii olmakla beraber, belirli bir zamanda ölmüş kişilerin sayılarının seneler geçtikçe artması herhalde sadece bu olaya özgü bir olağanüstülüktür Oysa Milletler Cemiyeti Göçmenler Komitesi I Dünya Savaşı yıllarında Türkiye’den Rusya’ya göç eden Ermenilerin sayılarını 400-420000 olarak vermekte, İstanbul Ermeni Patriği mütarekeden sonra yerlerine dönenler de dahil olmak üzere Ermenilerin sayısını 625000 olarak açıklamaktadır Bu durumda savaş sırasında ölen Ermenilerin sayıları da 300000 rakamına yaklaşmaktadır Bu da sistemli bir katliamın değil, savaşın bir sonucudur
I Dünya sava
şında Türk kuvvetlerinin cephelerdeki insan kaybı 1 milyona yaklaşmıştır Ancak, içeride çeşitli salgın hastalıklardan, gıdasızlıktan ve askerlikle ilgisi olmadığı halde Ermeni ve Rum çetelerinin saldırılarından ölenlerin sayısı ise 2 milyonu aşmaktadır Bunlar kimsenin hatırına gelmemektedir Ama unutmamak gerekir ki I Dünya Savaşında Türkiye’nin savaştığı milletler arasında Ermeniler de vardı ve Türk hükümetinin cephelerin güvenliği ve asayiş bakımından bu kararları almaya hukuken hakkı ve yetkisi vardı Tehcir sırasında ihmalleri görülen veya kafilelere saldıranlar titizlikle takibata alınmış ve yakalananlar mahkemelerde yargılanarak idam da dahil olmak üzere çeşitli cezalara çarptırılmışlardır Meşru bir hükümetin yapabileceği de bundan ibarettir
Bu hususta son olarak
şunları söyleyebiliriz: Emperyalist hırslar için her birinin kendi dünyaları, kendi sevgi ve özlemleri olan insanların tek tek bir önemi yoktur Esas tehlike emperyalizmin oyuncağı olarak kendi insanlarını acılara sürüklemekten çekinmeyen gafillerden gelmektedir Dinleri ayrı olmasına rağmen yüzyıllarca barış içinde yaşamış olan Türklerle Ermenileri karşı karşıya getirenler ihtilalci Ermeni çeteleri olmuştur
3) Yunan İşgalleri
İtilaf Devletleri ve bilhassa İngilizler tarafından desteklenen ve kışkırtılan Yunanistan, Birinci Dünya Savaşı sonunda "Büyük Yunanistan" ülküsünü gerçekleştirmek için Batı Anadolu ve Trakya’yı ele geçirmek istiyordu İngiltere de sömürgelerine giden yollarının güvenliği açısından, Batı Anadolu’nun İtalya gibi güçlü bir ülkenin eline geçmesini istemiyor ve Yunan emellerini destekliyordu Ancak Yunanistan’ın istekleri Batı Anadolu’da gözü olan İtalya’nın menfaatleri ile çatışıyordu
Paris Bar
ış Konferansında Yunanistan, Türk toprakları üzerindeki isteklerini açıkladı Bu bölgede tarihi hakları olduğunu ve burada yaşayan nüfusun çoğunluğunu Rumların oluşturduğunu ileri sürdü
İngiltere Başbakanı Lloyd George, Paris görüşmeleri sırasında İtalyanların Anadolu’da yayılmalarına karşı çıkarak, Yunanlıların İzmir’deki Rumları korumak gerekçesiyle İzmir’e asker çıkarmalarına izin verilmesini önerdi Bu teklifi Fransa ve ABD kabul ettiler Yalnız kalan İtalya istemeyerek de olsa durumu kabullenmek zorunda kaldı Konferansta Yunanistan’ın tüm Batı Anadolu’nun işgali için görevlendirilmesine karar verildi Karar İtalya tarafından Osmanlı Hükümetine sızdırıldı ise de güçsüz durumda bulunan hükümet karşı tedbirler almayı başaramadı

15 May
ıs 1919’da İngiliz, Amerikan ve Fransız gemilerinin koruması altındaki bir Yunan Ordusu İzmir’e çıktı ve şehri işgale başladı İşgal kısa bir süre sonra katliama ve yağmaya dönüş Yerli Rumlar işgal sırasında öldürme, tecavüz ve yağmaya katıldılar İtilaf Devlet-lerinin gözleri önünde iki gün devam eden katliam sonunda 5000’e yakın Türk öldürüldü İzmir’in işgali ile başlayan vahşet, Türk kuvvetleri mütareke gereğince etkisiz hale getirildiği için güçlü bir askeri direnişle karşılaşmayan Yunan işgalinin genişlemesiyle devam etti Üç koldan ilerleyen Yunan kuvvetlerinin ilk kolu Gediz’den başlayarak Menemen, Manisa, Turgutlu, Salihli, ve Alaşehir’e, ikinci kol Menderes vadisinden başlayarak Torbalı, Bayındır, Ödemiş’e üçüncü kol Torbalı’dan Aydın’a inecekti
Hükümetin seyirci kald
ığı işgallere yerli Rumlar rehberlik ettiler Hükümetin aksini bildirmesine rağmen Türk askerleri, çeteciler ve sivil halk Bergama, Ödemiş, Ayvalık ve Aydın’da Yunan ordusuyla kanlı çarpışmalar yaptı Yunanlılar bu sırada Batı ve Doğu Trakya’yı da işgale başladılar
4) Milli Varlığa Zararlı Cemiyetler
a)Azınlıkların Kurdukları Cemiyetler
Türk topraklarının işgali başlamadan hemen önce örgütlenmeye girişen Rum ve Ermeni azınlıklar, İzmir’in işgalinden cesaret alarak oldukça faal hale geldiler Rum azınlığın hedefi, Yunan işgalini kolaylaştırmak ve bunun mümkün olduğu kadar geniş alanlara yayılmasını sağlamaktı
Yüzlerce y
ıl İstanbul ve Anadolu’daki Yunan amaçlarının önderliğini yapan Fener Patrikhanesi bu etkinliğin merkezi oldu Patrikhanenin desteği ile kurulan "Yunan Komitesi" ve "Trakya Komitesi" adlı iki örgüt, Trakya’da Türk direnişini kırmaya çalıştılar Yunan amaçlarının gerçekleşmesinde baş rolü oynayan, ancak savaş yıllarında susan "Etniki Eterya (Ulusal Dernek)" adlı örgüt, Pontus Devleti kurulması konusunda ciddi çalışmalara başladı Teşkil edilen Rum eşkıya çeteleri özellikle Trabzon yöresinde Müslüman ahaliye karşı katliam ve tedhiş hareketlerine girişti "Mavri Mira" Derneği ise Rumları silahlandırarak, aynı faaliyetleri gerçekleştirmelerini sağlıyordu Yine bu amaçla çalışan derneklerden biri de "Göçmenler Derneği" idi
Sava
şın son yılı içinde ABD Cumhurbaşkanı Wilson’un ortaya koyduğu 14 İlke’ye dayanarak "Bağımsız Ermenistan" isteğiyle etkinliklerini artıran Ermeniler, Adana yöresi ve Doğu Anadolu’da ülkülerini gerçekleştirmeye çalışıyorlardı İzmir’in işgalinden önce Adana’da Fransız makamlarının desteği ile kurulan "Ermeni İntikam Alayı" büyük tedhiş hareketlerine girişmiştir Ermeni patriği Zaven Efendi, Mavri Mira heyeti ile birlikte çalışmış ve Rumlarla işbirliği yapmıştı Patrik, Büyük Ermenistan’ın başkenti Garin/Erzurum olacaktır diyordu Ancak, Anadolu’daki tek derli toplu güç olan l5 Kolordu ve kolordu komutanı Kazım Karabekir Paşa Doğu’daki Ermeni baskısına şiddetle karşı koymakta kararlıydı
Ba
şlangıçta Ermeni ve Rumlarla birlikte hareket etme eğilimi gösteren Yahudiler de toprak isteği yerine ellerindeki ticaret, din ve kültür serbestliği gibi imtiyazlarını kaybetmemek için İstanbul’da "Macabi" ve "Alyans İsrailit" adlı örgütler kurmuşlardı Ancak, Yahudiler imparatorlukta rahat bir hayat yaşadıklarından ve geleneksel temkinlilikleri ile diğer azın-lıklar kadar yıkıcı faaliyetler içinde olmamışlardır
b)Diğerleri
Azınlıkların kurdukları ve faaliyet gösterdikleri milli varlığa zararlı bu cemiyetlerin yanında Türklerin kurdukları ve katıldıkları cemiyetler de vardır Bu cemiyetlerin bir bölümü, doğrudan doğruya "direniş" fikrine karşı çıkarken bir kısmı "çekingen" davranmak suretiyle mücadele azmini zayıflatmaktaydılar Bazılarının ise doğrudan ayrılıı hedefleri bulunmaktaydı

Sulh ve Selameti Osmaniye F
ırkası: Osmanlı Sulh ve Selamet Cemiyeti ile Selameti Osmaniye Fırkasının birleşmesi ile kurulmuştur Meşrutiyet ve demokrasiye taraftar olduğunu ilan etmiştir Dernek, ülkemizin kurtuluşunun kuvvet yolu ile değil de anlaşma, barış yolu ile sağlanacağına inanmaktaydı Bu nedenle Milli Mücadelecilerin karşısında yer almıştır
İngiliz Muhipleri Cemiyeti: İngilizler tarafından kurulan derneğin amacı, Halifenin etrafında bütünleşerek, İngiltere’nin sempatisini kazanmak suretiyle bile İngiliz mandası sağlamaktı Milli Mücadele’nin başlamasıyla birlikte bu cemiyet, Türk halkının uyanan milliyetçilik bilincini yok etmek ve ecnebi müdahalesini kolaylaştırmak üzere, milli direnişe karşı bir dizi ayaklanmayı organize etmiştir Bu derneğe Padişah Vahdettin ve Damat Ferit de üye idiler Derneğin mensupları, İngilizleri "seçkin kavim" olarak görüyor ve onlarla olan dostluğun kuvvetlendirilmesini istiyorlardı Dernek Hürriyet ve İtilaf Fırkası ile tam bir işbirliği yapmıştır
Kürdistan Teâli Cemiyeti: 19l9 Mayısı’nda Seyyit Abdülkadir tarafından kurulan dernek, Kürtleri ayrı bir kavim sayıyor ve Ermeniler gibi Wilson ilkelerine dayanarak bağımsız bir Kürdistan kurmayı amaçlıyordu Dernek önemli gördüğü yerlerde şubeler ve kulüpler açmış, Kürdistan ve Jin adlı gazeteleri yayımlamıştır
Teâli-i İslam Cemiyeti: Kuruluş aşamasında adı "Cemiyet-i Müderrisin" (Medrese Öğretmenleri Derneği) olan, derneğin kurucu ve yöneticileri medrese öğretmenleridir Dernek, İslamı yükseltmek, Osmanlı Devleti’ni içersine düşğü buhrandan, kuvvet yolu ile değil de iman, din, ahlak ve sosyal vasıtalarla kurtarmayı amaç edinmiş, İngiliz Muhipleri Cemiyeti ve Hürriyet ve İtilaf Fırkasının vilayetlerdeki merkez ve şubeleriyle işbirliği yapmıştır Anadolu’da sadece, Konya ve çevresinde şube açabilmiştir
Hürriyet ve İtilaf Fırkası: ilk kez 1911’de kurulan Fırka, İttihatçıların siyaset sahnesinden çekilmesi üzerine 1919’da yeniden siyasete atılmıştır Pek çok partiyi bünyesinde toplayan ve milliyetçiliği reddeden fırka, İngiliz taraftarı olarak bilinmektedir
Trabzon ve Havalisi Adem-i Merkeziyet Cemiyeti: Doğu Karadeniz’in İtilafçı kesimi tarafından merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulmuş ve Doğu Karadeniz vilayetlerinde şubelerinin açılmasına teşebbüs edilmişti İstanbul hükümetleri paralelinde çalışan dernek bölge halkının şiddetli tepkileri üzerine hiçbir varlık gösteremeden dağılmış ve bir süre sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkasına katılmıştır
Wilson Prensipleri Cemiyeti: İstanbul’daki bazı aydınlar, Türklerin bağımsız olarak bırakılmayacağı şüncesi ile hiç değilse parçalanmadan ve bütün olarak büyük bir devletin, özellikle Osmanlılara hiçbir zaman zararı dokunmamış olan ABD’nin koruyuculuğu altına girmeyi uygun buluyordu Amerikan mandası isteyen aydınlar, 4 Ocak l9l9’da "Wilson Prensipleri Cemiyeti"ni kurmuşlar ve Wilson’a bir muhtıra yollamışlardı Mandacılar konuyu, Sivas Kongresi’nde açıkça savunmuş ise de, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tam bağımsızlık düşüncesi karşısında bir şey yapamamışlardı Ancak, dernek mensuplarından bir kısmı sonradan Kurtuluş Savaşına katılmıştır
5) Milli Cemiyetler
Birinci Dünya Savaşı sonunda bazı milliyetçi subaylar Osmanlı Devleti’nin parçalanacağını ve yurdumuzun işgale uğrayabileceğini tahmin etmişler ve bunu elden geldiğince önleyebilmek için bazı hazırlıklara girişerek gizli komiteler oluşturmuşlardı Bunların ilki Teşkilat-ı Mahsusa tarafından savaş yıllarında İngiliz ve Fransız sömürgelerinde Faaliyet göstermek üzere kurulan İttihad-ı İslâm İhtilâl Komiteleri’dir İttihat ve Terakki fedailerinin oluşturduğu bu komiteler savaştan sonra da faaliyetlerini durdurmamış, ancak yurt içindeki etkinliklerini arttırarak, işgale uğrayan yörelerle özellikle Rum çetelerin etkin olduğu yerlerde silahlı mücadeleye girişmiştir

Sivil halk, yurdun her yerinde ço
ğunluğu ittihatçı bir geçmişe sahip olan aydınların önderliğinde işgallere karşı örgütlenmeye başlamış, Türk bağımsızlığını devam ettirmek, Milli Mücadeleye fiilen katılmak ve desteklemek amacıyla bir çok dernek kurmuştur
Müdafaa-i Hukuk, Muhafaza-i Hukuk, Reddi
İlhak gibi daha çok "bir hak savunması" maksadıyla kurulan Milli dernekler, Sivas Kongresi sırasında 7 Eylül 1919’da alınan bir ka-rarla "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı ile birleştirilmiş ve yerel örgütler olmaktan çıkarılmışlardı Bu örgütler şunlardır :
Kars Milli İslâm Şurası: Birinci Dünya Savaşı sonunda ordumuz "Elviye-i Selase" den (Kars, Ardahan, Batum) mütareke hükümlerine göre 1914 sınırı gerisine çekilmek zorunda kalınca Ermenistan ve Gürcistan Cumhuriyetlerinin istilasına engel olmak üzere " Wilson Prensiplerine" göre 5 Kasım 1918’de kurulmuştur
Milli
Şûrâ Hükümeti’ne Batum, Ahıska Hükümeti ve Aras Türk Hükümeti katılarak bölgeyi savunacak güçlü bir birlik oluşturulmuştu Milli Şura hükümeti Batum’da çıkardığı Saday-ı Millet adlı gazete ile milli varlık ve dayanışmanın esaslarını yayımlamıştır
Trakya-Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi: Bölgesel amaç güden derneklerden İlki 2 Kasım l9l8’de Edirne’de kurulmuştu Amacı, Trakya’nın Osmanlı Devleti’ne bağlılığını ve toprak bütünlüğünü korumaktı Trakya’nın tarih, ırk, kültür ve ekonomi yönlerinden Türk olduğunu kanıtlamak için yayımlar yapan dernek, Trakya adlı bir gazete de çıkarıyordu Dernek l9l9 Temmuz'undan başlayarak bir dizi kongreler düzenlemişti Bu çerçevede İtilaf Devletleri temsilcilikleriyle ilişki kurmuş ve Paris Barış Konferansına bir heyet göndererek dileklerini içeren bir de rapor sunmuştu Yunan işgaline imkansızlıkları yüzünden birkaç çete ile sarp yerlerde karşı koymuş daha fazla bir varlık gösterememiştir
İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti: İzmir ilinin Yunanlılara verileceği haberinin duyulması üzerine kurulan dernek, ilk aşamada İzmir’in yabancılara verilmesini önleyebilmek için Wilson İlkelerine dayanarak bölgenin Türklüğünü göstermeye çalışmış ve Fransızca "Türk İzmir " adlı bir dergi yayımlamıştır Kongrelerinde Vali Nurettin Paşa’dan yardım gören bu derneğin çalışmaları, İstanbul hükümeti tarafından "İttihatçılık ve Bolşeviklik"le suçlanarak engellenmiştir
Dernek amac
ını ıklamak ve İzmir vilayetinin haklarını savunabilmek için İstanbul ve Paris’e temsilciler göndermeye çalışmış, İzmir’in işgali üzerine buradaki faaliyetine son vermişti Çalışmalarını Redd-i İlhak adı altında sürdüren dernek İstanbul’a taşınmış ancak eski etkinliğini gösterememiştir
Vilayat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti: Doğu illerinin Ermenilere verilmek istenmesi üzerine Doğulu aydınlar tarafından 2 Aralık l9l8’de İstanbul’da kurulan dernek, bölgelerinin Türk olduğunu kanıtlayıcı yayınlar yapmak ve gerekirse Avrupa’ya heyetler gönderme kararı almış, Türkçe Hadisat ve Fransızca Le Pays (Vatan) adlı gazeteleri yayımlamıştır
Derne
ğin ilk şubesi Erzurum’da açıldı Albayrak gazetesi yeniden yayımlanarak derneğin fikirlerini yaymaya başladı Dernek Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Erzurum Kongresini yaparak 7 Ağustos 1919’da, Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetine katıldı
Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti: Trabzonlu aydınlar tarafından Karadeniz kıyılarında hak iddia eden Pontusçu Rumlar ve Ermenilere karşı mücadele etmek amacıyla kurulan dernek ; Trabzon ilinin Türklüğünü, coğrafya ve etnik durumunu belirten ayrıntılı raporlar hazırlamış, derneğin fikirlerini yaymak amacıyla İstikbal gazetesini yayımlamıştı
İzmir’in işgali karşısında daha geniş bir örgütlenmenin gerekliliği dikkate alınarak tüm doğu illeri temsilcilerinin katılacağı bir kongre toplanması için girişimde bulunulması

kararlaştırılmış ve böylece Erzurum Kongresinin toplanmasına destek olunmuştur Dernek, Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne katılarak çalışmalarını genişletmiştir
Adana Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti (Kilikyalılar Cemiyeti): Adana ve yöresinin Fransızlara verileceğine ilişkin haberler üzerine İstanbul’da bir araya gelen o yöreden aydınlar 21 Aralık 1918’de kurmuşlardı Bu dernek de diğerleri gibi bölgenin Türk olduğunu, yöre halkının anavatandan ayrılmak istemediğini ispat edecek yayınlara öncelik vermiş ve Feryatname adlı bir makale yayımlamıştı
Frans
ızların Kasım 1919’da Antep, Maraş ve Adana’yı işgal etmeleri üzerine dernek merkezini Adana’ya naklederek, buradaki "İntibah Cemiyeti" ile birlikte Toroslar cephesinde silahlı teşkilat kurdu Ancak, dernek yöneticileri değişik bahanelerle tutuklanıp sürgüne gönderildiklerinden fazla bir etkinlik gösterememiştir
Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti: Türk kadınlarının Milli Mücadeleye büyük kararlılıkla katılışını simgeleyen dernek, Sivas Valisi Reşit Paşa’nın eşi Melek Reşit ve arkadaşları tarafından 9 Aralık 1919’da Sivas’ta kurulmuştur Kısa zamanda Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde şubeler açmıştır İtilaf Devletleri ve İstanbul hükümetine karşı protestolar yayınlamış, Milli Ordu’ya para ve mal kampanyaları açmış, Milli Mücadele için Anadolu’ya geçenlere kutlama mesajları göndererek onları teşvik etmiştir Dernek Heyet-i Temsiliye ve Ankara Hükümeti ile yakın ilişkiler sürdürmüştür
Milli Kongre: Rumların, İstanbul’da teşkilatlanıp "Megali İdea" (Büyük Yunanistan) uğrundaki çalışmalarına engel olmak için, göz Doktoru Esat (Işık) Paşa’nın çağrıları ile 70 kadar dernekten ikişer temsilcinin katılması ile 29 Kasım 1918’de partiler üstü bir teşkilat olarak kuruldu Amacı, bütün milli güçleri birleştirmek, vatanın haklarını ve yararlarını koruyacak ve gerçekleştirecek yolları ve araçları bir araya getirmekti İstanbul’da düzenlediği bir dizi toplantıyla bunu gerçekleştirmeye çaba harcamışsa da başarılı olamamıştır Ermeni ve Rum propagandalarına karşı kaleme alınan bazı kitaplar, broşürler ve beyannameler yayınlamıştır 23 Mayıs 1919’da düzenlenen Sultanahmet mitingi de bu cemiyet tarafından gerçekleştirilmiştir
Kongre de
ğişik nedenlerden dolayı umulan etkinliği sağlayamadı Esat Paşa Sinop’a sürülünce örgüt başsız kaldı Son Mebuslar Meclisinin açılması ile Milli Kongre’nin etkinlikleri de sona erdi
Parçalanma tehlikesi kar
şısında hep birlikte hareket etme düşüncesinden doğan ikinci girişim Milli Blok diye de adlandırılan Vahdeti Milliye (Ulusal birlik) idi Ayan Reisi Ahmet Rıza Bey’in liderliğine soyunduğu Vahdet-i Milliye hareketi hemen hemen hiç bir faaliyet gösteremeden silinip gitmiştir


Sponsorlu Bağlantılar




Gitti Gidiyor..
 

WEZ Format +2. Şuan Saat: 10:01.


PaylaşTR Bir Eğlence Ve Bilgi Paylaşım Platformudur. Copyright © 2004-2014

Sitemizdeki içerik,iznimiz olmadan veya kaynak gösterilmeden başka sitelerde kullanılamaz. 5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Sitemizdeki Üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.Sitemizde bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan bize bildirin.

PaylasTR.Org | Since 2004

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0

Forumumuza kayıtlı Kullanıcı olmadığınız algılandı. Forumun tüm özelliklerini kullanabilmek için buraya tıklayarak ücretsiz üye olabilirsiniz...
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz