PaylaşTR

Geri git   PaylaşTR > GENEL KÜLTÜR > Kitap Tanıtımı

Kitap Özetleri

Kitap Tanıtımı
Kitap Özetleri, HEPSİNDEN ACI - HALİT ZİYA UŞAKLIGİL Hepsinden Acı: Galip Ferruh heyecan dolu, zeki,genç bir adamdır Kötü bir ahyat kadınıne aşık olur ve onunla yaşamaya başlar Hayat hiçde Ferruh’un umduğu gibi gitmez Hikaye ferruh’un kadını öldürmesiyle sonuçlanır Dilhoş Dadı: Yazar küçük bir çocuk iken Dilhoş adında zenci bir dadısı vardır Dilhoş dadı onu her türlü olumsuzluklara karşı ve anne babasını cezalarına karşı korur Dilhoş dadı ile yazar arasında mükemmel bir sevgi bağı vardır Fakat bir gün ve Kitap Özetleri yenge kayın aldatma hikaye okuma, zavallı necdet adlı romanın özeti, zavallı necdet kitabının özeti, zavallı necdet kitap özeti, zavallı necdet roman özeti, zavallı necdet romanının özeti, özlenen medeniyet osmanlı özet, hakkında bilgiler ve daha fazlasını içeriyor.. Devamını Oku...

 
Paylaş
28.04.07 03:22 Yazan: CERENiS

HEPSİNDEN ACI - HALİT ZİYA UŞAKLIGİL

Hepsinden Acı:
Galip Ferruh heyecan dolu, zeki,genç bir adamdırKötü bir ahyat kadınıne aşık olur ve onunla yaşamaya başlarHayat hiçde Ferruh’un umduğu gibi gitmezHikaye ferruh’un kadını öldürmesiyle sonuçlanır

Dilhoş Dadı:
Yazar küçük bir çocuk iken Dilhoş adında zenci bir dadısı vardırDilhoş dadı onu her türlü olumsuzluklara karşı ve anne babasını cezalarına karşı korurDilhoş dadı ile yazar arasında mükemmel bir sevgi bağı vardırFakat bir gün dadıb hastalanır ve evden uzaklaşmak zorunda kalırBu olay onu üzüntüye sokacaktır

Mayıs Pazarı:
Katina istanbul’da yaşayan zengin bir Rum kadınıdır kocasının ölümü onun hayatında fazla bir değişime sebep olmayacaktırHayatını mutlu bir şekilde sürdürmeye devam edecektir

Acı Sadaka:
Zehra çok güzel ve genç bir kızdır Babası ölmüş, annesi ve dayısıyla beraber yaşamaktadırBekir adında genç bir delikenkıya aşıktır ve evlenecektirBekir askere giderBu arada Zehra çiçek hastalığına yakalanır ve kör olurAnnesinin ölümü kaderin Zehraya vurduğu başka bir darbedirDayısı Zehrayı bir dilenci olarak çalıştırmaya zorlarBekir askerden döndüğünde eski Zehrayı bulamayacaktır

Üç Mektup:
Baskılı yönetimin gizli polis baskıları bir gencin ruhu üzerinde iç yıkımları doğururOlaylar onu deliliğe hatta ölüme kadar götürür

Tatlı Rüya:
Adnana bir şairdir ve son yazdığı kitaptan gelir beklemektedirBusayede arkadaşlarına verdiği sözü yerine getirecek ve karısına çok almak istediği hediyeyi alabilecektirFakat satışlar umduğu gibi gitmemiştir ve çok az kitap satmıştırArtık sadece mutluluğun parayla olabileceğine inanmaya başlamıştır



ANAHTAR - REFİK HALİD KARAY

Kenan bir gün anahtarını kaybeder ve gururlu bir insan olduğundan bunu kimseye söyleyemez Habersizce karısının çantasından anahtarı alıp aynısını yaptırır Daha sonra evin kapısında denediğinde kapı açılmaz Olaylar böyle başlar Kenan hem karısı Perihan’a sormaya çekinir hem de kendi kendine devamlı şüpheler üreterek olayı git gide büyütür Kenan’ın içerisinde bulunduğu bu durum bir hastalıktır Artık çevresindeki bütün erkeklerden şüphelenmekte, belki de bu anahtar onlardan birinin evini açıyor diye kendini yiyip bitirmektedir Hatta bu durum karısını takip ettirmeye kadar varır Bir gün karısının sürekli gittiği bir arkadaşının oturduğu apartmana karısının eski kocası Vecdi’nin taşınmış olduğunu öğrenir Artık aklında tereddüt kalmamıştır Oraya gidip anahtarı Vecdi’nin evinde deneyecektir

Apartmana gelir ve merdivenlerden yukarıya doğru çıkmaya başlar Fakat hastalığın verdiği rahatsızlıkla olduğu yere yığılır Daha sonra kliniğe kaldırılır ve tedavi görür Kenan’ın teyze oğlu Rüstem Perihan’a herşeyi anlatır Perihan kocasının böyle düşünmesine çok üzülür Bütün olan bitenlere bu yeni hayatlarının neden olduğunun farkındadır Eski yaşamları daha sade, daha güzeldir Kenan iyileşince anahtarın nereye ait olduğunu sorar Perihan onu eskiden yaşadıkları sessiz, sakin bir yer olan Osmonti’deki evlerine götürür Kenan çok şaşırır Perihan gittiği her yerden bir hatıra almayı adet haline getirdiği ve bu evi de çok sevdiği için oranın anahtarını gizlice saklamıştır Kenan bunu öğrenince çok utanır Daha sonra Perihan ve Kenan bu eve taşınırlar Perihan ayrıca hamiledir ve ikisi mutlu bir şekilde sosyeteden, kumarlı içkili ev partilerinden uzak hayatlarına devam ederler


KAYIP ARANIYOR - SAİT FAİK ABASIYANIK

Nevin herkes tarafından çok sevilen birisidir Herkesin derdini dinleyen, sohbet eden ve onları anlamaya çalışan bir insandır Babası eski konsolostur Bu yüzden hayatı biraz bolluk ve rahatlık içinde geçmiştir Her mekanda olduğu gibi burada da kötü insanlar vardır Ve bunlar Nevin’i çekememektedirler Kamarot İrfan da bunlardan birisidir Kendini çok iyi tanıtmış olmasına rağmen kıvılcım bekleyen insanlar için İrfan’ın sözleri yeterli olmuştur Onun babası tarafından şımartılmış bir kız olduğunu onunla bununla kahvede sürttüğünü aralarında konuşmaya başlamışlardır Kocası Özdemir ise onu pek de o kadar sevmemiştir Ona lüzumlu bir eşya muamelesi göstermiş, nasıl traş sabunu bulamayınca tedirgin oluyorsa, eşi yokken de öyle tedirgin olmuştur Nevin de kocası Özdemir’den bu derece bir muamele gördüğü için balıkçı Cemal’le dolaşmaya başlar Gittiği her yerde ihtiyacı olan huzuru aramaktadır Gördüğü herhangi bir biletçiye bile anında içi ısınmakta, sanki ilacı ondaymışcasına ondan birşeyler alacağına inanmaktadır Bir defasında Cemal’le görüştüğünde boşanma meselesini konuşur Nevin kocasından boşanıp tekrar İstanbul’ a dönecektir Daha sonra boşanma işleri için Ankara’ya gider Fakat Nevin’in içi çok daralmıştır Artık Nevin’in sıkıntıları bir ara öyle bir dereceye gelir ki midesindeki ağrıdan duramaz olur

Fakat Nevin bu durumdan iyice bunalmıştır Eve dönmesine imkan yoktur “Konsolosun kızı” ile “Balıkçı Cemal’in arkadaşı” arasında mekik dokumak için sinirleri artık müsait değildir Böyle bir yaşayışın zevksizliğini, hastalığını hiç sevmemiştir Başka yerlerde başka hayatlara yelken açacaktır Babasına bir mektup yazar ve istasyondan bir trene atlayarak huzura doğru yolculuğa çıkar


ALDATACAĞIM - ESAT MAHMUT KARAKURT
Macit isimli bir muhariri bir gün kitap yazarken bir bayan ararBu bayan Macit’e kocasının onu aldattığını ve o da aynı şekilde kocasını aldatmak istediğini söylerBu aldatma işini de onunla icra etmek istediğini ifade ederMacit ilk önce bunun bir oyun olduğunu ve bu bayanın onunla dalga geçtiğini zannederFakat kadının konuşmasıyla onun ciddi olduğunu anlar ve kadının teklifini kabul ederKadın onu emin olduktan sonra tekrar arayacağını söyleyip telefonu kapatırBu görüşmeden sonra Macit’in içine kurt düşerBu ona hazırlanmış bir tuzak olduğu hakkında şüpheye düşerBir sonraki gün o kadın tekrar arar ve Macit’e hemen gelmesini söylerMacit hemen bir taksiye atlar ve kadını evine giderO akşam Macit Mualla’la birlikte olurSabah olduğunda Mualla Macit’e hemen evden gitmesini ,içinde kötü bir his olduğunu söylerBu olaydan bir iki dakika sonra Mualla’nın kocası yanında iki polisle eve gelirMacit’le karısını yatak odasında yakalarMacit çok kötü bir durumda olduğunu ve bütün hayatının bittiğini düşünürTam bu sırada Mualla’nın kocası Macit’i odaya çağırırBurada adam ona işlediği suçun cezasını okur ve bir kurtuluşu olduğunu söylerBu kurtuluşun onun rızasını alırsa olabileceğini söyler ve bir miktar para istediğini söylerBunun üzerine Macit çok sinirlenir ama parayı verir, dolayısıyla bu işten yakasını kurtarır Bu olaydan birkaç gün sonra Mualla Macit’in parasını geri getirirO günün akşamı kocasını öldürür Macit bu olayı gazeteden öğrenir,Mualla yargılanırken şöhretini kaybetme pahasına mahkeme salonuna giderDoğruyu söyleyerek Mualla’nın beş seneyle kurtulmasını sağlarBu beş sene boyunca Mualla’nın iyi geçinmesi için hapisaneye her ay para yollarMacit,Mualla’ya hapisaneden çıktıktan sonra ona evlenme teklif eder ve evlenirler


DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU - PEYAMİ SAFA

Yazarın küçüklüğünden beri çektiği hastalık onu hastahanelerden tiksindirmiştir Fakat durumu ciddiyetini korumaktadır Annesi ile kenar mahallelerin birinde virane ahşap bir evde yaşamaktadır
Bir gün ameliyat olması gerektiğini öğrenip hastahaneden döndüğünde evde annesini bulamaz ama odanın halinden annesinin şiddetli bir baş ağrısı geçirdiğini anlar O sırada annesi gelir Yazar ise annesini üzmemek için ona gerçekleri anlatmaz Kendi doktaruna gidip ona gözükmesi gerektiğini söyler Annesi yazarın Erenköye gideceğini öğrenince paşanında onu merak ettiğini söyler Ertesi gün yazar önce paşaya gider Paşa ilk olarak sağlık durumunun nasıl olduğunu sorar yazar da kaçamak cevaplar vererek olayı geçiştirir Daha sonra odaya Nüzhet gelir yazardan getirmesini istediği kitapları alır Kızı gidince paşa yazara bir de doktor Ragıp Bey’ e görünmesini tavsiye eder Paşanın uzaktan akrabası olan yazar küçük yaşlardan beri onunla konuşur, ona kitap okur O akşam yine bir roman okumaktadır fakat paşa uyuyunca Nüzhet’ le birlikte beahçeye gider ve muhabbet ederler Yazar on beş yaşında ve aralarında dört yaş olmasına rağmen Nüzhet’ i sevmektedir Ancak onun da aynı duyguları hissetiğinden emin olmaz Bahçede konuşurken doktor Ragıp’ ın Nüzhet’ i istediğini duyunca önce üzülür ama Nüzhet oralı olmayınca, duyduğu şüpheye rağmen keyfi yerine gelir Daha sonra Nüzhet annesinin isteği üzerine uyumaya gider ve yazar da kendine olan tüm güvenini kaybeder
Hastalığı onu normal yaşından çok daha olgun davranmaya sevk etmiştir Doktorun ikazlarına rağmen baston kullanmayan yazar o gece yatakta yorgun ve acı içinde kıvranmaktadır Henüz uyumadan Nüzhet yazarın evine uğrar ve uyuyamadığını bahane ederek tekrar koyu bir muhabbete başlarlar Ertesi gün yazar erkenden doktara gideceğinden Nüzhet onun uyumasını ister Fakat yazar ona karşı olan zaafiyetini daha fazla saklayamaz, onu kendisine çekip bir kere öper ve Nüzhet şaşkınlık içerisinde koşarak eve gider
Sabah olunca yazar Kadıköye gider ve paşanın istediği kitapları alır ve sonra da annesine bir ay içerisinde gelemeyeceğini yazar Oradan da doktara gider fakat operatörün dersi olduğundan görüşemezler Operatörle akşama görüşebilen yazar ondan baston kullanması ve iyi yemesi ve dinlenmesi konusunda uyarı alır İşi bitip köşke dönen yazar içeriye girdiğinde kendisinden gizli birşey konuşulduğunu anlar ve üzüntü içerisinde bahçeye oturmaya çıkar Daha sonra Nüzhet gelir ve yazar içeri girdiğinde annesinin dolabın arkasında çıplak olduğunu söyleyerek onu rahatlatır Fakat akşam Nurefşan ona gerçekleri yani Nüzhet ile doktor Ragıp’ın durumlarını konuştuklarını söyler Yazar hayal kırıklığına uğrar ve Nüzhet’ in odasına konuşmaya girer Nüzhet yine yazarı ikna eder Daha sonra ikiside uyurlar
Ertesi günü Nüzhet’ le bahçede geçiren yazar Nüzhet’ le cinsel yakınlaşmalara girer O akşam doktor Ragıp yemeğe gelir ve yazar hiç oralı olmaz Konukları gidince Paşa yazara doktor hakkında görüşlerini sorar o da Ragıp’ ı Nüzhet’ e yakıştıramadığını söyler bunu duyan yengesi de içinden yazara karşı kin tutar
Bir gün yazar yengesinin Nüzhet’i mikroplara karşı uyardığını ve eşyalarımızı ayırdım dediğini duyar ve bunun üzerine evi terketme kararı alır Ancak annesininde o gün paşalara geleceğini duyması kararını değiştirmesine neden olur
Hızla geçengünlerden sonra nihayet evine dönen yazarın ağrıları gün geçtikçe arttığından annesi onu fakülteye götürür Operatör ona durmun ciddiyetini hatırlatır ve yerinden bile kıpıdamamasını ister Evi birden kalabıklaşan yazarın yakınları onu teselli etmeye çalışır Tekrar fakülteye gittiğinde operatör bacağın kesilmesi gerektiğini söyler fakat buna razı olmayan yazar birden bayılıverir Bundan etkilenen operatör kasaplardan farkı olmaları gerektiğini söyleyip yazara, üç aylık bir sürede bacağını kurtarmak için hastahanete kalması gerektiğini söyler Yazar bunu kabul etmek zorunda kalır ve Dokuzuncu Hariciye Koğuşuna yatırılır Burası ona hapishane gibi gelir ve ilk gecesi olaylı biter Bu korkuya dayanamaz ve bütün gücüyle bağırıp çağırır Zor geçen günlrin sonunda ameliyat günü gelir Ameliyatı bitince yedinci pansumanda doktor bacağın kurtılduğun ancak yer basamayacağını söyler
Daha sonra da Nüzhet’ ten gelen karttan Paşanın hastalandığını Nüzhet’ in de doktor Ragıp’ la nikahlanacağını öğrenir Acılar içinde geçen günlerin sonunda annesi doktor Mithat ve arkadaşı onu hastahaneden taburcu ettirirler



KORKUNÇ YILLAR - CENGIZ DAĞCI

Sâdık, Kırım'da, Akmesçit'e bağlı Kızıltaş köyünde doğmuştur Kızıltaş Karadeniz kıyısında şirin bîr köydür Ama Ruslar burada yaşayan Türkleri rahat bırakmazlar Sık sık baskınlar düzenleyerek köyün, Kırım çapında da milletin ileri gelenlerini, aydınları tutuklayıp sürerler veya hapse atarlar Rusların hedefi; diliyle, diniyle, medeniyetiyle Türk kültürünü yok etmektir Camileri yıkarlar, tarihî eserleri harabederler Sık sık alfabe değiştirerek Türk dilini unutturmaya, Türklerin birbirleriyle irtibatlarını kesmeye çalışırlar
Kırım Türk'lerinin orta yaşlıları milliyetçidirler Bu duyguyu evlâtlarına da aşılarlar, onlara "Kuzu Kurpeç" ve "Çora Batır" gibi kahramanlık destanlarıyla, "Siyer-i Nebi" gibi dinî kitapları anlatırlar ve okurlar Sâdık'ın babası Hüseyin Ağa da bu çeşit Kırımlılardandır Mekteplerde dine ve milliyetçiliğe —bilhassa Türk milliyetçiliğine— insafsızca hücumlar yapılmasına rağmen, evlerdeki aile mektepleri, çocukların büyük bir ekseriyetini Türk milliyetçisi olarak yetiştirir Sadık da, bu aile mekteplerinde yetişen milliyetçi gençlerdendir
Tabii resmi mekteplerin tesirinde kalıp, Rus'lara hizmet eden Kırımlılar da mevcuttur Korkunç Yıllardaki Süleyman, bu kategorideki gençlerdendir Fakat bunlar da hâdiselere tam nüfuz ettikten sonra, ekseriya yaşlı neslin fikirlerine sahip olurlar
Sâdık ailesiyle birlikte önce, Akmesçil'le bir tavuk kümesine yerleşir Sonra orta kumandan mektebine giderek Rus ordusunda subay olur İkinci dünya harbine tank teğmeni olarak katılır Ukrayna'da Almanlara esir düşer Esir kamplarında çeşitli meşakkatler çeker Ama bu kamplardaki esir Türkler arasında çok kuvvetli bir bağlılık vardır Birbirlerine hayatları pahasına yardım ederler Bu eserde dikkati çeken bir husus da, Kırım topraklarında doğup büyümüş olanların -Ermeni, Yahudi, Rum veya Rus olsun- birbirlerine vatan bağlarıyla bağlı olmaları ve yardımlaşmalarıdır
Sâdık esir kamplarında, bir Kırımçak'ın (Kırımlı Yahudi) yardımıyla hemşehrilerini bulur, yine Kırımlı bir Ermeni'nin yardımıyla zindandan kurtulur Kırımlı İskender'in yardımıyla da ahçı olur Bu, onun esaret hayatının dönüm noktasıdır Alıcılıktan sonra bir Alman başçavuşunun emir eri olur Onun hizmetinde bulunur Başçavuş cepheye tayin olunca da Sâdık'ı Alman casus mektebine götürüp, Rusya'da Almanlar hesabına casusluk yapmasını teklif ederler Sâdık bunu reddedince, onu yeni teşkil edilen Türkistan ordusuna götürürler Roman Almanların düzenledikleri, bir toplantıda, Türkistanlıların üzerlerindeki Rus üniformalarının yakılıp, Alman üniformalarının giyilmesiyle son bulur


Gitti Gidiyor..
29.04.07 22:35 Yazan: CERENiS

BEYAZ KALE - ORHAN PAMUK

Venedik’ten Napoli’ye doğru seyretmektedirler Türk gemileri yollarını keser Üstelik onlar topu topu üç gemiyken, Türk gemilerinin ardı arkası kesilmemektedir Bu Venedik gemisindeki kürekçi esirlerde Türk olduklarından kaptan onları kırbaçlayamaz Kaptanın bu korkusunun, Yazarın hayatını değiştireceğinden haberi yoktur

Türk gemileri geldiklerinde diğer iki Venedik gemisi gemilerin arasından sıyrılıp kaçar Yazarın olduğu gemi ise kaçamaz ve Türk gemilerinin arasında kalır O öğrenmeye düşkün biridir Kamarasına iner ve Floransa’dan aldığı kitaplara göz gezdirmeye başlar Türkler artık gemidedir yukarıdan seslerini duymaktadır Yukarıya çıktığında esir düşen adamların ne yapılacağına karar verilir Bu adamlardan çoğu kürekçi olur Yazarın aklına ise astronomiden anladığı ve doktor olduğunu söylemek gelir Böylece daha iyi yerlere gidebilir Türklere bunu söylediğinde pek yüz bulamaz Daha sonra İstanbul’daki sarayın zindanında bulur kendini Burada doktorluk yapmaya çalışır İyileştirdiği hasta sayısı çoktur ve bundan para da kazanmaktadır Hal böyle olunca birgün Paşa tarafından çağırılır Paşa’ya ya astronomi, matematik, tıp ve mühendislikten anladığını söyler Paşa’nın özel bir durumu vardır Paşa’nın hastalığı bildiğimiz nefes darlığıdır Paşa bazı karışımlar hazırlar fakat bunu önce kendi paşanın önünde içer, sonra paşa zehirli olmadığı kanatına vardığında kendi içer Adamı geri zindanına gönderirler Adam zindanda doktorluktan kazandığı parayla türkçe dersi aldığı ve türkçeyi hemen öğrendiği görülnce Paşa şaşırır

Günler, aylar geçtikten sonra Paşa’nın iyileştiğini duyunca sevinir Fakat Paşa tarafından çağırılmamaktan yakınır Birgün Paşa kendisini çağırır odaya girdiğinde gözlerine inanamaz kendisine tıpatıp benzeyen sakallı bir adam vardır Paşa buna Hoca diye hitap etmektedir Paşa mevzuyu açar ve bir düğün tertipleyeceğini ve bu düğünde Hoca’yla birlikte düğün için fişek yapacaklarını söyler Hoca’yla hergün çalışırlar plarnlar yapar ve denerler Birgün Paşa kendilerini izlemeye gelir İkiside çok heyecanlıdır Gösteriye iyi başlarlar ve iyi bitirirler Paşa bundan menun kalır ve düğünde iyi bir başarıyla sonlanır Hoca’yla yazar arasında ilginç rekabet vardır Hoca üniversite okumamıştır fakat bu işlerle ilgilenir, öğrenmeye çalışır Paşa birgün yeniden yazarı çağırır ve ona dinini değiştirirse azat edileceğini söyler Dinini gelip gitmelere zorlamalara karşın değiştirmez En sonun da iki tane iri yarı adam onu sarayın bahçesine götürür Kafasını bir kütüğe koyarlar ve ona dini değiştirip değiştirmeyeceğini, değiştirmesse öldüreleceğini söylerler Adam karar vereceği sırada ağaçların arasından kendinin koşup geçtiğini görür, şaşırırAdam ne olursa olsun dinini değiştirmemektedir Onu idam edemezler ve paşanın yanına götürürler Paşa’nın yanında Hoca da vardır Paşa artık Hoca’nın yanında olacağını azat etme hakkını Hoca’ya verdiğini söyler Artık Hoca’nın kölesidir Hoca’nın evnine giderler Hoca’nın evi küçük ve havasızdır buraya geldiğinde yazar kendini hiç iyi hissetmez Fakat sonraları yavaş yavaş alışmaya başlar Hoca’nın amacı kölesinin bilgilerinden yararlanmaktır Hoca sürekli kendinin bir abi ve kölenin de bir kardeş gibi öğretilenlerini dinlemesini ister Çok şey bilen Hoca olmalıdır hepAralarında böyle garip bir rekabet süresince çalışırlar Ağırlıklı olarak batı bilimi ve astronomi konuşulur Hoca Ay’la Dünya arasında bir gezegen olduğunda ısrarcıdır Günleri sürekli evde kölenin yaptırdığı masanın üzerinde çalışmayla geçer Aralarında bazen kölenin özgürlük hırsı yüzünden, bazende Hoca’nın laflarının doğruluğu yüzünden tartışmalar ve sürtüşmeler olur

Astronomi alanında çalıştıklarında ve de bunları Paşa’ya anlattıklarında Paşa bunu hoş karşılar Paşa birgün Hoca’yı Padişah’ın huzuruna çıkarmaya karar verir Padişah daha çocuktur yaptıkları astronomi araştırmalarını bir çocuğun anlayacağı şekilde düzenler ve ezberler Gidecekleri gün geldiğinde yaptıkları astronomik aletleri de sarayı beraberlerinde götürürler çocuk bunları gördüğünde sanki bir oyuncağı gibi merakla dokunmaya başlar Çocuk Hoca’nın anlattıklarını dinledikten sonra çok sevdiği hayvanlarıyla özellikle aslanıyla ilgili soru sormaya başlar Hoca’da sırf çocuğu etkilemek için cevaplar verir, aslında Hoca’nın hayvanlardan anladığı yoktur Hoca’nın kafasında çocuğu etkileyip bundan ilim hakkında çalışma yapmak için gelir sağlamak vardır Yazarla birlikte kafalarından değişik değişik hayvanlar türetip bunları Padişah’a anlatırlar Çocuk bunlardan çok etkilenir

Çocuk artık büyümüş ve blue çağına girmiştir Hoca çoğu zaman kendi kendine odada çalışır Ne olursa olsun hoca padişah’ı etkilemeyi başarmış ve kendi istediği yerden dirlik almıştır

Hoca yavaş yavaş bu öğretme duygusundan soyutlaşır Karşısına alıp bir konu anlattığı insanlar çok saf ve bilgisiz eski kafalı idir Hoca kendi kendine birgün “Niye benim ben” diye sorar, işte burada yazara fırsat doğar ve Hoca’nın direncini kıracak sözler söyler Hoca sinirlenip birşeyler yazmasını ister, o ise geçmişiyle ilgili şeyler yazmaya başlar Günlerce birşeyler yazar Hoca okur okur ve bir sonuç alamaz Geçen günlerde kendi günahlarını yazamaya başlarlar Yazar, yazar fakat Hoca yazdığında Hoca hemen sinirlenip kağıdı yırtar Günler böyle geçip gider bir süre

Hoca birgün sübyan okulundan geldiğinde veba çıktığını söylerYazar inanamaz buna Ertesi gün çıkıp araştırır günlerce araştırırŞehirde veba vardır bu doğrudur Hoca yazarın çok korktuğunu görünce sevinir Hoca ölümün Allah’ın takdiri olduğunu söyler ve yazılmışsa olacağı varsa olur der Yazar çok korkmaktadır Hoca birgün sübyan okulundan geldiğinde yazara göbeğinde çıkan bir çıbanı gösterir Yazar çok korkar Hoca’da tedirgindir bu çıbandan aslında fakat pek belli etmemeye çalışır Yazara sorar bu veba mı diye yazar cevap veremez Hoca çok korktuğunu görünce keyiflenir ve “Hadi dokunsana der” fakat dokunamaz çok korkar Diğer günler kabus gibi geçer artık kaçmalıdır bu evden kurtulmalıdır Birgün bu isteğini gerçekleştirir Hemen deniz kıyısına gider birikmiş parasıyla bir sandal tutar ve Heybeliada’ya kaçar Burada bir balıkçının yanında çalışır karnını doyurur ve yaşamaya başlar Birgün bağda uzanmış yatarken birden Hoca’yı görür karşısında şok olur ama Hoca kızgın değildir Yaptığının, hasta bir adamı yatağında bırakıp kaçmanın büyük suç olduğunu kendisinde veba değil ufak bir hastalık olduğunu söyler Bunları konuşacak vakitleri yoktur Padişah onlardan şehirdeki vebayı durdurmalarını ister Hemen çalışmaya başlamaları gerekemektedir Hızla çalışmaya başlarlar gidip camilerdeki tabut sayılarını sayarlar istatislikleri çıkarırlar, bunun gibi birçok şey yaparlar Birgün Padişah’a gidip insanları evlere sokmalarını gerektiğini çarşıyı bir süreliğine kapatmaları gerektiğini yoksa baş edemeyeceklerini söyler Padişah buna olumlu bakar fakat yanındaki vezir ve yardımcıları bunu istemezler ama Padişah’ın dediği olur Yeniçeriler herkesi evine sokar ilkleri daha sonra çok az kişiye izin kağıtları verip ticaretin az da olsa işlemesini sağlar Gün geçtikçe ölü sayısı azalır veba hemen hemen bitmeye başlar Hoca ve yazar artık Padişah’ın güvenini kazanmıştır Hoca ödülünü alır ve Müneccimbaşılığa getirilmekle kalmaz Padişah’la yıllardır uğraştıkları yakın ilişkiyi kurar Hoca artık her sabah saraya girip Padişah’ın rüyalarını yorumlar gelecek hakkında konuşurlar Yazar ise sürekli evdedir Padişah çok sık av seferleri yapar Hoca bu seferleri aptalca bulur Seneler böyle geçer

Birgün Padişah Hoca’dan hep söz ettiği şu düşmanları dize getirecek silahı yapmasını ister Bu sırada Hoca saraya çok az gelip gitmeye başlar Onun yerine saraya artık Yazar giderPadişah’la zaman zaman sohbet edip Hoca’yla çok benzerliklerinin olduğu aslında Hoca’nın kendisi olduğu gibi garip ve kafa karıştırıcı laflar söyler Dört sene böyle geçer, sarayda eğlencelere katıla katıla iyice şişmanlar Hoca ise silahını yapmış Padişah’ın seferden dönmesini bekler Hoca’nın silahı çok büyük canavar gibi birşeydir Çalışması için beş, altı adam gerekir ama silahın içi cehennem sıcağı olduğundan bunlar özel kişiler olmalıdır Hoca günlerini silah denemeleriyle geçirir kış gelmiştir Hoca bu adamlarla bağlantılarını koparmamıştır Yaz geldiğinde Padişah seferden dönmüş ve yeni bir sefere hazırlanır silah için adamlar çağrılır çünkü Hoca silahında savaşta yer almasını bekler Beklediği gibide olur silahı savaşa çağırılır ve sefer çıkılırSeferde günlerde ilerlenir çoğu kişi bu büyük makinenin ordunun hızını kestiği düşüncesinde kapılırHoca hristiyan köylerinden birine geldiğinde yaşlı bir adamı tercüman eşliğinde günahlarını söylemeye zorlar Yaşlı adam utanır baskıdan sonra söylerSöyler ama Hoca bunun yalan olduğu kanısındadır Hocayı tatmin etmez ileriki günler normal insanları kimi bulursa sorguya çeker Bazılarına doğru söylemesi konusunda işkence yapar, daha sonra geceleride vicdan azabı duyar Bu böyle günlerce sürüp gider ve artık seferin amacı olan Kale’yi alacakları yere doğru yaklaşırlar Hava sürekli yağmurludur ve bu koca canavar çamura batar Artık herkes bunun ordunun direncini kırdığı düşüncesindedir Askerlerin bile inancını kırar bu makine Sultan zaten öfkelidir çünkü Doppio Kalesi hala alınamamıştır Sabah olduğunda Beyaz Kale görünmüştür esrarengiz bir güzelliği vardır Artık Beyaz Kale önlerindedir Silahı deneme vakti gelmiştir Silaha adamlar yerleştirilir ve hedefe doğru yönelinir fakat silah çamura saplanır daha ateş etmedende koca tekerleri altında adamları ezilerek can verir Yazar Padişah’a bakamaz bir ara bakar ve Padişah’ın kafaların yanından geçip gittiğini görürO akşam Hoca’yı Padişah’ın çadırına çağırırılar uzun bir süre gelmez ve bu süreç içerisinde yazar Hoca’yı çoktan öldürdüklerini ve biraz sonra cellatların da kendisinin canını almak için geleceğini düşünür ama öyle olmaz Saba karşı Hoca gelir ve yazar eski hayatı hakkında birşeyler anlatmaya başlar kırkardeşinin kekeme olduğu, elbiselerinin çok düğmeli olduğu evinin bir masasının üzerindeki sedef kakmalı tepside şeftaliler ve kirazlar durduğunu masanın arkasında hasırdan örülmüş bir sedir olduğunu, üzerinde pencerenin yeşil çerçevesiyle aynı renkte kuştüyü yastıklar olduğu arkasına bir serçenin konduğunu, kuyu, zeytin ve kiraz ağaçlarını, onların arkasındaki ceviz ağacında yüksekçe bir dalına uzun iplerle bağlanmış bir salıncak belli belirsiz rüzgarda hafif hafif kıpırdandığı gibi Sonrasında yazar bu hikayelere kaldıkları yerden geç de olsa süreceğine inandığını ve Hoca’nında aynı şeyi düşündüğünü, kendi hikayesine sevinçle inandığını bilir Elbiselerini telaşla kapılmadan ve konuşmadan değiştirirler Yazar ona yüzüğünü ve yıllarca ondan saklamayı becerdiği madalyonunu verir İçinde annesinin resmi ve nişanlısının kendi kendine beyazlaşan saçları vardır Sonra çadırdan çıkıp gider sessizce, ağır ağır kaybolur

Aradan yıllar geçmiştirYazar Müneccimbaşının boynu vurulmadan , hayvanlara düşkün Padişah tahttan indirilmeden çok önce Gebze’ye kaçmıştır Yazar bundan şikayetçi değildirÇok parası İtalya’daki gibi bir evi, karısı ve dört çocuğu vardır artık yetmiş yaşındadır

Padişah’la iki kere görüşmesinde laf O’ndan açılır Padişah aslında her şeyi biliyormuşO takvimleri, kitapları bütün o kehanetleri O’nun yazdığını bilir ve bunuda ona silah bataklığa saplandığında söyler Bu konuşmalardan yazarın kafası çok karışır Her şeye rağmen yazar O’nu özler

Yazar bir gün evindeyken yaşlı bir adam gelir bu adamla sohbet ederler Adam da hayal ürünü şeyler yazdığını söyler Bu hikayeleri birbirleriyle paylaşırlar Bu adam yazarda garip duygular uyandırır Evinde yatıya kalır bu adam gece boyunca birbirlerine yaşadıklarını anlatırlar ve bu anıları paylaştıktan sonra yaşlı adam evden ayrılır

Yaşlı adamın girmesinden sonra yazar bize bir köşeye attığı ve hiç dokunmadığı O’nunla geçirdiği anıları anlatan kitabını bitirmeye karar verdiği günü anlatır İki hafta öncesine kadar başka hikayeler türetmeye çalışan yazar İstanbul tarafından gelen bir atlı görür ve bunun kendi evine doğru geldiğini fark eder Atla gelen adam önce İtalyanca konuşur fakat sonra O’nun kadar olmasa bile O’nun yanlışlarıyla Türkçe konuşurAdını O’ndan öğrendiğini buraya kendisini O’nun gönderdiğini söyler O’nun İtalya’da kitaplar yazdığını zengin olduğunu öncesinden bir kadınla evlenip geri eski nişanlısını bulup onunla evlendiğini, yeni kitabının adının “Orada Tanıdığım Bir Türk” olduğunu söyler Yazar kendisininde O’nun la geçirdiği yılları anlatan bir kitap yazdığını söyler atla gelen adam bunu okumak ister Adam okumaya başlarYazar üç saat bahçede oturup adamın kitabı bitirmesini bekler Adam kitabın sonlarına geldiğinde adamın yüzü allak bullak olur Yazar adamın bir sayfaya dikkat etmesini bekler kitabı bitirdiğinde sayfaları hızlıca karıştırır sonunda o sayfayı bulur dışarı hızla göz gezdirir Ne gördüğünü yazar tabi ki çok iyi bilir:

Evin bir masasının üzerindeki sedef kakmalı tepside şeftaliler ve kirazlar durduğunu masanın arkasında hasırdan örülmüş bir sedir olduğunu, üzerinde pencerenin yeşil çerçevesiyle aynı renkte kuştüyü yastıklar olduğu hemen yanında da yazarın oturduğunu, arkasına bir serçenin konduğunu, kuyu, zeytin ve kiraz ağaçlarını, onların arkasındaki ceviz ağacında yüksekçe bir dalına uzun iplerle bağlanmış bir salıncak belli belirsiz rüzgarda hafif hafif kıpırdandığını görür


29.04.07 22:43 Yazan: CERENiS

MUTLU ÖLÜM - ALBERT CAMUS

Patrice Mersault düzenli adımlarla Zagreus’un villasına doğru yürüyordu O saatte hastabakıcı pazara çıkar, villa ıssız olurdu Zagreus pencereye bakıyordu Kapının önünden yavaşça bir otomobilin geçtiği duyuldu

Tabancanın namlusunu sağ şakağının üzerinde hissettiğinde, gözlerini dışarıdan ayıramadı Ama ona bakan Patrica gözlerini yaşlarla dolduğunu gördü Gözlerini kapadı Geriye bir adım attı ve ateş etti
Artık Zagreus değil di beyimn, kemik,kan kabartısı için yara gözüküyordu yalnızca Patrice koltuğun diğer yanına geçerek tabancayı onun rline verdi Şakanın izasın kadar kaldırdı ve düşmesi için bıraktı Daha sonra hızlı adımlarla yürümeye başladı Küçük alanın dışandaki bir küme çocok dışında kimseler yoktu

Nisan ayı olduğu için her taraf cıvıl cıvıldı Havanın bu ışıllığı, gögün bu verimliği altında insdanların tek amacı mutlu bir yaşam sürmekti
Mersoul tı nın içinde herşey susuyordu Hızlı adımlarla evine gitti, valizini bir köşeye bırakıp sakat adamın böyle bir acı içinde olmasını dayanamadığını düşündü Mersault hastaudı Üçüncü bir aksırıkla sarsıldı ve ateşten titrediğini hissetti

Zagreus’un villasının yanındaki küçük alanda öksürdüğü günden bu saate dek, gövdesi kendisinin bütün etkinliklerini titizlikle yürütmüş onu dünyaya açmıştı Mersault’un içinde karnından başlayıp boğazımna doğru usul usul yol açan çakıltaşı gibi birşey yükseliyordu Mersault daha hızlı soluk almaya başlamıştı

Lucienne’ye baktı rahatça gülümsedi Kendini yatağında n attı, içindeki usul yüksekliğini duydu Lucienne’in dolgun dudaklarına ve onun ardındaki toprağın gülümseyişine baktı
‘Bir dakika ,bir saniye’ sonra diye düşündü Yükselme durdu ve taşlar arasında bir taş olarak yüeğinin sevinci içerisinde devimsiz dünyaların gerçekliğine dönüştü



İNCE MEMED - YAŞAR KEMAL

Toroslar’dan Akdeniz’e uzanan Dikenliözü’ndeki beş köyden birisi Değirmenoluk’tur Bu köyün insanları köylerinden dışarıya çıkmazlar Onun için buraların kendine has kanun ve töreleri vardır Bu kanun ve töreleri Abdi Ağa koyar ve uygular Dışarıdan kimse gelmez ve karışmaz
Köyün yağız delikanlılarından Memed günlerdir Abdi Ağa’nın tarlasını sürmektedir Artık dayanamayacağını anlayınca herşeyi bırakıp Kemse Köyü’ne gider ve Süleyman’a sığınır Memed’in bu yaptığı aslında bütün köy ahalisinin hayalidir Memed kışı Kesme Köyü’nde geçirir Anasını ve köyünü özlemiş olmasına rağmen dönmemekte kararlıdır Bir gün köyden bir tanıdık onu görür ve bu haberi hemen Abdi Ağa’ya yetiştirir Bunu öğrenen Abdi Ağa Süleyman’ın kapısına dikilir ve Memed alıp köye götürür O yaz Memed hasatı yapar ve Abdi Ağa’nın topraklarını sürer Abdi Ağa ise ceza olarak ona hasatın beşte birini verir O kış Memed ve anası çok zorluk çekerler
Memed arkadaşı Mustafa ile ilk defa kasabaya giderler Yolda iyi, mert bir eşkiya olan ve hayranlık duydukları Kara Ahmet’le karşılaşırlar Kasabadaki yaşam Memed’i çok etkiler Ağaların olmadığı herkesin hür olduğu bu hayat özlemiyle Memed sevgilisi Hatçe’yi kaçırmak için köye gider ve barber kaçarlar Abdi Ağa’nın yeğeninin nişanlısı olan Hatçe ile Memed’in kaçmalarının ardından Ağa’nın adamları ve yeğeni onları yakalamak için izlerini sürerler Nitekim bulurlar Aralarında çatışma çıkar Abdi Ağa’nın yeğeni ölür, Memed yaralanır ve kaçar Hatçe ise yakalanır Memed’in sığınacak bir yeri olmadığı için Deli Durdu denilen bir eşkiyanın çetesine sığınır Çetenin yaptığı haksızlıkları gören Memed Deli Durdu’dan nefret eder
Bu sırada Abdi Ağa Hatçe’yi cezalandırmak için ona bir tuzak kurar Yeğenini Hatçe’nin öldürdüğüne jandarmaları ikna eder ve Hatçe hapishaneye düşer
Eşkiyalığa iyice alışan Memed zulmetmeye dayanamaz ve çeteden ayrılıp yeni dostlar bulur ve onlarla gezmeye başlar Bir gece köye geldiğinde anasının öldüğünü duyar ve Hatçe’nin başına gelenleri öğrenir Ardından Abdi Ağa’nın izini sürmeye başlar
Bu arada Abdi Ağa Memed’i ortadan kaldırmak için bir tuzak kurar Memed ise kasabada Hatçe’yi bulur ve bir yolunu bulup onu ve arkadaşını hapishaneden kaçırmayı başarır Köylüleri de Abdi Ağa’ya karşı gelmeleri konusunda yüreklendirir O kış köylüler Abdi Ağa’ya hasatlarından bir buğday tanesi bile vermezler
Abdi Ağa Ankara’ya telgraf çeker ve Memed’in gizlendiği yeri ihbar eder Jandarmalar Memed’i kıstırırlar Aralarında çatışma çıkar Tam bu sırada Hatçe doğum yapar Memed eşi ve çocuğu için teslim olur fakat bu esnada Hatçe vurulur Memed’in dünyası yıkılır O sırada çıkan afla serbest kalır Doğan çocuğunu Hatçe’nin hapishane arkadaşı alır ve Gaziantep’in bir köyüne götürür
Olaylardan Abdi Ağa’yı sorumlu tutan Memed köye gelir ve Abdi Ağa’yı vurur Bu duruma sevinen köylü bayram eder Memed ise atını dağlara doğru sürer ve o günden sonra Memed’den haber alınmaz
O gün bu gündür Dikenlidüzü Köylüleri, çift koşmadan önce çakırdikenleri ateşe verirler İşte tam o günlerde Alidağ’ın doruğunda bir top ışık patlar, üç gün üç gece yanar durur



BİZ İNSANLAR - PEYAMİ SAFA

kurtuluş savaşı zamanında zengin halktan bazıları kendi çıkarları için işgalci devletler ile yankınlaşma içerisine girerorhan o dönemde yatılı okulda öğretmenlik yapmaktadırtalebelerinden tahsin, sınıf arkadaşı cemil’in kaşını taş atarak patlatırorhan,cemil’in tedavisini yaptırıp annesinin yanına götürürtahsin’in cemil’e taş atmasının nedeni ‘eşşek türk’ diye hitap etmesidir orhan köşkte cemil’in ablası vedıa’yı görürilk bakışta birşey yok zanneder fakat aşık olmuşturorhan tahsin olayından sonra okuldan istifa ederçünkü orhan’a göre cemil’in bilmeyerek bütün türk halkına hakaret ettiğini düşünürartık orhan’ı açlık ve yoksulluğun hüküm sürdüğü günler beklemektedirkar fırtınasının olduğu bir akşam orhan yatağında soğuktan yatamazen yakın caddeye çıkıp son parasıyla sıcak bir çay içmek istergittiğinde kahvehane kapalıdır ve olduğu yere düşerkahvecinin erken gelmesiyle hayatı kurtulur ve öğretmenken en iyi anlaştığı necati’nin evine gidernecat’i orhan’a bir arkadaşının çevirmen aradığını söylerartık orhan’ında parası vardır eski anılar canlanır ve vedia tekrar aklına gelironu unutamaz ama vedia ile evlanmek isteyen birçok kişi vardırbunlardan subay olan ahmet’i gördüğünde başına gelecekleri anlar ama aşkı daha üstün gelirve olacakları umursamaz tahsin’in babası bu arada hapishaneden çıkarhapishaneye girmesinin nedeni vedia’nın annesidir vedia herkese aşıktır ve bu orhan’ı korkuturvedıa ile bir an önce evlenmek istervedia buna yanaşmamaktadırvedia’nın annesi köylüler tarafından sevilmez çünkü evine fransız bayrağı asmıştırahmet vedia’dan uzaklaşmak için cepheye gider ve orada ölürorhan vedia ile buluşacağı bir gün vedia’nın hastahanede olduğunu öğrenir ve koşarak hastahabeye gidervedia şuursuzca yatmaktadırorhan günlerce hastahanede onun yanında kalırçok halsiz düşmüştürdoktorların tüm ısrarlarına rağmen dinlenmeyi kabul etmezvedia eskisinden iyidir ama hala şuuru yerine gelmemiştiriçerini havasından sıkılan orhan dışarıya çıkmak için ayğa kalkar ama sendelerçok bunalırayağa kalkmak için tekrar hareket ederduvarlardan tutunarak koridoro çıkarama gözleri hiçbir şey görmezmerdivenlerden inerken dengesini kaybeder ve düşünmek istemediğini ölümü vedia’nın aşkından olurvedia ertesi sabah iyileşir ama ahmet’in ölümüne neden olduğu gibi orhan’ıda bilinmezliklerin içine atarak ölümüne neden olurama vedia hala yaşamaktadır


ANAMIN KİTABI - YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun belki bütün romanlarımın anahtarlarını verdiğim kitabım dediği “Anamın Kitabı”onun en önemli eserlerinden biridir Eserde, yazar çocukluk anılarından bahsetmekte, bunu yaparken de şuuraltı tekniğinden yararlanmaktadır İnsanın alınyazısının çocuklukta yazıldığını ve hangi yaşa girerse girsin, şuuraltında daima çocukluk kaldığını savunur
Yakup Kadri, Aydın ve Manisa’da hüküm sürmüş Karaosmanoğulları sülalesine mensuptur Yazar altı yaşına kadar babasının Mısır’daki İbrahim Paşa Konağına yerleşmiş ve İkbal Hanımla evlenene kadar burada yaşamıştır İkbal Hanımla evlendikten sonra Kahire’ye yerleşmiştir Daha sonra İbrahim Paşanın ölmesi nedeniyle Manisa’ya yerleşmiştir Eser, hayatının doğrudan doğruya bu bölümleriyle ilgilidir
Yazar babasını, çevresinde çok saygın bir kişiliğe sahip olmasına rağmen sevmez Babasının konuşma tarzı, hareketleri, konuşması ve bilhassa annesine karşı olan davranışları yazara çok ilkel gelir Nitekim babası eve geldiğinde önüne konulan terlikleri giydikten sonra annesini peşinden sürükler, kendisi ile ilgilenilmekte biraz gecikilse evi velveleye vererek huzursuzluk çıkartır
Yazarda geçmişe daima bir özlem vardır Lalasıyla Nil boyunca Ehramlara doğru ya da şehrin kalabalık caddelerine doğru yapılan gezintiler, hele babasıyla şehrin hayvanat bahçesi karakterindeki “Özbekiye Bahçesine” yaptığı araba gezintileri onun için tadına varılmaz saatlerdir
Mısır’daki bu ihtişam dolu çocukluk günlerini, altı yaşında geldiği Manisa’daki sıkıntılı günler takip eder Burada, okula giderken uyku sersemi kalkışını, eline “Amme Cüzzü” tutuşturularak sokak kapısından dışarı bırakılıverişini, kendisine kahvaltı olarak bir dilim kuru ekmekle bir topak tulum peyniri sunuluşunu hiç unutmaz Hele okula giderken yolun bozukluğu onun için işkence dolu saatlerdir
Okul hayatı ise ona göre pek verimsizdir Okulun doksanlık kapıcısı onu teneffüslerde rahat bırakmaz Sınıf hocası Mustafa Efendinin daima çatık ve kızgın suratı, okulun müdürü Hüseyin Efendinin şimşir sopası da onu rahatsız etmektedir Ama yazarı mektepten asıl yıldıran okulun pisliği ve mundarlığıdır Bu nedenle biraz utangaçlığından, bilhassada bu ağır koku yüzünden annesinin kendisine hazırladığı yemeği bile yemez, arkadaşlarına bırakır
Mısır dönüşü Karaosmanoğulları sülalesi kendilerine itibar göstermediğinden sıkıntılı günler yaşarlar Kendilerine babasının arkadaşı Hulusi Bey kucak açar Onun konağında önce misafir olarak birkaç gün kaldıktan sonra konağın yanındaki küçük evi kiralalar Bu evde yazarın ilk dikkatini çeken şey, evin arka kısmından kendisine çok yakın görünen Manisa Dağıdır Dağa baktıkça, dağdaki boz renkli kaya diz çökmüş bir deve gibi, buradaki inde aslan gibi görünür kendisine O dağdaki tabiat şekillerini iniş, yokuş, yar, oyuk, tepe masallardaki peri padişahının sarayındaki denizlere, kulelere benzer varlıklarmış gibi düşünür Sürekli olarak bu dağa gitmek ister Bir gün komşusunun oğlu Cemal ile oraya giderler Fakat beklediğini bulamaz, hayal kırıklığına uğramıştır
Çocukluğunda en derin, en ihtiraslı sevgisini tercih ettiği insan Afet Ninesidir Ninesi, Kadri Beyin küçüğü Nazif Beyi kaybettiğinden bu yana tek sevgisini torunu Yakup Kadiri’ye yöneltmiştir Ninesi onlarda kaldığı süreçte Yakup Kadri ondan ayrı yatmaz Hatta ninesi hastalandığında bile ondan ayrılamaz Hele ninesi kendi evine dönmeye kalsın; evde kıyametleri kopartır, günlerce ağlar, yemekten içmekten kesilir, evdekilere hayatı zehir eder
Babasının hastalığı da eserde geniş yer alır Babası hayatının son devresinde kendisini dünyadan iyice çekerek ahirete verir Seccadesinin başına oturarak saatlerce tespih çeker, on dakikada kılınacak namazları yarım saatte bitirir Yakup Kadiri’ye Kuran-ı Kerim öğretmeye çalışır Ama Yakup Kadri bunu hiç beceremez Yazarı bu derslerden evde bozulan antika saatler kurtarır Babası günlerce saatleri yapmaya çalışır ama muvaffak olamaz
Babası ölümüne doğru “Ramazanı Şerif” geliyor diye evin içinde çocukça bir sevinçle dolaşır Ramazanı mutlaka İstanbul’da geçirmek niyetindedir Fakat gidecekleri günün arifesinde babası ansızın hastalanarak yatağa düşer Hastalığı çok ağırdır, çok geçmeden ölür Yakup Kadiri’yi ölümden ziyade kardeşiyle birlikte komşusunun evinde geçirdikleri ayrılık geceleri etkiler Babasının cesedi önüne götürüldüğünde diğerleri gibi ağlamak istediği halde ağlayamaz
Çayırbaşı İlkokulunun, yazarın huyunun değişmesinde büyük rolü vardır Okuldaki çocuklar öyle yabanidir ki onu okula evin kalfası götürmektedir Kalfası teneffüslerde bile yanından ayrılmamaktadır Ancak bu vaziyet yazara ağır gelmektedir Buradaki çocuklar daima birbirleriyle kavga etmekte, çete savaşları yapmakta ve birbirlerine ağır küfürler savurmaktadırlar Yine bir gün böyle bir kavga esnasında kalfanın (kendisinden 5 –6 yaş büyük) kavgayı ayırmaması nedeniyle kızarak kalfasına ağza alınmayacak küfürler savurup, yumruklamaya başlar Bu nedenle kalfası onu bir daha okula götürmeye cesaret edemez Ancak yazar kendisinden daha büyük birini dövmenin verdiği gururla kendisine olan güveni yerine gelir
Bu olaydan haberinin olmadığını sandığı annesi ona küser Bunu bilmeyen Yakup Kadri, annesinin ilgisini çekmek ve annesinin sevgisini tekrar kazanmak için çeşitli muziplikler yapar, kendisini yaralar En küçük bir olayda bile üzerine titreyen annesi, bu olaylarda yanına bile gitmez Sonunda yazar, durumu anlayarak bir daha ağzına öyle sözler almayacağına söz vererek annesinden özür diler ve elini öper İşler yoluna girer



BENÖVŞELER ÜSTTE GÖZ YAŞLARI - MİRVARİD DİLBAZİ

Mirvarid on bir yaşında sevimli, şımarık ve zengin bir ailenin kızıydı Her gün komşu kızlarla birlikte köyün yakınındaki çeşmeye gider, orada doğayı sey-
retmeye doyamaz Beş yaşında kız kardeşi daha dünyadan haberi olmayan küçücük bir çoçuktu Babası,köyün ağası Muhammed Bey,çok zengin ve saygın kişilerdendi Bir gün Mirvarid,komşu köyde oturan büyükbabasının yanına gitmişti Başka bir köyün ağası tarafından köy ehline zarar verilmiş,malları ellerinden alınmıştı Bunu duyan Muhammed Bey adamlarıyla birlikte çatışmaya gider ve orada hayatını kaybeder Mirvarid evlerine dönerken etraftaki her kesin ağladığını görür Evlerine vardığında annesinin kız kardeşine sarılarak merdivenlerde oturarak ağladığını görür O an şuurunu kaybeder Babası öldüğünde annesi henüz yirmi dokuz yaşındaydı Annesi çok güzel olduğundan birçok kişiden evlenme teklifi aldıysa da hepsini reddederek hayatının sonuna kadar dul yaşamayı tercih etti Daha sonra annesiyle birlikte komşu köyde oturan büyükbabasının yanına göç ederler Kız kardeşini kuzeniyle evlendirirler Bin dokuz yüz otuz yedinin yazında Moskova’nın emriyle büyük babası,büyük annesi Aral Gölü’nün batısına,dayısı Sibirya’ya, Kuzenleri Amasya’ya sürüldü Sonradan buraya gelerek mezarlarını ziyaret sırasında ‘Aziz Gardaşım’ adlı şiirini burada yazmış Artık Mirvarid’i köyde tutucak bir şey kalmamıştı Böylece Bakü’ye okumaya gider Okulu bitirdikten sonra, hocalarının yardımıyla iş bulur Öğretmenliğe başladı,daha sonra makaleleri, şiir kitapları basılmaya başladı Annesini de yanına getirerek ölümüne kadar onu yanından ayırmadı


29.04.07 22:48 Yazan: CERENiS

YEZİDİN KIZI - REFİK HALİD KARAY

Hikmet Ali isminde bir mebus gemi seyahatine çıkar Seyahati esnasında bir kadın hem güzelliğiyle, hem de yanındaki uzun sakallı adamla kürtçe konuşmasıyla ilgisini çeker Aradan fazla bir vakit geçmeden bu bayan kendisiyle tanışmak ister ve ona ismiyle hitap eder Ayrıca bayan İspanyolca ve Fransızca da konuşmaktadır Zeli Yezdi adında olduğunu söyleyen bu bayan, bu durumu Hikmet Ali Bey’in de garipsediğini farkeder ve onun bu merakını giderir Kendisi yıllar önce Yezid soyundan gelen ailesinin Arjantin’e taşındığını ve bu sebeple kürtçe öğrendiğini söyler Hikmet Ali Bey bu bayandan çok hoşlanmaktadır Onun bu gizemli şahsiyetine ve güzelliğine karşı büyük bir ilgi duymaktadır Fakat Hikmet Ali Bey onun bir casus olduğunu düşünerek, bir yandan da bu tanışmadan endişe duymaktadır Bayan; Türkiye, Suriye ve Irak hakkında sorular sormaktadır Zeli, Hikmet Ali’nin bu durumdan rahtsız olduğunu anlayınca ona amacını açıklar Şu an seksenbin civarında kalan Yezidi halkını uygun bir toprak parçası üzerine yerleştirip, huzur içinde yaşamalarını sağlamak istediğini söyler Hikmet Ali onu hoş bulmasının da etkisiyle, kötü bir niyetinin olmadığı hissine kapılır Zeli gemi seyahatinden sonra onu arayacağını ve ona ileride çok ihtiyacı olacağını söyler Bu ikili gemide çok güzel anlar yaşar Zeli Hikmet Ali’yi köyünden aldırarak Suriye’de Pamir denilen yerine çağırır Oradan da Yezidi halkının yaşadığı yerlere götürerek amacını daha ayrıntılı bir şekilde anlatır Ona aşık olan Hikmet Ali ona yardımcı olup olamayacağına karar veremez Şeyh Şemun adında Zeli’nin hertürlü işinde yardımcı olan kişiyle Hikmet Ali arasında bir soğukluk vardır Uzun yolculuk ardından, Şeyh Şemun dayanamayarak ona hakikati açıklar Zeli’nin bir akıl hastası olduğunu ve kendisinin de onun kocası Senyor Alfonso olduğunu açıklar Hikmet Ali hayal kırıklığına uğrar ve zor da olsa Zeli’ye bu teklifini kabul edemeyeceğini söyler Herkes kendi yoluna gider



DAĞLARI BEKLEYEN KIZ - ESAT MAHMUT KARAKURT

Karaköse vilayetinin bir kasabası ve bir askeri hava alanı Nöbetçi başçavuş, Binbaşı İhsan’a göreve giden uçakların geri döndüğünü haber eder Yalnız on uçak olan filo dokuz uçakla geri döner Yzb Nuri, Mülazım Celal Bey’in uçağının filodan ayrılıp intahar saldırısı yaptığını söylerler Yzb Nuri sözünü bitirmeden celal Beyin uçağı havada beliri verir Mülazım Celal ağır yaralı olarak uçaktan çıkarılır ve gönül rahatlığı ile son sözlerini söyleretrafına toplanan subaylar arasından mülazım ismail’e annesini ve kız kardeşini emanet edip,vefeat eder

Defin işlemleri sırasında filo geriye kalan dokuz uçağıyla yeni bir görev alır Zor bir uçuştan sonra filo tekrar döner; ama mülazım Servet göğsünden yaralanmıştır Bnb İhsan yanına YzbNuri ve Mülazım Adnan’I yanına alarak Mülazım Servet’I ziyarete gider Servet yerli halktan Mahmut Efendinin einde kalmaktadır ve evin kızı Nermine’ye aşıktır Servet Adnn’a Nermine’den bahseder, isterse Mahmut Efendi’nin evinde kalabileceğini,ama Nermineye yaralıolduğunu söylememesini telkin eder

Mülazım Adnan bir askerin rehberliğinde Nermine’nin evine gider Nermine Adnan’ın söylediklerine inanamaz , Servet’in görev sırasında şehit düştüğünü zanneder

Aradan üçhafta geçer Mülazım Servet iyileşir ve Nermine ile nişanlanır İlerki günlerin birinde bir uçus sırasında servetin uçağı düşman makineli tüfekleri tarafından taranır , servet ağır yaralanır ve sonraki günlerde vefeat eder

Ağrı dağı eteklerinde konuşlanmış olan eşkiya sinsilesini imha etmek için bir bombardıman planlanır ;ancak öncelikle bombardıman için gerekli istihbaratların toplanması gerekiyordur Bu zor görev için en uygun kişi Mülayim Adnan seçilir Bir sis bulutu arasında düz bir araziye iniş yapan uçaktan iner ve zor görevi için yola koyulur

Birkaç saatlik bir yürüyüşten sonra Adnan bir eşkiyaya rastlar ve şeyhin nerede olduğunu bir derdinin anlatacağını söyler Bir hindlik sezmiyen eşkiya Adnan’I doğruca eşkiyabaşının yanına götürür Yolda Adnan tanıdık bir yüze rastlar,evet o yüz yıllar önce öldüğünü zannettikleri Ahmet Astsb’a aittir Ahmet yıllar önce esir edilmiş fakat bir türlü kaçamayı başaramammıştır Bu süre zarfında düşman mühimmat ve silahların sayısın ezberlemiş ve çeşitli dokümanlar ele geçirmiştir Adnan ve Ahmet bir plan yapı oradan kaçmak isterler Ahmet mülazım Adnan’ın yanına gerekli evrak ve haritaları çaldıktan sonra ertesi gün gelecektir Ancak bir kaç gün geçmesine rağmen Ahmet gelmez Adnan bu durumu tehlikeli görür ve kendisini almaya gelen uçağa binmek için yola koyulur

Kendisini almaya gelen uçağı gören eşkiyalar Adnan’a seslenmeye başlarlar Uçağa ateş etmek için mitralyözlerin başındaki eşkiyalar yardım isterler , bir an için Adnan şok olur ama sonradan farkına varır ki onu bir eşkiya sanmaktadırlar Adnan beylik tabancasını çıkarır ve mitralyözün başında bulunan bir erkek eşkiyayı öldürür ;fakat mitralyözün başındaki diğer kadın eşkıyayı öldüremez
Bir müddet sonra iki Türk subayı ve Şeyhin kızı olduğu sanılan bir kız farkında olmadan derin bir sohbete başlarlar Adnan’a konuşlandıkları yerler ve silahları hakkında çok önemli bilgiler verir

Ertesi sabay Adnan planladığı gibi düz araziye inen uçakla gideceğini şeyhinkızı zeynep’e bildirir Zeynep onun gitmesini istemediğini o giderse yapamayacağını söyler Ardından Zeynep’I aramaya gelen eşkiyalar Adnan’I görür ve Zeynep ardından Adnan’ın bir casus bir Türk subayı olduğunu haykırmaya başlar

Şakiler Ahmet başçavuşu karargahtan evrak çalarken yakaladıklarını ve öldürdüklerini açıklarlar Şimdi Ahmet’in neden gelmediği açığa kavuşur Türk uçakları günlük bombardımanlarına başlarlar Bu arada şakiler can telaşına düşerler, bu fırsatı değerlendiren Zeynep, Adnan’ın ellerini çözer Ardından kamptan kaçmayı başarır Ahmet Başçavuş ve Zeynep’ten elde ettiği çok önemli bilgilerle komutanlar tarafından bir harekat planı hazırlanır Şeyhin kampı yerle bir edilir ve bazı şakiler rehin alınır rehinler arasında Zeynep’te vardır

Yaralı olan Zeynep tedavi görmesi için hastahaneye kaldırılır Zeynep bütün bu bilgilei vermesine rağmen bir haindir, üstelik Servet’in uçağını o düşürmüştür Olup bitenleri hastahanede öğrenir ve çok üzülür Adnan’a Nermine ile konuşmak istediğini söyler Nermine ertesi gün gelir ve Zeynep ona Servet’I kendisinin vurmadığını , onu yanlış değerlendirdiklerini söyler Nermine ile beraber kucaklaşıp ağlarlar Hain olarak görülsede verdiği harita ve bilgiler sayesinde kamp dağıtılmış ve artın yeni nişanlıların mutsuz olmasını engellemiştir

Adnan ile Zeynep Erzurum’a gitmeye kara verirler ancak iki süngülü asker onlara yaklaşır ve zeynep’in tutuklanması için emir olduğunu söyler Zeynep yargılanır ;fakat savcı idam isteminde bulunur Yargıç ise verdiği bilgilerin yaraılığı , yzb Adnan’I kurtarması ve pişmalığı nedeniyle beraatine kara verir



ÖLÜM DİYETİ - ROBIN COOK

Dr Hodges Barlett Kent Hastanesi (BKH)’ ni kurduktan sonra, işletmesini üstlenerek hastaneyi büyük ve tanınan bir kurum haline getirir Ekonomik sıkıntıların patlak vermesiyle birlikte Barlett ilçesinde bulunan iki özel hastane maddi ihtiyaçları karşılamaktaki güçlüklerden dolayı kapanır Dr Hodges de bu ekonomik durumdan etkilenen hastanesini kurtarmak amacıyla ekonomiden anlayan Traynor’ ı yönetim kurulu başkanlığına getirerek kendini emekliye ayırır Traynor hastaneyi ayakta tutabilmek için bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olan Comprehensive Medical Vermont (CMV) ile sağlık antlaşması yapar

CMV antlaşma gereği BKH’ ye hem hasta hem de doktor yollayarak, karşılığında para ödemeyi taahhüt eder CMV’ nin asıl amacı BKH’ ye parası ve sosyal güvencesi olmayan hastalarını göndererek, BKH’ yi ekonomik açıdan zor duruma düşürmek ve hastanenin bu güç durumundan yararlanarak yönetimi ele geçirmektir BKH’ de bir süre sonra hasta ölümlerinde artış görülmeye başlanır Bu ölümlerin tümü eskiden ciddi bir hastalık geçirmiş ve bu hastalıkla mücadeleyi kazanmış fakat BKH’ ye küçük vakalar için başvurup, tedavi olduktan sonra, hastanede ölenlerden oluşur Bu olayların hastane üzerindeki etkisi de olumsuz yönde olmaktadır Otoparkta hemşirelere cinsel taciz yapılıp diğer personelin de malına zarar verilmektedir

Bu esnada hastanenin kurucusu olan emekli yönetim kurulu başkanı DrHodges olayları inceler ve otoparktaki hemşire saldırılarını gerçekleştiren kişinin yine hastaneden birinin olduğu kanısına vardığını ve ölüm olaylarındaki artışların şüpheli olduğunu aktarır ve aynı günün akşamı öldürülür

Bu arada kitabın kahramanları Dr David, karısı Dr Angela ve kızları Niki CMV’ ye iş başvurusunda bulunarak kabul edilir ve BKH’ ye antlaşma gereği transfer olurlar Bir süre sonra onlar da kendilerini olayların içinde bulurlar ve şüpheli ölüm olaylarını araştırmaya başlarlar Ölen Dr Hodges‘ in evini satın alan çift, onu evinin bodrumunda örülmüş duvarın arkasında ölü bulur Dr Hodges ile başlayan şüpheli ölümleri araştıran doktorlarda da ölüm vakaları yaşanmaya başlar Dr Rendall Portland bu doktorlardan biridir ve tabancasıyla intihar etmiş halde bulunur

Dr Angela olayların üzerine bir dedektif tutarak gitmeye devam eder Dedektif ve Dr Angela, Dr Hodges’ in yakınlarıyla konuşarak olayları incelemeye başlar Bunun üzerine bilinmeyen bir kişi tarafından uyarılar almaya başlar Bu uyarıdan kısa bir süre sonra Dr Angela' da hemşirelere olduğu gibi saldırılıp öldürülmek istenir Fakat kurtulmayı başarır Bu olaylardan Dr David huzursuzdur ve aile içindeki bu huzursuzluk Niki' nin hastalanmasıyla doruğa ulaşır Niki ile aynı hastalığa yakalanan arkadaşı bu hastalıktan ölür Bu arada CMV yönetimi de Dr David’ i hastalarıyla çok ilgilendiği ve masraflarının çok olmasından dolayı suçlar

Dr David ise araştırmalarının sonucunu almaya başlar Yönetim kurulu üyesi Werner Van Slyke ile tanışan Dr David bu şahıstan şüphelenir ve araştırmalarını onun üzerinde yoğunlaştırır Werner Van Slyke aslında eski çok iyi bir asker ve nükleer konuda bir uzman, aynı zamanda psikolojik sorunları olan birisidir Bu araştırmadan rahatsız olan Werner Van Slyke Dr David‘ in evde bulunmadığı bir esnada evine giderek olay çıkartır Dr David ise araştırmalarını derinleştirmiş ve Werner Van Slyke' ın ölüm olaylarındaki rolünü fark etmiştir Hastane kayıtlarında satıldığı gösterilen röntgen aletinin kobalt ünitesinin, küçük vakalarla hastaneye yatan hastaların yataklarının altına konularak, yüksek dozda radyasyon almaları ve ölmelerinin nedeni olduğunu kanıtlar Olayların asıl kaynağının toplantı yapmakta olan yönetim kurulu başkanının oyunu olduğunu, asıl amacının kötü gidişatı körükleyerek, hastanenin CMV' ye devrini gerçekleştirmek olduğunu anlar Yönetim kuruluyla yüzleşmek için hastaneye gittiğinde psikolojik sorunları olan Werner’ in kobaltı masanın ortasına koyduğu ve yüksek dozdan bütün yönetim kurulunun etkilendiğini fark eder Yönetim kurulu üyeleri bir süre sonra ölürken Dr David ve Angela kızları Niki ile başka bir şehirde mutlu bir hayata başlarlar



ANKARA EKSPRESİ - ESAT MAHMUT KARAKURT

Türk ordusunun gözüpek istihbarat subaylarından Binbaşı Seyfi ile, Alman ajanları arasında İstanbul-Ankara hattında geçen bir casusluk öyküsü bu Dönemin güçlü devleti Almanya, Türkiye'yi de istila etmek istemektedir Bu amaçla, aralarında çok güzel bir kadın olan Frolein Hilda'nın da bulunduğu en gözde elemanlarıyla İstanbul'a gelirler Harekatın başlama parolası "Ankara Ekspresidir

Seyfi’nin görevi Almanya’nın faaliyetlerini durdurmaktır Seyfi ile Frolein Hilda ilk defe Alman hastahanesinde karşılaşırlar Seyfi hastahanenin bir cephane yeri olduğu haberini doğrulamak için doğum yapmak üzere olan bir kadınla hastahaneye yerleşmiştir Hilda ise bir kadın doğum uzmanı olarak hastahanede bulunmaktadır

Seyfi normal çevrede havaalanı yapan bir muteahhit olarak tanınmaktadır ve birçok ingiliz ile de tanışıklığı vardırAlman ajanlarının başında olan albay Seyfinin bir ajan olduğunu düşünüyor ve düşüncesinin doğrulanması görevini Hilda’ya veriyor Albay, Hilda ile Seyfi’yi Ankara Palas Otel’de buluşturuyor Hilda gördüğü adamın hastahanede ğördüğü kişi olduğunu anlayınca albayın düşüncelerinin doğruluğu ortaya çıkıyor

Bu arada almanlar kendi kamplarında yetiştirdiği askerlerini gizlice Türkiye’ye sokmaya çalışmaktadır Seyfi bu faaliyetleri engellemek için bir ihbar üzerine Karadeniz’de bir alman şilebini durduruyor ve askerlerin arasında Frolein Hilada’nın da olduğunu fark ediyor Askerleri gemiyle tekrar Almanya’ya gönderiyor fakat Frolein Hilda’yı esir alıyor Amacı daha önce Almanlar tarafından esir alınan bir ingiliz ajanını kurtarmaktır İngiliz ajanının karşılığında Hildayı serbest bırakır Bu arada Hilda Seyfi’ye delice aşık olmuştur

Takas bittikten sonra bütün Alman ajanları yakalanır ve Almanya’ya geri gönderilmek üzere bir tren tahsis edilir Alman albayı işlerinin bozulmasından dolayı Seyfi’ye büyük bir kin beslemektedir Almanya’ya gönderilmeden önce Hilda’dan Seyfi’yi öldürmesini ister Hilda gidecekleri akşam Seyfi’ye kendisini son bir kez görmek istediğini söyler ve Seyfi de bu teklifi kabul eder Hilda o gece Seyfi’yi öldürmek için eve gider fakat aşkından dolayı onu öldürmeyi birtürlü başaramaz ve Seyfi’den kendisini karılığa kabul etmesini ister Çünkü geri döndüğünde kendisinin öldürtüleceğinin düşünmektedir

Seyfi de Hildanın güzelliğinden etkilenmiş ve ona aşık olmuştur Hilda’nın teklifini kabul eder ve onunla evlenir



29.04.07 22:55 Yazan: CERENiS

DAĞA ÇIKAN KURT - HALİDE EDİP ADIVAR

Olay bir şairin yazar bir Fransız kurt masalını anlatması ile başlarŞair yazara söz vermesine rağmen kurt hakkındaki şiirini bir türlü yazara gönderemez Yazar beklemekten bıkar ve kendini kurt hülyaları içinde bulur

Karacaaahmet mezarlığı civarında fakir ve yoksul olan küçük bir evin çocuğudurBabasını savaşta kaybetmiştir Annesi her akşam eve geşmesini beklemekte ve getireceği ekmeği yiyerek karnını doyururFakat o akşam annesi biraz gecikir Sonunda annesi karşıda görünürFakat elinde ekmek yokturAç kalacağını anlar Vakit artık geç olmuştur ve yatarlarÇocuk yatakta annesi ise yarı tahta yarı hasır bir yatakta yatmaktadırGece çocuk yatağının üstünde bir şeylerin kıpırdadığını hisseder fakat bunun annesine anlatmazHafifçe gözlerini açarKarşısında savaştan çıktığı her halinden belli olan, her yanı yara bere içinde ve ağzından kan damlayan bir kurt durmaktadırBu durum babasının anlattığı bir kurtmasalını anımsatır

Bir gün ormanda bütün hayvanlar birbirine girerBozulmadık yuva,ezilmedik çalı, çiğnenmedik ot kalmazKısacası taş taş üstünde kalmaz Uzun süre bu böyle devam eder Hayvanlar birbiri ile konuşmazlar ve birbirine düşmanca hareket etmeye devam ederlerBunun böyle gitmeyeceğini anlayan ormanın en yaşlısı olan fil bir toplantı yapmak ister ve bütün hayvanların bir araya gelmesini ister Toplantı yapılır ve toplantıda artık düşmanca tavırların bırakılacağıve dostluk içinde yaşanması gerektiği kararına varılırBu kararda şu sonuç çıkıyorduHer hayvan kendi bölgesindehür ve serbest olarak gezebilecektiEtçil hayvanlar bu duruma pek rıza göstermedi ama yine de boyun eğdilerOtçul hayvanlar bu duruma çoktan razı idilerYine de hayvanlar arasında bir takım huzursuzluk olduğu meydandaydıSonunda bu huzursuzluğunun sebebinin kurt oldduğu ortaya çıktıTopluca kurt diyarına saldırdılarYıkılmadık yer bırakmadılarKurt bu bozgun karşısında öcünü almak için dağa çıktı


DAMGA - REŞAT NURİ GÜNTEKİN

İffet hep abisinden farklı olmak isterBunu ilk anlayan Mahmut Efendi İffet’I hep Muzaffer’den ayrı severİffet , Kamiyap Kalfa sayesinde haftada iki gün Paşa babasından habersiz mahalle okuluna gider,oradaki çocuklarla arkadaşlık eder Yazları ise Karamürsel’de Damlacık Çiftliğinde oturan Hatice halasında geçirirBurada geçirdiği iki ay onun için çok farklıdırÖzellikle halasının anlattığı hayaletli değirmen öyküsünden çok etkilenirBu hikayede; “birbirini çok seven Fatma ve İsmail,İsmail’inaskere gitmesiyle ayrılırlar

Fatma İsmail’I iki yıl bekler ama çevresi ndekiler İ smail’in Yemen’e gittiğini ve oraya gidenin yaşama ihtimalinin çok az olduğunu söyleyerek Fatma’yı Gaffar Ağa’ya verirlerA radan zaman geçtikten sonra İsmail Yemen ‘de n döner ve Fatma ‘nın evlendiğini öğrenir Yalnız ikisi de hala birbirlerini çok severBunun üzerine geceleri değirmende buluşmaya başlarlarBirgün basılmak üzereyken İsmail ,Fatma’nın namusunu kurtarmak için değirmenden kendisini soğuk sulara atar ve ceseti bile bulunamaz
İffet bu masaldan çok etkilenir ve bu masal ona seevilen kadın için kendini feda etmeği öğretir

İffet büyür,abisi hünkar yaveri olur ve sırma kordonlar takarİffet’ babası idadi mektebe verir İffet’in mektepte hürriyetçi ve meşrutiyetçi bir Celal Abisi vardırCelal’I çok seviyor ve duygularını saklamayıp açıklıkla savunduğu için saygı duyarYalnız okulda ki bir öğretmeninin ihtilal ve meşrutiyetten söz etmesi üzerine tevkif edilmesi İffet'i’ okuldan ayrılmasına neden olur

Kısa bir zaman sonra Meşrutiyet ilan edilir ve İffet’in abbası Halis Paşa görevden atılırMidilli’ye sürgün edilirİffet’te babasıyla iki buçuk yıl Midilli’de yaşar Babasının vefatından sonra İstanbul’a dönerve muallim olarak bir evde çalışırEvin sessiz ve güzel hanımı olan Vedia Hanım ile arasında bir ilişki doğarGeceleri deniz kenarında buluşurlarİffet her gece kayıkhane harabesinde Vedia’yı beklerVedia onbeş yaşında ki kız çocukları gibi ihtiyatsız davranırve bir gün yakalanma ihtimali bile akıllarına gelmez İffet Vedia’a “Damlacık”taki su değirmeninin masalını anlatırBir köy delikanlısının sevdiğini ele vermemek için yaptığı fedakarlığınıbir gün kendisinin de yapabileceğini söylerdi Bir gün yine ihtiyatsızca davranırken basılırlar ve İffet aynen değirmende ki masalda ki gibi sevdiği kadının namusunu kurtarmak için hırsız damgası yapar

Değirmendeki nasal en sonunda İffet’in başına gelirSevdiği kadın uğruna kendisi hayatı boyuncahırsız damgasına vurulurZorla haneye tecavüz ve hırsızlık suçlarından dolayı altı ay hapse mahkum olurCelal’in sayesinde iyi bir koğuşa verilir

Bir mayıs günü Vasif Efendi ile hapisten çıkarİffet dışarıda kendini iyi hissetmezNe yapacağını şaşırırBir kaç gün tanıdıklarında kaldıktan sonra ucuz bir oda kiralarHapisten çıktıktan sonra Celal ,İffet için yalnız bir arkadaş değil ,adeta bir baba olmuşturİffet’in Hatice Halası kadar çok sevdiği bir Fahriye Yengesi vardırBirgün Muzaffer’den yengesinin durumunun iyi olmadığını haber alır ve zorunlu olarak Fahriye Yengesi’ni görmeye gider,Fahriye Yenge onu çok iyi karşılar ve bir istekte bulunur:”400 bin lirasını bankaya yatırmasını ister”İffet çok şaşırırÇünkü, kendi abisinin bile kendisine güveni kalmamıştırİffet bu parayı çaldırma korkusuyla bankaya yatırırBöylelikle İffet’in kendine güveni gelmeye başlarCelal ,İffet’e iş bulurGörüşmek iççin giden İffet ilk iş görüşmesinde büyük bir ümitsizliğe kapılırKendisinden istenen gümrükten ,eşya çıkarmasıydı ”Yarın gelirim “diye mağazadan ayrılırAma bu olayın tesiri günlerce üstünden atamaz,namuslu bir iş bulmakta ki ümidi giderek azalır

Yaz bitiyorduve İffet hala iş bulamazElinde ne varsa satar ,bazı geceler aç yatardıEv kirasını ödemek için en son babasının yadigarı olan altın saati bile satar En sonunda Celal ,İffet’e Hukuk-I Milliye gazetesinde iş bulurİffet bundan çok mutlu olur ve yorulmadan çalışmaya başlarÇevresindekiler artık rahatsız olmaz çok kısa zaman sonra gazete bütün İffet ve arkadaşlarıTelgraf Gazetesi ‘nde çalışmaya başlarFakat kısa zaman sonra Telgraf gazetesinden de ayrılır,yine aç ve açıktadırCelal geçinemeyip Konya’ya giderİffet ayda bir Muzaffer abisinin gönderdiği parayla ev kirasını öder

Birgün sokakta yürürken Celal’e rastlarCelal Konya’da avukatlık görevinden ayrılıp,ticarete başlar ve İffet’e de kendi şirketinde bir iş verirBundan sonra İffet’in işi şehirler arası yolculuklarda mal taşımaktırİffet yeni yüzler ,yeni insanlar tanıdıkça hayata bağlılığı artmakta yaptığı işten memnun kalmaktadırYolda gördüğü insanlara yardım etmekte ve ihtiyaçlarını karşılarYine kötü hava şartlarında İzmir’den İstanbul’a hareket eder Tren Afyon’da hareket edemez duruma gelirDışarı çıkar ve kendisinden hasta annesi için yardım isteyen Rana ‘ya yardım ederRana masum ve çocuksu bir kızdırİffet Rana’dan çok hoşlanır,yalnıuz yediği damga yüzünden Rana’dan uzaklaşır

İffet uzun süre sonra Hocası Mahmut Efendi’yi görmeye giderMahmut Efendi’nin eşi ölmüş kendisine gelini bakarMahmut Efendi ile uzun uzun konuşurlar,eski hatıraları anarlarGece Mahmut Efendi’den ayrıldıktan sonra sokakta kavga eden bir kadın ve erkekle karşılaşırAdam kadını hırsızlıkla suçlarve polise götürmekle tehdit ederİffet ,bu kadını görünce Rana aklına gelir ve bu kadının masum olduğunu ,kendisi gibi damga yediğini düşünerek ,onu kendi himayesi altına almayı düşünürAdama para vererek kızı kurtarırYalnız kadın hiç düşündüğü gibi çıkmazBir geceyi beraber geçirdikten sonra kadın ayrılır ve İffet’in duyguları yine incinir

Muzaffer Ağabeyinden gelen telgraf İffet’in moralini yükseltirTelgrafta ev ve yatırımlar hakkında ki mahkemeyi kazandıkları yazarİffet İstanbul’a döner ve eline epeyce para geçerİstanbulda iyi bir malikane alırYanınada Mahmut Efendi öldükten sonra tek başına kalan gelini ve torununu allırEline para geçtikten sonra eski akrabaları ile tekrar görüşmeye başlar

Birgün İffet Beyoğlu’nda dolaşırken Vedia’ya rastlar Hiçbir şey olmamış gibi iki çift karşılıklı konuşurlar İffet tekrardan Vedia’ya karşı duygular hissederYalnız Vedia tekrardan İffet’le olmak istemez



KİRALIK KONAK - YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

Naim Efendi çok zengin, zengin olduğu kadarda hesaplı bir kişidır II Abdülhamit döneminde devletin yüksek mevkilerinde bulunur Şürayı Devlet Azası, Rüşümat Müdiri Umumisi oldu İnkılaptan iki sene evvel dolaşık bir “TEVLİYET” (Mütevellilik) davası yüzünden istifasını verir ve Hükümet işlerinden tiksinerek bir köşeye çekilir Fakat memuriyet döneminden kalma bayramlaşma ve özel deftere imza olayını hiçbir zaman aksatmaz

Bütün çocukluğu, bütün gençliği İstanbul ‘un en kalabalık konağında geçen Naim Efendi eğlenceli meclisleri, ahbap arasındaki sohbetleri, misafirlere ziyafetleri çok sever Fakat öyle bir zaman yaşar ki bunların hepsi yasak Naim Efendi yeni sazdan, yeni şarkılardan zevk almak şöyle dursun, son senelerde yazılan ve konuşulan Türkçe’yi de anlamaz

Bundan beş sene öncesine kadar karısı Nefise Hanımefendi yanı başında , rahatını huzurunu mümkün mertebe koruyordu Zira, bu ihtiyar kadın ölünce evin içinde yalnız kalırO öldükten sonra yerine Sekine hanım geçer; fakat Sekine Hanım hiçbir cihetten annesine benzetmezTabi ki babası gibi çekingen, içinde titiz, iradesiz, tembel bir kadındır;hususiyle kocasının nüfusuna ve çocuklarının arzularına son derece uyar Kocası ise kırk beş yaşında bir züppeden başka bir şey değildir

Naim Efendinin damadı Düyunu Umumiye Müfettişlerinden Servet Bey, Naim Efendinin saflığından yararlanarak bütün iradesini konak içerisinde istediği gibi yürütür Servet Beyin oğlu Cemil henüz yirmi yaşında bir mektup çocuğu olmasına rağmen Beyoğlu’ndaki büyük lokantaların, gazinoların, barların sadık gediklisidir Bu yaşında bir çok zevkleri vardır Biraderinin küçük sırlarında vakıf olan Seniha ise son çıkan moda gazetelerinin resimlerine benzer Körpe ince ve çolak vücudu ipek böcekleri gibi daima biçim değiştirme, başkalaşma içerisindedir

Pazartesi günleri Seniha’nın çay günleridir Avrupa’nın bütün kibar kadınları gibi o günleri giyinir; kuşanır ve tam beşte konağın salonunda nadir görülen bir hanımefendi vakariyle ziyaretçilerini bekler Seniha salonun bir köşesinde iki genç kızla halasının torunu Hakkı Celis’in kendisine okuduğu şiirleri dinler, gözükürBu genç kendisinden iki ay küçük olmasına rağmen ve bir çok şiiri bazı mecmualarda çıkmasına rağmen ona parmakları mürekkep lekeli ve pantolonunun dizleri çıkmış zavallı bir mektep çocuğu gibi görünmekten kurtulamaz Saat beşe henüz gelmişti ki; Faik Bey konağı ziyarete gelir Faik Bey Cemil’in yakın arkadaşları arasındadır Kumral, zayıf, uzun saçları iyi taranmış bir gençtir Küçük yaşından beri Avrupa’nın muhtelif şehirlerinde dolaşmış, oturmuş olduğu için hareketlerinde hiç sahte görülmeyen bir frenk zarafeti ve kıvraklığı vardır Faik Bey ile Seniha arasındaki münasebetin bir arkadaşlık derecesinden fazla olduğunu genç kızın bütün erkek ve kadın arkadaşları bili verirler

Fakat, buna da hafif bir flört manasını verirler Zira Faik Bey, pek çapkın bir delikanlı ve Seniha, pek şuh bir genç kızdır Günden güne aralarındaki sevgi çoğalmaya başlar Faik Bey için Seniha’yı sevmek birdenbire vazgeçilmeyen ihtiyarlardan biri oluverir O şimdi kumara ne kadar düşkün ise, Seniha’yı da o kadar arıyor Seniha’ya kendini o kadar düşkün hisseder Dört günlük bir ayrılıktan sonra sabah Faik Bey konağa gelir Henüz herkes uykudadır Saçları karma karışık, yüzü sapsarr Yanaklarında üç günlük bir sakal, toz renginde bir kir tabakası vardır Seniha ne var? Ne oldu? Demek isteyen gözlerle Faik Bey’ i süzerFaik Bey sessiz bir şekilde hiçbir şey söylemez Seniha daha sonra kardeşi Cemil’ den öğrendiği kadarıyla Faik Bey’ in kumarda Üç yüz elli lira kaybettiğini ve paraya ihtiyacı olduğunu öğrenir Cemil parayı Seniha’nın büyükbabasından istemesini söyler Seniha’nın bunun mümkün olmayacağını söylemesi üzerine Cemil Seniha’nın elmaslarını rehin koymasını ister
Seniha dolabını açtı içinden bir çekmece çıkarır Çekmecenin içinden birkaç tane mahfaza alır ve birer birer Cemil’e uzatır

Ve hayatında ilk defa olarak ağır ve ciddi bir şekilde düşünür, kalır Hayat bir an içinde, ona çıplak ve en kaba haliyle görünür Bu dünyada her şey ne bayağı, ne beyhude, ne kirlidir Bu dünyada güzellik bir hayal, sezgi bir efsane, asalet ve zerafet, insanın üstünde hafif bir ciladır En güzel bir yüze bir iskelet ifadesi vermek için iki gecelik bir uykusuzluk, bir sevgiyi bir alışverişe çevirmek için birkaç paket iskambil kağıdı, en zarif bir adamı bir dilenciye döndürmek için üç yüz elli liralık bir borç kafidir

Seniha kalbinin bu bir günlük imtihanından epeyce değişmiş çıkar Aşktan evvel ki alaycı, havai, şuh ve işveli haline avdet eder
Konağı kiraya verip kardeşi Selma Hanımefendinin yanına taşınma bahsi çıktığından beri Naim Efendi’ nin rahatı huzuru büsbütün kaçar Selma Hanımefendinin kararı o kadar katıydır ki hiçbir mazeretle bunun önüne geçmek kabil olmaz

NAİM EFENDİ;
“Burada doğmuşum, burada yaşamışım, ihtiyarlamışım! Nasıl bırakır giderim? Der
SELMA HANIM;
“Burada, fareler, örümcekler ortasında yapayalnız öleceğine, benim yanımda benim gözüm önünde ölürsün” der

Konak, Naim Efendiyle beraber, her gün biraz daha yıkılıp gider Zili bozulan sokak kapısı ağır bir tokmakla vuruluyor ve bir çok gıcırtılarla mustarip bir hayvan gibi sarsıla açılır


29.04.07 22:58 Yazan: CERENiS


SODOM VE GOMORE - YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

Birinci Dünya Savaşı henüz sona ermiştirOsmanlı İmparatorluğu da bu felaketten payını almış ve ülkenin heryeri kargaşa içindedir 1921’lerin İstanbul’u,İngilizler şehri şigal etmiş ve saray buna sesiz kalmıştır İstanbul,Anadolu’dan kopuk ayrı bir dünya gibidirTıpkı Sodom ve Gomore gibiTanrının naletlediği şehirlerden ikisidir İstanbul kızları İngiliz subaylarıyla beraber olmaktan gayet mutludurlar Leyla’da bunlardan biridirBu nazik kızlarımız Kuvayi Milliyetçileri yabani dağ insanı olarak görmekte,hatta tiksinmektedirlerLeyla’ya aşık olan Necdet ise bağımsızlıktan umudunu kesmiş,olaylara sadece seyirci kalmıştırSevdiği kızın işgalci subaylarla olan yakınlığını görür fakat görmezden gelir,hatta o da bu subayların çevresinde oluşan yüksek sosyeteye katılırOysa Necdet’in arkadaşı Cemil bir şeyler yapmak gerektiğini düşünür ve Kuvayi Milliyecilere katılır ve sonunda şehit olurFakat o değeri bilinmez insanlardandır,vatan o ve onun gibilerinin kanlarıyla hayat bulmuşturVatanın ayakları aslında bağımsızlık savaşında ayaklarını yitiren gazilerimizindirOnlar her bir uzuvunu kaybederken vatan yeniden el ayak sahibi olmuştur

İstanbul’un bu şaşalı hayatı çok kısa sürerEzilmiş Anadolu insanının özlediği gün gelirBir gece Kuvayi Milliyeciler karanlığın içine akın eden ışık hizmeleri gibi akın ederler şehre

Leyla,o eski hayatlarının mahvettiği için bu büyük savaşçıları nefretle karşılarNecdet ise artık bu İngilizler tarafından kullanılmış vatanperverlik duygusundan yoksun kızdan soğumuştur

Leyla dudaklarını Necdet’in dudaklarına uzatırNecdet onu kucaklar ve bir köşeye bırakır Dudaklarında bir kimyevi maddenin “rujun” yavan tadıyla bağımsız İstanbul’a katılır Ve bu aşkın bittiği yerde roman da son bulur


BEYAZ GEMİ - CENGİZ AYTMATOV

Çocuk San-Yaş Vadisi’nde dedesi, üvey ninesi, Orozkul, Bekey hala, Seydahmet, Gülcemal ve köpeği Beltek ile berabar yaşamaktadır Vadide sadece üç ev vardır İlk evde dedesi ve üvey ninesi ile çocuk;ikincide Mümin dedenin büyük kızı Bekey hala ile kocası korucubaşı Orozkul; üçüncüde ise tembel işçi Seydahmet ile karısı Gülcemal ve küçük kızları yaşamaktadırlarÇocuk bu küçük dünyada mutlu olmaya çalışmaktadır Hiç arkadaşı yoktur ve okula henüz başlamamıştır En büyük zevkleri dedesinin kendisine dere kıyısında yaptığı gölette yüzmek; “Deve, Kurt, Eyer ve Tank” isimlerini verdiği kayalarıyla konuşmak; dedesinden masal dinlemek ve dağa çıkıp dedesinin dürbünüyle kasabaya, Isık Göl’e ve San-Taş Vadisi’ne daha yakından bakmaktır Her akşam eline dürbününü alıp, dağ başına çıkar ve Isık Göl’de ancak beş-altı dakika görünüp kaybolan beyaz gemiye bakar

Annesi ve babası onu çok küçük yaşlarda terketmişlerdir Annesi şehirde kendine yeni bir yaşam kurmuştur Çocuk babsının beyaz geminin kaptanı olduğuna, bir gün başı insan başı olan bir balık olup beyaz gemiye kadar yüzeceğine ve babasıyla konuşacağına inanmaktadır Dedesi çok iyi kalpli, çalışkan,köse bir insandır Çevresindekiler ona Kıvrak Mümin lakabını takmışlardır Damadı Orozkul’un yanında çalışır ve onun emirlerini yerine getirir Orozkul şişman, koca kafalı içki içmeyi çok seven, çabuk sinirlenen bir korucubaşıdır Mümin’in kızı ve Orozkul’un karısı olan Bekey kısır bir kadındır Orozkul bunu Bekey’in suçu olarak bilir ve her akşam içip onu döver Orozkul arada bir arkadaşlarıyla içmeye gider ve sarhoş olunca yanındakilere birer tomruk sözü verir Tomruğu kesip dağdan indirme, çayın karşısına geçirme ve kamyona yükleme zamanı gelince de verdiği söze pişman olur ama iş işten geçmiştir Arada bir vadiye şehirden “Maşin Mağaza” denilen içi ıvır zıvır dolu bir araba gelir Bir gün yine Maşin Mağaza geldiğinde dedesi çocuğa bir okul çantası alır Ertesi yıl çocuk okula başlar Çocuk dedesinden masal dinlemeye bayılır Her akşam artık ezberlediği “Boynuzlu Maral Ana” masalını dinler Dedesine göre hepsi Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan gelmektedirler Çocuk da buna inanmaktadır Masala göre maral ana San-Taş Vadisi’ni terketmiştir ama onları sürekli korumaktadır Mümin çocuğu her gün atıyla okula göyürüp getirmektedir Okul çok uzaktadır ama hiç geç kalmamıştır
Çocuk bir gün yol kenarındaki kayalarıyla oynarken San-Taş yakınlarından kuru ot almaya gelen beş-altı kamyonluk bir konvoy görmüştür Çocuk en öndeki kamyonun peşine takılıp koşmaya başlar Çocuğu gören şoför durur ve çocukla biraz konuşur Şoför genç ve yakışıklı biridir Adı Kulubeg’dir Çocuğa dedesini tanıdığını, kendisinin de Boynuzlu Maral Ana’nın soyundan geldiğini söyler ve ayrılır

Ertesi gün Mümin dede ile Orozkul yine dağdan bir ağaç indirirler Bu sırada uzun zamandan beri ormanda görülmeyen maralları görürler fakat işleri olduğundan onlarla ilgilenemezler Akşam olmuştur Dede, Orozkul’a söyleyip çocuğu okuldan almaya gitmek ister fakat Orozkul ağacı indirmeleri gerektiğini söyleyip izin vermez Tomruğu çaydan geçirirlerken tomruk çayda kayalara takılır Çıkarmak için çok uğraşırlar ama çıkaramazlar Dede vaktin çok ilerlediğini farkeder, daha fazla dayanamaz ve daha önce hiç yapmadığı bir şey yapıp Orozkul’dan izin almadan çocuğu almaya gider Çocuk akşama kadar okulun kapısında dedesini beklemiş ve ağlamaktan gözleri şişmiştir Dede yolda çocukla öğretmenine rastlar Çocuğu öğretmeni eve getirmektedir Dede öğretmenden özür dileyip çocuğu alır ve yola koyulurlar Çocuk dedesine küsmüştür Hiç konuşmamaktadır Dede çocuğun gönlünü almak için Boynuzlu Maral Ana’yı gördüğünü söyler Çocuk bu habere çok sevinir Dedesine ormana gitmek için yalvarır fakat akşam olduğu için eve dönerler Eve geldiklerinde Orozkul’u sabahki olaydan dolayı çok sinirlenmiş bulurlar Orozkul o gün Bekey halayı yine dövmüştür Çocuk evin bu durumuna çok üzülür ve yatmaya gider

O gece müthiş bir dipi çıkar Gece yarısı Kulubeg ve arkadaşları yolda kaldıkları için Mümin dedenin evine sığınırlar Kulubeg ve arkadaşlarının gelmesiyle evdeki hava biraz yumuşar Sabah kamyoncular evden ayrılırlar Aynı gün Orozkul’un tomruk sözü verdiği arkadaşı tomruğu almak için gelir Adı Koketay’dır İri yapılı, esmer biridir Tomruk ise hala önceki gün bıraktılları yerde çayın içinde beklemektedir Tomruğu almak için Orozkul, Koketay ve Seydahmet yola koyulurlar Dede de Orozkul’un kendini affedeceği düşüncesiyle peşlerine takılır Orozkul kıyıda emirler yağdırırken Mümin dede, Seydahmet ve Koketay tomruğu çıkarmaya çalışmaktadırlar O sırada çayın karşısında birkaç tane maral görürler ama işlerini bırakamayacaklarından marallarla ilgilenemezler Biraz uğraştıktan sonra tomruğu çıkarıp kamyona yüklerler

Çocuk o gün hastadır ve önceki gün akşamdan beri evde yatmaktadır Akşam üzeri kahkaha sesleriyle uyanır ve bahçeye çıkar Herkes neşe içindedir ve hepsi de sarhoştur Dede ise et dolu bir kazanın yanına çökmüş sessizce kazanın altındaki ateşle oynamaktadır Çocuk hemen dedesinin yanına gider Ona seslenir fakat dede duymaz Birkaç defa daha seslenir fakat dede hiç cevap vermez Çocuk kötü birşeyler olduğu hissine kapılır Az ilerde Bekey’i, Seydahmet’i,Gülcemal’i ve Koketay’ı görür Hepsi de yiyip içmekte ve eğlenmektedirler Çocuk önce neler olduğunu anlamaz Avlunun dışında henüz kanı kurumamış geyik derisini, bağırsak eşeleyen Beltek’i ve elindeki baltayla Maral Ana’nın boynuzlarını kırmaya çalışan Orozkul’u görünce neler olduğunu tahmin eder Çocuk bu korkunç manzara karşısında dayanamayıp içeri kaçar ve yorganın altına girip ağlamaya başlar Bu arada Kulubeg’in gelip onu kurtaracağını ve Orozkul’a haddini bildireceğini hayal etmektedir Az sonra sofra içeri kurulur Çocuk hayalinden yine kahkahalarla uyanır O sırada Seydahmet olanları anlatmaktadır Çocuğun bir türlü anlam veremediği olaylar şöyle cereyan etmiştir:

Tomruğu çıkardıktan sonra Seydahmet ile Mümin dede ormana çalışmaya giderler Bu arada maralları yine görürler Seydahmet onları vurmak ister, dede ise buna karşı çıkar Seydahmet dedeyi dinlemeyip maralların peşine düşer Dede de Seydahmet’in arkasından gider Seydahmet maralları vuracaktır ama sarhoş olduğu için nişan alamaz ve tüfeği dedeye verip maralları vurması gerektiğini, vurmazlarsa kaçıracaklarını ve Orozkul’un dedeyi affetmeyeceğini söyleyip dedeyi kandırır Dede ise maralları vurursa Orozkul’un onu affedeceğini ve herşeyin düzeleceğini düşünerek marallardan birini istemeye istemeye vurur

Çocuk bunları duyunca çıldıracakmış gibi olur ve dışarı kaçarDedesini yerde toz toprak içinde yatarken bulur Ona birkaç defa yine seslenir ama dede yine duymaz Olanlara dede kendi de inanamamaktadır Çocuk dedesinden bir tepki alamayınca balık adam olup babasına ulaşacağını düşünerek koşar ve kendini dereye atar Hızla akan su çocuğu alıp götürür fakat çocuk hiç bir zaman balık olmayacaktır


FATİH-HARBİYE - PEYAMİ SAFA

Neriman’la Şinasi çocukluk arkadaşlarıdır Tanıdıkları ilk karşıt cins birbirleridir İlk başta ikisi de birbirlerini seviyorlardı Okula beraber gidip geliyorlardı Üniversite de bile beraberdiler Neriman’ın babası Faiz Bey’dir ve Şinasi’yi de çok sevmektedir Bazı geceler Faiz Bey’in evinde saz çalarlar ve sohbet ederlerdi Herkese bir gün Şinasi ile Neriman’ın evleneceğini düşünüyordu

Giderek Neriman Şinasi’den soğumaya başladı Neriman oturduğu mevki olan Fatih’I, sevmemektedir Çünkü Fatih, doğuyu, gelişmemişliği ve eskiyi temsil ediyordu Oturduğu mahalle çok eskiydi ve evler de virane gibiydi Bir gün Macit denilen yakışıklı, zengin ve kibar birisiyle tanışır Macit Harbiye’de oturuyordu Harbiye, gelişmişliği ve batıyı simgeliyordu Macit ile bir kaç sefer Şinasi’den habersiz buluşurlar Bir gün Macit Neriman’a balo davetiyesi verir ve baloya davet eder Nerman baloya gitmeyi çok istemektedir Ama gitmesi için babasının iznini almak zorundadır Tam babasına söyleyecekken babası ona Şinasi ile evlenmesini teklif eder Hemen reddetmez ve 2-3 ay mühlet ister Ve bolaya Şinasi ile gitmesi koşuluyla da izin alır Elbise için vitrinleri gezmeye çıktığında dayısının kızlarına uğrar Çünkü dayısının kızları bu işlerde oldukça deneyimlilerdir Eve gittiğinde bir kadının ağlamaktan harap olduğunu görür ve nedenini sorar Nedeni kızının intiharıdır Kızı Rus gitariste aşık olmuştur İkisi de başta çok mutlulardır ve birbirlerini çok sevmektelerdir Ancak çok sefil bir hayat sürmektedirler Buda kıza tak etmiştir Günün birinde zengin bir adamla tanışan kız genci terk eder ve adamla yaşamaya başlar Artık balolara gidebilmekte ve her istediğini yapabilmektedir Ancak gerçek mutluluğu bulamamaktadır Tahsil görmüş bir kız olduğundan hakiki güzelliği armaktadır Musiki, mutalaa ve samimiyet…Rus gencinde bunları bulabiliyordu ancak zengin adamda bunları bulamamaktadır

Sonunda, gence dönmeye karar verir ve aramaya başlar Büyük uğraşlar sonucu bulur ama genç kabul etmez Kız bunun verdiği üzüntü ile evine gider ve tabanca ile kendini öldürür

Hikayeden çok etkilenen Neriman evden izin alarak ayrılır Kendi evine gelir ve babasına artık baloya gitmek istemediğini ve Şinasi ile evlenmeyi kabul ettiğini söyler…




14.06.07 11:18 Yazan: CERENiS

BİR EVLİLİĞİN ÖYKÜSÜ - BRONİSLAW MALİNOWSKİ


Bronislaw Malinowski herkes tarafından sosyal antropolojinin öncülerinden biri ve modern saha çalışmasının kurucusu olarak bilinir Aynı zamanda kendisi büyük bir yazar ve yaratıcı bir öğretmendir Şimdiye kadar özel hayatı ve düşünceleri hakkında çok az şey biliniyordu Bu kitap onun evliliğinin ilk zamanlarını, hayatını, meslekdaşları ile olan ilişkilerini , öğrencileri ve geniş bir spektrum çizen arkadaşlarını anlatmaktadır

Kitaptaki mektuplar (Bronoi ve eşi Elsie'nin) 1916'dan Elsie'nin 1935'teki ölümüne kadar birbirlerine yazdıklarından oluşmaktadır Mektuplar tanışmaları, sıradışı evliliklerini belgelemiştir Bu şekilde Malinowski'yi sadece hoca ve eğitimci olarak değil, bir eş, bir baba, bir arkadaş boyutuyla da göstermiştir Ayrıca bu mektuplar fazlaca tanınmayan eşinin de ne kadar yetenekli, espiritüel ve kabiliyetli olduğunu gösteriyor

I Cilt Avusturalya ve Yeni Gine'de yazılmış mektupları kapsar Bu onların ilk karşılaşmaları olan 1916 yılından başlar ve1920 başlarında Avrupa'ya dönmelerine kadar devam eder Elsie günlüğünde Bronislaw'la ilk karşılaşmalarını ve aşık olmalarını aktarırken Malinowskı'nin mektuplarında 1917-18 yıllarında Yeni Gine Trobriand adasında yaptığı üçüncü ve son saha araştırmalarını kapsar Daha sonra Bronislaw (Bronoi) Avusturalya'ya döndükten sonra evlenirler Bir yıl sonra 1920 yılında da Avrupa'ya giderler

II Cilt 1920 Nisan'ında İngiltere'ye varmaları ile başlar ve eşinin 1935'teki ölümüne kadar Bronoi'nun kazandığı ün, başarıları ve yaşamlarından detaylar verir Malinowskiler 6 ülkede yaşadılar ve pek çok yer gezdiler İşte bu mektuplar onların gezginci hayatını belgeler Bu mektupların getirdiği bilgiler Frazer ve Bronislaw'ın bir çok öğrencisine önder fikirler olmuş ve onları ünlü birer antropolog olma yolunu sevk etmiştir Ayrıca 1920 ve 1930'lu yıllarda Nazizm ve Faşizmin günden güne yükselmesi sonucu oluşan davranışların gelişen yönünü incelemiştir Mektuplar tarih, antropoloji ve kültürel çalışmalardaki öğrencilerin ve öğretmenlerin üzerinde ilgi uyandıracak ve bu mektuplar genel okuyucuya bütün samimiyetiyle isteğini verecektir

Bronislaw Kasper Malinowski (1884-1942) ve Elsie Rosaline Masson (1890-1935) 'un karşılaşmaları çok ilginçtir tıpkı evlilikleri gibi Bronoi doğma büyüme Polonyalıdır Elsie İskoç bir aileye mensup olarak Avusturalya'da dünyaya gelmiştir Yani çok farklı dünyalardan gelmekteydiler Fakat yaşamlarında önemli müşterek bir bağ vardı İkisi de akademik ve kültürlü bir çevredeydiler Ayrıca benzer karakter özelliklerini paylaşıyorlardı Çok duyarlı ve hayal güçleri kuvvetli kimselerdi Her ne kadar romantiklerse de aşırı duygusal değillerdi ve süre gelen yapıya karşı cephe alan asi durumundaydılar Onlar ihtiraslı insanlardı ama Elsie güçlü duygularla perçinlenmişti

Bronislaw, Jozefa (Lacka) ve Lucjan Malinowski'nin tek çoçuğu olarak 7 Nisan 1884'te Krakow'da doğdu Babası Krakow Üniversitesi'nde Slav filolojisinde profesör dilbilimci ve etnograftı Her ikisinin ailesi de küçük soylular grubundan geliyor ve İngiltere'de orta sınıfa ait olan (şu anda kaybedilmiş) pek çok toprağa yerleşmişlerdir

Polonya bağımsız olmadan önce Rus, Alman, ve Avusturya İmparatorlukları arasında bölünmüştü Bronoi'nun yaşadığı dönemde Avusturalya'nın rejimi liberalizmdi ve Krakow başkentken Avusturya Galiciasında (Galicia Polonya ve Rusya arasındaki Karpat dağlarının kuzeydoğusunda yer alan tarihi bir bölgedir (Encyclopedia, İnternational, s:432) entelektüel, sanatsal bir yaşam gelişiyordu

Bronislaw hassas bir çocuktu ve sık sık okuldan sonra evlerde özel öğretmenlik yapardı Babasını 14 yaşındayken kaybettiği için annesi, anneannesi, amcaları, halaları, kuzenleri, Bronoi'ya güçlü olması için yardım ettiler

Genç Malinowski çok miktarda seyahatler yaptı Sık sık annesiyle bazen doktorlarla ve bu seyahatler çok geliştirici, öğretici oldu Avrupa'da iken İtalya'ya karşı özel bir sevgi besledi ve kendi Lehçe, Almanca ve Fransızcasına İtalyanca'yı da ekledi Anne oğul çok uzaklara Akdeniz adalarına, Kuzey Afrika'ya Maderia (Atlas Okyanusunda bir ada)dan İspanyolca'yı öğrendiği Kanarya adalarına kadar gittiler Eğitimi tamamıyla Latince ve Yunanca ile olmuştur

Bronoi çocukluğundan beri tatilini Zakopane kasabasında Güney Krakow'da uzanan Tatra dağlarında geçirirdi Yaşlandığında kendisi için çok önemli bir arkadaş çevresine sahipti Bu neşeli insanlar sanat ilgileri, edebiyat, zihin ve kadınlarla dialog noktalarında uyuşuyorlardı 18'inde Krakow Üniversitesine gitti Önce fizik ve matematik sonra psikoloji ve felsefe okudu Avusturya İmparatorluğu büyük bir onurla doktorasını onurlandırdı ve üç dönem Leipzig Üniversitesine devam etti ki babası derecesini burada almıştı Burada Ekonomi ve halk (Völker) psikolojisi gördü 1910'da 26 yaşındayken ilgi duyduğu yeni sahada hayatının dönüm noktası olan bir karar vermişti Antropoloji, Etnoloji ki önceki çalışmaları bunu desteklemiştir Ayrıca yeni çalışmalarına İngiltere'de devam etme kararı ve Londra Ekonomi Okulunu seçti Önce C G:Seligman'ın yardımcısı olarak çalıştı Bir sene kalmayı planlamıştı ama neticede 4 sene kaldı, bu arada Polonya'da sık sık uzun ziyaretler yaptı İngilizce'yi iyice konuşabiliyor ve kolaylıkla yazabiliyordu

Elsie Bronislaw'dan 6 yaş daha gençti 29 Eylül 1890'da Melbourne'da doğdu Irvine adında bir ağabeyi ve kendisinden biraz büyük bir ablası vardı ve çok iyi dostu Marnie Ailesi Mary (Struthers) Aberdeen ve David Orme Masson Edinbourgh'dandı 1886'da evlendikten sonra Avusturalya'yı terketmişlerdi Orme Masson Melbourne Üniversitesinde Kimya kürsüsündeydi Masson ve Struthers aileleri fen ve sanat sahasında akademisyenlikler yapmışlardı ve iki halası da yazardı Elsie ve Marnie mürebbiyelerin yanında evde ders görüyorlardı Elsie önceleri okulda mektup yazmaktan haz duyuyordu Abileri okulu bitirmiş üniversiteye gidiyorlardı Massonlar ibadet etmezlerdi ve Elsie resmi bir din eğitimi almamıştı tam zıddı Bronislaw ise Polonya Roma Katolik kurallarına göre dindar olarak yetiştirilmişti Elsie hayatı boyunca dinini açığa vurmayı reddetmiştir Bronoi ise kendi önceki inançlarından tam bir sapma göstermiş fakat inanç kavramını nostaljik olarak korumuştur O kendini bazen insancı ve gönülsüz (agnostik) bilinmezci olarak tanımlar

Elsie mutlu bir çocukluk geçirmiştir, geniş bir arkadaş çevresi içinde büyümüştür O dönemde danslar, partiler, tiyatrolar ve çalılıklardaki piknikle Elsie iyi arkadaşı Mim Weigall ile hikayeler ve şiirler yazmaya başladı 16, 17 yaşlarına geldiklerinde Elsie ve Marine 6 ay anneleri ile Avrupa macerası yaşadılar İskoçya'daki akrabalarını gördüler sonra Paris'i ziyaret edip Leipzig'te müzik, Florence'da sanat üzerine eğitim gördüler Genç Elsie Fransızca, Almanca ve İtalyanca'ı az çok bilirdi

1912'de başka bir macerada Avusturalya Cumhuriyetini yeni katılmış Kuzey bölgelerine Darwin'de John Gilruth ve ailesinin yanında "au pair" olarak kalmak için gitmişti Gazetelere Avusturalya'nın içindeki yaşamı tanımlayan makaleler ve evine uzun mektuplar yazdı ve bunlar Mac Millan tarafından bir kitaba toplanıp 1915'te İngiltere'de yayınlandı "Evcilleştirilmemiş Bölge"

Bu olaydan iki sene önce Bronoi'nun ilk İngilizce kitabı Londra'da yayınlanmıştı "Avusturya yerlileri içindeki aile" geniş, derin bir okuma alt yapısıyla oluşmuştu ama birinci elden gözlem değildi fakat takip eden 1914'te Bronoi'ya İngiliz Yeni Ginesi, Papua veya Avusturalya'ya gitmesini önerdi Burada yapması gereken gözleme dayalı araştırma daha sonra saha araştırması olarak adlandırılmıştır Seligman'ın yardımıyla sanayici Robert Mond'dan ve LSE'den çalışmaları için fon sağlanmıştır

Fen alanındaki gelişmeler için kurulmuş olan İngiliz Cemiyeti o sene içerisindeki 4 Avusturalya şehrindeki senelik uluslararası toplantılara Bronislaw'ı antropolog delegesi olarak gönderdi 1914'te Bronoi'nin gemisi havuza alındığında Avrupa'da savaş ilan edildi ve Avusturya İmparatorluğunun bir üyesi olarak Bronoi Avusturalya'da düşman bir yabancı durumuna geldi Bronoi ise Yeni Gine'deki bu saha çalışmasından vazgeçme gereği hissetmedi Takdimi iki önemli şahsiyetle fizikçi ve etnografla yaptı Melbourne'den Prof sonra Sir olan Baldwin Spencer, Adelaide'dan Prof sonra Sir olan Edward Stirling ve ikiside ona sadece varışına kadar değil bir veya daha sonraki yıllarda da desteklerini vermişler ve teşvik etmişlerdir Bronoi ayrıca Orme Masson'la karşılaştı ki İngiliz Birlik Toplantısının organizatörlerinden biriydi ve Marie babasının asistanlığına vekalet ediyordu fakat daha Elsie ile karşılaşmamıştı

Toplantı Eylül'de bittikten sonra Bronoi Brisbane'den Yeni Gine'ye yolculuğa çıktı Burada Polonyalı gençlik arkadaşlarıyla vedalaştı Stanislaw I Witkiewicz dünyayı gezmekte yolları kesişen Malinowski ile saha araştırmalarında fotoğrafçısı olarak gelmişti ama yaratıcı bencil olmayan bir karar alarak Avrupa'ya dönüp Rusya için savaşa katıldı Witkiewicz; Rus Polonyalıydı ve Çar'ın üyesiydi Antropolojiden kaynaklanan bu tepkisi Bronislaw'ı üzmüştü

Elsie 1914 Eylül'de yeni bir hayata başladı Savaşta yardımcı olmak için Melbourne Hastanesine hemşire olarak çalışmaya kara vermişti Bu sayede gönüllü savaşan Avustralya erkeklerine bir bayan olarak karşılık vermiş olacaktı Gayretli bir dört yılın başladığını biliyordu fakat ne kadar uzun görünse de ve ne kadar çetin olsa da gerçekleştirmek isteği yapmasını sağlayacaktı

Bu yılın aralık ayında Elsie ve Dr Charles Matters Batı Avustralya'da aşık olmuşlar ve beklendiği üzere nişanlanmışlardı 1915'den sonra Charles cepheye savaşmaya gitti

Bronoi Yeni Gine'nin güney sahillerinde Mailu adasında saha araştırmasına başladı Port Moreby'a ulaştıktan sonra Malinowski L Governor, Sir Hubert Murray'nin beğenmemesi ve güvensizliğine hedef oldu fakat Murray'nin düşmanlığı, nefreti Bronoi'yu çalışmaları boyunca destekleyen Avusturalyalı yönetici Atlee Hunt'ın saptırması sonucuydu

1915'te Bronoi Avusturalya'ya dönmek ve Adelaide kenarındaki Stirling ailesi ile kalmak için mektup yazdı Mektupta Stirling'in denetimi altında olan Mailu araştırmasına yönelik bir eleştiride vardı Makalenin son hali Stirling'e kaldı "Mailu'nun Yerlileri" makalesinin olduğu Güney Avusturalya'daki gazeteyi öğrenip kopyasını İngiltere'de doktora kazanması için yardımcı olsun diye Londra Üniversitesine gönderdi Yeni Gine'ye dönüşünden kısa bir süre önce Bronoi ve Stirling'in güzel kızlarından Nina'ya aşık olmuş ve resmi olmadan nişanlanmışlardı

Malinowski Mailu'ya geri dönmedi ama hayatında önemli bir yer tutan Trobriand adalarına doğru doğuya yolculuk yaptı Orada bir senesini harcadı Bu antropolojik bir saha çalışması için olağanüstü uzun bir zamandı ve onun araştırma metodları bütün alan araştırmaları için gerekli oturmuş bir metod oldu 1915 Ağustos ayı Elsie'ye Charles Matters'in ölümüyle darbesini vurdu Charles Lone Pine'de Gallipoli'de bir çatışmada öldürüldü Bronoi ve Elsie'nin nihai karşılaşmaları Massonların akşam yemeğindeydi Bronoi 1916'da Avusturalya Ağustosunda Chanonry'e Melbourne Üniversitesi Profesörü Row'un evine çağrılmıştı Bu Bronoi'nun Yeni Gine'den ikinci dönüşünden bir süre önce ve Elsie'nin Charles için matem tuttuğu zamana rastlıyordu Bronoi'nun çalışmaları varlığının özüydü ve hakikat Elsie faydalı bir kitap yazmıştı Bu kitap Avusturalya yerlilerinin hayatını kapsıyordu İlk beraberlikleri böyle oldu

Elsie çekici, incecik, narin , kısa bir insandı; yüzündeki çıkık elmacık kemikleriyle, yeşil gözleri ve kalın, uzun saçlarıyla Bronoi'yu kendine sor derece hayran bırakmıştı Bronoi ise nazik, dürüst tavırları ile ve olduğundan daha uzun görünen boyuyla (yaklaşık 6 feettir) O kendini doğru bir şekilde tarif etmektedir eğer kritik edilirse, Elsie'e Trobriand'dan yazdığı bazı mektuplarda bu görülebilir

Bir evliliğin öyküsünde 1 cildin ilk mektubu Elsie'nin 1917'de yazdığı günlüğünden alınmış eski, uzun Bronoi için yazılmış bir mektuptur Mektuplar çiftin bütün buluşmalarını ve 1916-17'de aralarında gelişen arkadaşlığı ve Elsie'nin Bronoi'nun kendi üzerindeki cazibesini ve Bronoi'nun çok yönlü karakterindeki bir çok yönü hakkındaki yaptığı analizleri kapsar (Bu mektupların arasında Elsie'nin geçmişte belirttiği şeylerin zamanla değiştiğini gösteren mektupları da koydum)

Cilt 1'in gösterdiği gibi evlenmelerine mani olan engeller çıkmıştır Massonların ve Baldwin Spencer'in Bronoi ile olan zıtlığı, Bronoi'nun Nina Stirling'le çözümleyemediği sevgisi, problemlerin neticede hakkından gelindi Elsie ve Bronoi her ikiside ideal bir evlilik oluşturmuş ve bunun devamı için çalışmışlardır, müziğin zorunluluğu ve zevki ve çocukların verdiği haz gibi ortak görüşlerle Onlar, sonraları mektuplaşmaları gösterecektir, savaş sonrası yılların insanlara parlak görünmesine nefret duyuyorlardı ve hala samimi ve endüstri dünyasının dokunmadığı bir yerin hasretini çekiyorlardı



14.06.07 11:19 Yazan: CERENiS
BİR EVLİLİĞİN ÖYKÜSÜ - BRONİSLAW MALİNOWSKİ Devamı

BİR EVLİLİĞİN ÖYKÜSÜ - BRONİSLAW MALİNOWSKİ Devamı


1919 Mayıs'taki evliliklerinden sonra Avusturalya'yı terketmeden önce bir seneden sonra Elsie ve Bronoi'nun mutlu yaşamı "İspanyol" adlı bir salgın hastalıkla yıkıldı, bu salgına yenik düştüler Aynı sene Paul ve Hede Khuner'la olan çok önemli arkadaşlıkları derinleşti Avusturalyalı çift savaşa düşman yabancı olarak yakalandılar Paul Vienne'li bir sanayiciydi ve Hede ile Yeni Gine'de kısa bir iş seyahatinde savaş ilan edildiğinde tanışmışlardı Güneye Avusturalya'lı otoriteler tarafından yakalanarak götürülüp, gizlilik içinde Melbourne de yerleştiler ve Mim Weigall'le buluştular, Elsie'nin arkadaşı, ve aralarından su sızmayan bir grup oldular kendilerine Klan diyorlardı Savaş bittiğinde Khuners ve sonra Malinowskiler Avrupa'ya geri dönüş yolculuğu yaptıklar ki bunu 2 ciltte mektuplar bize anlatıyor, bu bize anlatıyor, bu yakın dostluk bütün hayatları boyunca devam etti !920'de Paul'un beklenmedik (erken) ölümüne kadar 6 Avrupa ülkesinde görüştüler ve Hede ile çocuklar; ve Malinowski ailesi arasındaki bağlar asla kopmadı Mim de Avrupa için Avusturalya'yı terketti ve sonuçta Vienne'de evlendi

Elsie Bronoi evlenmeden önce bunun sakin ve önceden kestirilebilecek bir gelecek olmadığını görüyordu ama ilginç olabileceğini düşünüyordu Ama günden güne hayatı idare edişleri arasında esaslı farklar doğuyordu İnsanlarla ilişkiler ve hayata dair pratik konularda onun huzursuz karakteri, çelişkileri ve ayrılıkları yüzündendi Elsie'nin kilerse daha iyi bir uyum içinde idi Bronoi'nun seçkin aklı ve bitmek bilmeyen siniri aptallığa tahammülü olmadığını gösterir Elsie iç güdüleriyle, yargılarında adilane olabildiği için Bronoi'nun ilişkilerinde doğabilecek sorunları yeteneğiyle dengeliyordu

Birlikte olan yaşamlarının ilk yıllarında Bronoi'nun huzursuzluğundan kaynaklanan birçok farklılık ve hareket vardı 1924'te evliliklerinin 5 yılında Elsie'nin hastalık semptomları ilk sinyalini verdi ama ne Bronoi nede Elsie bunu ciddiye almadılar Artık öğrenme isteği ile ayrılan bir yaşam başlamıştı Elsie iki sonra üç çocuğuyla kuzey İtalya'daki evlerindeyken Bronoi Londra ekonomi okulunda ders veriyor, işi ve kariyeri için seyahat ediyor ve aralıklarla eve geliyordu Kalabalık, hareketli bu yaşam onu memnunu ediyordu

Elsie'nin hastalığı kötüleşti ve 1928'de çeşitli daralmalar dışında sağlığı yerindeydi ama aile Londra'da bir arada yaşayamadı ve Bronoi'da sık sık dolaşıyordu Bu hareketli yaşamından kaynaklanan mektupların mevcudiyetine müteşekkir olmak gerekiyor

Elsie'de kendi seyahatlerindeki teşebbüsü gibi hasta durumunu tedavi etmek için boş yere araştırma yaptı ve Bronoi'yu üç kıtadaki toplantılarından, öğütlerinden, taahhütlerinden alıkoymadı çünkü bunların onun için zorunluluk olduğunu biliyordu

Hastalığına, Bronoi'nun yokluğuna rağmen, evliliklerindeki değişikliklere rağmen, birbirlerini sevdiklerini biliyordu Elsie bütün ailenin yaşamı için dikkate değer bir uyum ve devamlılık meydana getirdi Onun trajik ölümünden sonra bu devamlılık yeniden kurulamadı


22.06.07 20:18 Yazan: FrozenDewiL

KİTABIN ADI Cinayet Nedeni
KİTABIN YAZARI Patricia CORNWELL
KİTABIN ÖZETİ :

Yazar kitabı; İleri görüşlü editör olan arkadaşı Susanne Kirk’e hitaben yazmıştır Yılbaşı gecesi, Virginin’de yıIın son cinayeti işlenmiştir Adli Tıp Merkezinde çok sevilen araştırmacı gazeteci, dalgıç Ted Eddings’in cesedi Elizabath Nehri’nin soğuk sularında bulunur

Polis memuru Marinp, kurbanın otopsisi için kurbanın yakın arkadaşı Dr Kay Scarpetta’ya haber verir Dr Kay cesedin bulunduğu terk edilmiş tersaneye gittiğinde kapıdan güvenlik görevlilerince engellenmeye çalışılır DrKay yetkilerini kullanarak, tersanenin kendi bölgesinde olduğundan burada işlenen bir cinayetin kendi sorumluluğunda olduğundan dolayı içeri girmeye başarmıştır Tersanden sorumlu Albay Green’le görüşerek cesetin bulunduğu yere giderler Ceset hala suyun altındadır Çünkü Dr Kay çıkarılmasını istememiştir, kendiside suya dalıp cesedi orada görmek ister Böylelikle suya dalmaya başlamıştır Bu arada FBI’dan dalgıçlar gelmiştir, onlarda DrKay’ın suya dalması için ona yardımcı olurlar Dr Kay suya dalmıştır, ama hiçbir şey görünmüyordur Yalnızca bildiği tek bir şey vardır, oda cesedin, su yüzünden aşağı derinliklere kadar uzanan hortumun yanında olduğunudur Cesedi hortum yardımıyla bulmuştur Ama görmekte zorluk çekmektedir Çünkü su o kadar yoğundur ki radyoaktif atıklardan dolayı bataklık gibi olmuştur Daha sonra diğer dalgıçların da yardımıyla cesedi çıkarmayı başarmıştır Böylece cesedi daha iyi inceleyebilecektir Dr Kay orada raporunu tuttuktan sonra cesedide alarak otopsi için çalıştığı Tiwedear bölge hastanesine götürmüştür Burada asistanı Danny ile cesedi incelemeye başlamışlardır Öncelikle dalgıç giysisini incelemişlerdir Ama herhangi bir teknik problem bulamamışlardır Daha sonra cesedin bütün organlarını incelemişlerdir, boğulma olmamıştır Hiçbir yerinde yara bere izi yoktur Bu durumda cesedin kaza sonucu değil öldürüldüğü ihtimali kesinlik kazanmıştır DrKay cesetten almış olduğu kan örneklerini tahlil için kan merkezine göndermiştir, artık beklemekten başka çaresi kalmamıştır Akşam olmuştur evine gitmek üzere yola çıkar Birden cep telefonu çalmıştır, arayan yeğeni Lucy’dir Lucy FBI’da öğrencidir Teyzesinin yanına izne gelmiştir Telefonda teyzesine evde olduğunu söylerek sürpriz yapmıştır DrKay eve geldiğinde yeğni Lucy ile karşılaştığında çok sevinmiştir Biraz olsun günün stresinden uzaklaşmıştır Duş alıp yemek yedikten sonra birlikte sohbet etmişlerdir Dr Kay yeğenine olup bitenleri anlatarak durum değerlendirmesi yapmışlardır Saat artık çok geç olmuştur, öylece koltuk üzerinde uyuyup kalmışlardır Sabah olup kahvaltı yaptıktan sonra tahlil sonucunu öğrenmek için kan merkezine gideceklerdir Dışarı çıktıklarında araba lastiklerinin parçalandığını görünce şok olmuşlardır Biraz öylece bekledikten sonra polis memuru Marino’yu arayarak durumu bildirmişlerdir Memur Marino hemen DrKay’ın evine gelmiş ve araştırma yapmaya başlamıştır Daha sonra bir telefon daha gelir, telefonda polis merkezinden bir memur DrKay’ın asistanı Danny’inin öldürüldüğü haberini vermiştir DrKay şok olmuştur ve korkmaya başlamıştır Daha sonra polis memuru Marino’nun yardımıyla DrKay ve yeğeni Lucy evi terketmişlerdir Üçü birlikte kan merkezine giderek tahlil sonucunu almışlardır Aldıkları sonuça fazla şaşırmamışlardır Kanda aşırı derecede zehir çıkmıştır Kurban zehirlenerek öldürülmüştür Danny de aynı kişilerin öldürdüğü olasılığı büyüktür

Dr Kay, yeğeni Lucy ve polis memuru Marino bir cafeye giderek durum değerlendirmesi yapmaya başlar Lucy bir ara tuvalete gider ama geri dönmez Dr Kay meraklanmaya başlamıştır Çok geçmeden bir telefon gelir Lucy kaçırılmıştır Asıl istedikleri kişi Dr Kay’dır Dr Kay’ın yeğenini görebilmesi için terk edilmiş Tersaneye gelmesini isterler Dr Kay tek başına Tersaneye gider ama üzerinde mikrofon vardır Bu şekilde memur Marino onunla irtibat kurarak yerlerini saptayacaktır Dr Kay’ı Tersanede çok iyi ararlar ama mikrofonu bulamazlar Dr Kay yeğeni Lucy ile görüştürülür ama her ikiside öldürülecektir Çünkü Lucy’i kaçıranlar bir grup siyonist teröristtir Liderleri olan Handel her şeyi anlatarak Dr Kay’la yeğenini öldürmek için plan yapar, gazeteci Ted Eddings, yapmakta oldukları nükleer silahı ve dünyaya egemen olma düşüncelerini açığa çıkartmıştır ve tersaneden deliller toplamıştır Bundan dolayı öldürmüşlerdir Danny’de bu olaya bulaştığı için öldürürler ve Dr Kay ve yeğeni Lucy’de öldürmek üzeredirler ama bu arada polis memuru Marino ve arkadaşları baskın yaparak teröristleri ele geçirmeyi başarmışlardır Böylelikle cinayetin nedeni bulunmuş,teröristler ele geçirilmiş ve Dr Kay ile yeğeni Lucy kurtarılmışlardır

21.09.07 00:49 Yazan: yalcingul

ellerine sağlık çok güzel bi paylaşım

 


WEZ Format +2. Şuan Saat: 06:18.


PaylaşTR Bir Eğlence Ve Bilgi Paylaşım Platformudur. Copyright © 2004-2014

Sitemizdeki içerik,iznimiz olmadan veya kaynak gösterilmeden başka sitelerde kullanılamaz. 5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Sitemizdeki Üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.Sitemizde bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan bize bildirin.

PaylasTR.Org | Since 2004

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0

Forumumuza kayıtlı Kullanıcı olmadığınız algılandı. Forumun tüm özelliklerini kullanabilmek için buraya tıklayarak ücretsiz üye olabilirsiniz...
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz