![]() |
İslam Genel icinde Mutluluk Tasavvuf İslam - 1 - konusu , BİSMİLLLAHİRRAHMANİRRAHİM ÖNSÖZ Sevgili okurlarımız, bugün dünyanın dörtbir köşesinde insanlar, İslâmın beş şartı ile amel ediyorlar. Ve ibadetlerinin yeterli olduğundan eminler. İslâmiyet ise onların yaptıklarından çok daha fazlasını gerektirmektedir. Acaba gerçekten ...
| |||||||
| İslam Genel Dinimiz Hakkında hersey burada.. |
![]() |
| | Seçenekler | Stil |
| | #1 (permalink) |
| Korgeneral ![]() Üyelik Tarihi: Aug 2005 Mesajlar: 3,382
Teşekkür Etmiş: 0 Teşekkür Almış: 296
| BİSMİLLLAHİRRAHMANİRRAHİM ÖNSÖZ Sevgili okurlarımız, bugün dünyanın dörtbir köşesinde insanlar, İslâmın beş şartı ile amel ediyorlar. Ve ibadetlerinin yeterli olduğundan eminler. İslâmiyet ise onların yaptıklarından çok daha fazlasını gerektirmektedir. Acaba gerçekten durum böyle midir? Bu sualin cevabı Kur’ân-ı Kerim’dedir. Peygamber Efendimiz S.A.V, ve sahabenin yaşadıkları hayat İslâmîyetti. Onların yaşadıkları hayat Kur’ân-ı Kerim’in bütününe ittiba etmek idi. (Al-i imran -119) Kur’ân-ı Kerim’in bütünü bizdeki üç emaneti de ihtiva etmektedir. Ruh Fizik vücut (Ceset vech) Nefs Allah sadece fizik vücudumuza değil, nefsimize de, ruhumuza da emirler vermiştir. Ve önemli olan bu emanetlerin bu emirlere, bu farzlara Allah’ın davetine uygun olarak Allah’a teslimidir. Kişinin son teslim edeceği vücut olan nefsini de Allah’a teslim ederek irşada ulaşmasıdır (Bakara-186). Ve bu bir farzdır. Bu farz emri bu gün bütün kutsal kitaplarda bulmak mümkündür. Teslim âyetleri bütün kutsal kitaplarda aynen muhafaza edilmiştir (Şura-47). Peygamber Efendimiz S.A.V. ve bütün sahabe önce ruhlarını, sonra fizik vücutlarını Allah’a teslim etmişlerdi. (Al-i İmran 20) Daha sonra da irşada ulaşmışlardır. Nefslerini de Allah’ a teslim etmişlerdi. (Hucurat-7) Demek ki üç emaneti de onlar Allah’a teslim etmişlerdi. ...Ve gerçek anlamda İslâm olmuşlardı. İslâm kelimesinin ilk anlamı teslimdir. Ancak Allah’a üç emaneti de teslim edebilen kişi İslâm olmak şerefine erer. Bu teslim ise, ben Allah’a teslim oldum demekle oluşmaz. Şartları vardır. İslâm kelimesinin ikinci anlamı ise, sulh ve sükûn ve saadettir. Bu sonsuz saadete Yüce Rabbimiz “Hazzül Aziym” adını veriyor (En büyük haz, sonsuz haz, sonsuz saadet.) (Fussilet-35). “Allah’a teslim olmanın (İslâm olmanın) şartları vardır “ demiştik. Bu şartlar birincil (Alt seviye) ve ikincil (Üst seviye) şartlardır. Birincil şartlar şunlardır : 1. Nefsin tezkiyesi. 2. Ruhun Allah’a ulaşması (Hidayet) 3. Fizik cesedin Allah’a kul olması. İkinci (üst seviye) şartlar şunlardır : 1. Ruhun Allah’a teslimi. 2. Fizik cesedin Allah’a teslimi. 3. Nefsin Allah’a teslimi. A-BİRİNCİL ŞARTLARIN YERİNE GETİRİLMESİ Önce Allah’a ezelde verdiğimiz üç cesedimize ait yeminin (Misaki selase) yerine getirilmesi gerekmektedir. 1. Ruhumuz Allah’a dünya hayatında mülâki olmaya yemin etmiştir (Rad-20, 21) (MİSAK). 2. Fizik vücudumuz Allah’a kul olacağına, şeytana kul olmayacağına dair yemin etmiştir (Yasin-60,61) (AHD). 3. Nefsimiz tezkiye olacağına dair Allah’a yemin etmiştir (Şems-9 ve Müddesir-38,39,40) (YEMİN). Bu üç yeminin yerine getirilmesi konusunda Yüce Rabbimiz farzları oluşturan emirler vermiştir. 1. Yüce Rabbimiz ruhumuzun Allah’a dünya hayatını yaşarken ulaşmasını 11 defa farz kılmıştır. 1. Zümer-54 7. Şura-47 2. Fecr-28 8. Müzemmil-8 3. Rum-31 9. Rad-21 4. Zariyat-50 10. Yunus-25 5. Lokman-15 11. Maide 7 6. En’am-152 2. Rabbimiz fizik vücudumuzun Allah’a kul olmasını 3 âyetle farz kılmıştır (Bakara-21, En’am 152, Maide 105). 3. Nefsimizin tezkiye olmasını yine 3 âyetle farz kılmıştır (Maide-105, Fecr-27, 28, En’am 152). Bu yeminlerin yerine getirilmesi 21 basamakta gerçekleşir. 1. Olayların yaşanması. 2. İnsanların olayları değerlendirmesi. 3. Allah’a dünya hayatında mülâki olmayı dilemek. 4. Allah’ın rahiym esmasıyla tecellisi. 5. Allah’ın hicab-ı mestureyi kaldırması. 6. Allah’ın kulaklardaki vakrayı kaldırması. 7. Allah’ın kalplerdeki ekinneti kaldırması. Sonuç olarak kişi âmenû olur. Kur’ân-ı Kerim’de kim âmenû olursa onun Sırat-ı Müstakıym’e ulaşacağı ifade buyrulmaktadır. (Hac-54) Yukarıdaki 7 basamak sonunda kulun iç dünyasında nefse karşı bir “mukaddes ittifak” kurulur. 8. Kim bu 7 kademeyi başarı ile tamamlamışsa Allah onun kalbine ulaşır (Tegabün-11). 9. Şeytana dönük yaratılmış nefsimizin kalbini Allah kendisine döndürür. Kalbimizin Allah’a dönüşü ise cennete ulaşmanın (Kaf-32) ve Allah’a ulaşmanın (Rad-28) ön şartıdır. 10. Bu safhada Allahû Tealâ nefsimizin göğsünü şerhederek, yararak teslimlere açar (En’am-125). Göğsümüzden kalbimize bir yol açar ki zikir yaptığımız zaman Allah’tan gelen rahmet, fazl ve salâvât nefsimizin kalbine ulaşabilsin. 11. Allah’ın göğsümüzü yararak açtığı bu yoldan rahmet, fazl ve salâvât (Allah’ın nurları) kalbimize ulaşmaya başlar (Zümer-22). 12. Böylece kalbimize zikir yaptıkça ulaşan rahmet (nur) kalbimizde huşû oluşturur (Hadid-16). 13. Huşû sahibi olunca kıldığımız hacet namazı üzerine Allah’u Zülcelal Hz. bize mutlaka mürşidimizi gösterir (Bakara-45). Çünkü Allah’tan istediğimiz istianenin (Fatiha-5) cevabını almak yetkisine “huşû” ya ulaşmışızdır. 14. Allah’ın gösterdiği mürşide ulaşıp önünde tövbe ederiz (Furkan-70,71). Ancak bu noktadan itibaren Allah’a verdiğimiz yeminlerimizi (misaklerimizi) yerine getirmek için nefs tezkiyesi, ruhun Allah’a ulaşması ve vechin Allah’a kul olması konularında faaliyete başlarız. Allah’ın gösterdiği mürşide ulaştığımız ve önünde diz çökerek tövbe ettiğimiz zaman (Furkan-70) başımızın üstünde devrin imamının ruhu oluşur (Mümin 15 ve Mücadele-22). Bu ruh, bizim ruhumuzu dergâhına götürerek ona bir rahle hediye eder.Ve ruhumuz Allah’a doğru yola çıkar (Nebe-39). Allah’a ulaşmak ve Allah’ın rızasını kazanmak için yola çıkan bu müridin tövbe ettiği gün kalbine îmân yazılır (Mücadele-22). Ve mürid mü’min olur (Furkan-70 ve Hucurat-14). Mü’min olunca kalbinin üzerindeki mühür (zikir yapıldığı süre içinde Allah’ın rahmeti bu kalbe ulaştığı için) kalbin içine itilir ve şeytandan gelen füccurun, (Şems-8) karanlıkların, zulmetin, kalbe girmesine mani olur (Bakara-257). Bu mühür Allah’ın rahmetinin kalbimize ulaşacağı kapıyı (rahmet kapısını) mühürlü, kapalı tutuyordu (Casiye-23). Şimdi üzerine îmân yazıldığı için, zikir yaptığımız zaman bu mühür kapıdan ayrıldığı cihetle, kapıdan içeriye zikir süresince rahmet, fazl ve salâvât dolar ve kalbimizi nurlandırır (Bakara-257). Kalbimizdeki karanlıkları temizler, pislikleri, zulmeti temizler. Böylece salih ameller, nefsimizin kalbini ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi başlar (Furkan-70). Ve ruhumuz Allah’a doğru yola çıkar. Mürşidimizin Allah’ın emirlerini bize tebliğ etmesine paralel olarak, bu emirlerin tatbikatı, nefsimizi yedi kademede tezkiye etmemizi sağlar. Emmare (Yusuf-53), Levvame (Kıyame-2), Mülhime (Şems-8), Mutmainne (Fecr-27, Rad-28), Radiye (Fecr 28) Mardiye (Fecr 28), Tezkiye (Fatır-18). Bu 7 kademede nefsimiz tezkiye olur. Ruhumuz da her tezkiye kademesinde Sırat-ı Müstakiym üzerinde bir gök katı yükselir ve yedi gök katını (Talâk-12) birbirine bağlayan yedi tariki (Mü’minun-17) Sırat-ı Müstakiym’i aşarak Allah’a geri döner, ulaşır (En’am-87, 88 ve Fatır-18). Ruh hidayete erer, Allah’a ulaşır (Al-i İmran-73, En’am-71, Bakara-120). Nefsimizin tezkiyesi ile beraber ruhumuz da Allah’a ulaşır ve Allah’u Tealâ Hz. bizi kulluğuna kabul eder. Ve cennete girmeye hak kazanırız (Fecr-27, 28, 29, 30). Böylece birincil seviye şartlar tamamlanır. 1. Nefsimiz tezkiye olmuştur (Fecr-27, 28, Fatır-18). 2. Ruhumuz Allah’a ulaşmıştır (Fecr-28, Fatır-18). 3. Allah’u Zülcelâl Hz. bizi kulluğuna kabul etmiştir (Fecr-29). Bütün sahabe bu şartları yerine getirmiştir (Zümer-17, 18). Böylece cennete girmeye hak kazanırız. (Fecr-30). Birincil seviye şartların yerine getirilmesi, nefsin tezkiyesi, ruhun vuslatı ve cesedin Allah’a kul olmasına dair emirlerin yerine getirilmesi bizi veli kılar ve cenneti sağlar. Ama dünya saadetini, “Hazzül Aziym’i” sağlamaz, İslâm olmamızı sağlamaz. Ancak ikincil (Üst seviye) şartları yerine getirebilirsek, Allah’a teslim olabilirsek, o zaman irşad oluruz, İslâm oluruz ve sonsuz saadete ulaşırız. B-İKİNCİL (ÜST SEVİYE) ŞARTLARIN YERİNE GETİRİLMESİ Allah’u Zülcelâl Hz. irşada kadar ulaşan bir davette bulunmuş ve bu davetine icabeti emretmiştir (Bakara-186 Şura-47). İrşad olmak ancak nefsimizin kalbinin tezyin edilmesiyle, çirkinliklerinin (afetlerinin) güzele çevrilerek süslenmesiyle (ruhun hasletlerinin nefsimizin afetlerinin yerini alması ile) mümkündür (Hucurat-7). Nefsimizin kalbindeki karanlıklar, nefsimizin afetlerini; aydınlıklar ise ruhumuzun hasletlerini temsil eder. Daimî zikre ulaşarak Allah’tan gelen rahmetle kalbimizin sadece rahmetten, aydınlıktan, nurdan ibaret olması hali, kalbimizin müzeyyen olması, tezyin edilmiş olması halidir. Bu hale ulaşmış veliye tam aydınlığa, nura kavuşmuş anlamına gelen “İrşad olmuş” diyoruz. Öyleyse nefsin bütün afetlerinin yok olduğu, yerine ruhun bütün hasletlerinin yerleştiği tam aydınlık bir kalbe sahip olan nefste muhtevayı bozan bütün karanlıklar (afetler) yok olmuş ve sadece faziletler kalmıştır. O nefs artık saf ve halis olmuştur. Böyle bir nefs ise artık Allah’a teslim olmuş ve muhlis olmuştur (Beyyine-5). İşte bu kademe bu sebeple ihlâs kademesi adını alır. Ve nefsimizin de Allah’a teslim edildiğini, üçüncü ve son emanetin de Allah’a teslim edildiğini gösterir. Sahabenin bu merhalelerden geçtiklerini, irşad olduklarını, böylece üç teslimi de tamamladıklarını görüyoruz. Allah 3 vücudumuzun da Allah’a teslimini ve böylece İslâm olmamızı emretmiştir (Zümer -54, Nisa-58, Bakara-208). Ve sahabe 3 vücutlarını da Allah’a teslim etmişlerdir. 1. Ruhlarını (Zümer-18, Ali İmran-20) 2. Vechlerini (Fizik vücutlarını) (Ali İmran-20) 3. Nefslerini (3 vücutlarını da) (Bakara-136) Allah’a teslim etmişlerdi. Bütün dinlerin mensupları bilirler ki Allah’ın kutsal kitaplarını açıklamakla görevli Allah’ın bütün peygamberleri ve onlara tâbî olanlar, hep Allah’a 3 vücutlarıyla teslim olarak Allah’ın en büyük mükâfatlarına sahip olmuşlardır. C-TASAVVUF NEDİR? İSLÂM NEDİR? Aslında “Tasavvuf” kelimesinin zahirdeki belirtilere bakarak, sufa sahipleri (Ehli sufa) kelimesinden mi, yoksa Peygamber Efendimiz S.A.V. devrinde sof (yün) elbiseler giyildiği için, sof kelimesinden mi geldiği hiç mi hiç önemli değil. Ama çok önemli görülen şeyler var: 1. Tasavvuf Kur’ân-ı Kerim’in bütünü ile amel etmektir. Kur’ân-ı Kerim’in sadece fizik vücudumuzu alâkadar eden âyetleri ile değil, nefsimizi ve ruhumuzu vazifeli kılan âyetleri ile de amel etmektir. 2. Tasavvuf, Peygamber Efendimiz S.A.V. ve sahâbenin yaşadıklarını yaşamaktır. Gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve onlara tâbî olanların da yaşadıkları hayat da tasavvuftu. 3. Tasavvuf, Allah’ın bize tevdi ettiği 3 emaneti de (Ruh, Fizik vücut ve Nefs) Allah’a teslim etmektir. İrşad’a ulaşmaktır. Bu ise İslâm olmaktır. İslâm kelimesinin ilk muhtevası tek Allah’a inanmak, ikinci muhtevası teslim, üçüncü muhtevası ise sulh ve sükûndur. Kim İslâm olmak şerefine ulaşmışsa, o kişi üç açıdan sonsuz saadete erişmiş olur. 1. İç âlemde, ruhun bütün hasletleri nefse geçtiği için sulh ve sukûna ulaşılmıştır. Çünkü artık nefs ve ruh arasında çatışma yoktur. 2. Dış âlemdekilerle sulh ve sukûna ulaşılmıştır. Çünkü nefsin afetleri artık yoktur ki diğer insanlarla anlaşmazlıklar olsun. 3. Allah’u Tealâ Hz. ile en iyi ilişki kurulmuştur. Yüce Rabbimizin her emri yerine getirilmekte ve her nehyinden kaçınılmaktadır. Artık nefsin sahip olduğu faziletler (yani ruhun hasletleri) emirleri yapmaya büyük arzu duymakta, nehiyleri (yasakları) ise hiç işlememektedir. Çünkü nefsteki yasakları talep eden afetlerin hepsi yok olmuştur. Görülüyor ki İslâm bir sonsuz saadetin (Fussilet-35), hazzül aziymin oluşması için ulaşılması gereken bir merhaledir. Allah insanlardan başka yarattığı her şeyi insan için yarattığı cihetle (Casiye-13) en çok insanı sevmektedir. En çok sevdiği mahlûkunun mutlu olmasını istemesi ise tam olarak yerli yerine oturmaktadır. İşte bu sebeple Allah, insanın irşada ulaşmasını emretmektedir (Bakara-186, Şura-47). Çünkü ancak irşada ulaşan kişi İslâma ulaşmıştır, ve de sonsuz mutluluğa ulaşmıştır. İnsan-ı Kâmil olmanın son aşamasına varmıştır. Saadet açısından insan-ı kâmil olmuştur. Velâyetin kademeleri olan , 1. Fenâ (Ruhun Allah’a teslimi) 2. Bekâ 3. Zühd 4. Teslim (Vechin, fizik vücudun teslimi, muhsin olmak) 5. Ulûl Elbab 6. İhlâs kademeleri tamamlanmıştır. İnsan-ı kâmil olmanın ikinci ve asıl muhtevası “İrşad edebilme” yeteneğidir. Bu yetenek, insanın kendisinde mevcut olduğu kanaatinde olması ile mevcut olmaz. “Mürşid” olabilmek, ihlâs’a ulaştıktan sonra, Tövbe-i Nasuh’a (Tahrim-8) Allah’u Zülcelâl Hz. tarafından davet edilmek ve yüce Rabbimiz tarafından salâha ulaştığının tebliğ edilmesi ile gerçekleşir. Ve gönül gözü açık olanlar onun başının üzerindeki nuru görürler (Tahrim-8). Unutulmamalıdır ki daha hikmetin ilk kademesi olan “Ulûl Elbab” (Lübb-ün sahibi olmak) kademesinden başlayarak son üç kademede (daimî zikir) “zikri daim” asıldır (Al-i İmran-190,191). Salâhta ise “zikri külli” (vücudun bütün azalarının Allah’ı zikri) esastır. 7. Böylece salâh kademesi (7. kademe) oluşur. Salâh’ın son üç kademesinden ilk ikisinde, iradenin Allah’a bağlanması ve ref edilmesi yaşanır. Salâhın son kademesinde ise Allah her devirde sadece bir kişiyi tasarrufu altına alır. Görülüyor ki sadece fizik cesedimize ait vazifelerin değil, nefsimize ait ve ruhumuza ait vazifelerin de ifa edilmesi farz kılınmıştır. Bu ise Allah ile kul arasındaki ilişkiler açısından kitabın bütününe tâbi olmaktır (Al-i İmran-119). Bu açıdan kitabın bütününe tâbî olmak Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olmaktır. İslâm olmak ise, gördük ki ancak Kur’ân-ı Kerim’in bütününe tâbî olmakla gerçekleşebiliyor. Kitabın bütününe tâbî olmak ruhun, fizik vücudun ve nefsin, bize verilen 3 emanetin de Allah’a teslim edilmesidir. Bu 3 emanetin, Allah’a teslimi işlemi ise Tasavvuftur. Peygamber Efendimiz ve sahabenin ulaştıkları merhaledir ve yaşadıkları hayattır, İslâm şerefine ermektir. Tasavvuf ; Allah’a teslim olmak, İslâm’ı, Kur’ândaki İslâm’ı yaşamaktır. Tasavvuf, İslâm’ın hayata geçirilmesidir. Öyleyse İslâm = Tasavvuftur. Madem ki Allah irşadı farz kılmıştır (Bakara-186 ve Şura-47); İrşad 3 cesedin de Allah’a teslimidir, İslâm olmaktır, tasavvuftur. Teslim farzdır. İslâm farzdır. Öyleyse Tasavvuf farzdır. D- TASAVVUF FARZDIR Demek ki Tasavvuf zamanımızda yeterli görülen İslâmın zaruri 5 şartının ötesinde birçok fantaziyi de gerektiren lüzumsuz bir faaliyet değil, İslâmın ta kendisidir. İslâmın 5 şartı ise hiç kimseyi kurtarmaya yetmez. İslâmın 5 şartı yapılması emredilenlerin sadece küçük bir bölümüdür. Ayrıca hiçkimse farzların bir kısmını yok saymak yetkisinde değildir. Bu gün hercümerc içinde bulunan dünya insanının mutluluğa ulaşması ise ancak Tasavvuf ile Kur’ândaki İslamı yaşamakla mümkün olacaktır. Allah’ın bütün insanların kalbinde nurunu tamamlayacağı günlere ulaşmamız temennisi ile (Saf-8) bu kitabı dikkat nazarlarınıza sunarken, Yüce Rabbimize, bize bu hizmeti nasip kılmasından dolayı sonsuz şükür ve hamd ederiz. Dualarımızla, Dr. İskender Ali MİHR Bismillahirrahmanirrahim BÖLÜM YARDIMCI BİLGİLER Bismillahirrahmanirrahim 1-KÂİNATIN YARATILMASI 1-1-ADEM (Mekânsızlık, Yokluk) Gerçeklerin neler olduğunu görmek için önce yaratılışa göz atmamız lâzım. Olayın başından başlarsak önce yalnız ALLAH vardı. Allah'dan başka hiçbir şey yoktu. Zamanımız ilminin "Uzay Zamanı" dediği Kur'ân-ı Kerim'de de ADEM diye geçen yokluk vardı. "Sadece Allah vardı. Allah'dan başka hiçbir şey yoktu." şeklinde ifade edilebilir. Allah'u Teâlâ yaratmayı diledi. Adına zamanımız fiziğinin "nötrino" dediği enerjiyi yarattı. Herşeyin aslını bu enerji oluşturur. Allah'ın yarattığı herşey bir gün aslına rücû edecektir. Yani enerjiye dönüşecektir. Sonra da yok olacaktır. 55/ RAHMAN- 26: Küllü men aleyhâ fân. Bütün insanlar (herkes) fâni olacaktır. 55/ RAHMAN-27: Ve yebkaâ vechü rabbike zülcelâli vel' ikrâm. Sadece zülcelali ve'l ikram olan Rabbinin zatı bâki kalacaktır. Yeryüzünde her şey fanidir, yok olacaktır. Fakat Rabbimizin varlığı bâkidir. Yani ADEM'dedir, yokluktadır, diyoruz. O, hiçbir şey yaratmadan evvel de yokluktaydı. Herşeyi yarattı ve gene yokluktadır. 1-2- ENERJiNiN YARATILMASI Enerji dediğimiz nötrino, 4 ayrı âleme ait 4 ayrı enerji küresi taşır. Zahiri âlem birinci âlemdir. Berzah âlemi onun karşıtını oluşturur. Gayb âlemi ikinci âlemdir. Gaybın, Berzâh âlemi bunun karşıtını oluşturur. Böylece insanların yaşamakta olduğu bu zâhirî âlemin ötesinde başka boyutta, cinlerin yaşamakta olduğu farklı bir âlem var ve ona da "Gayb Âlemi" diyoruz. Bizlerin nasıl nefsleri varsa, öldüğümüz zaman nefsler Berzâh âlemine gidiyorsa, cinler için de aynı şey söz konusudur. Onların da nefsleri öldükleri zaman Berzâh âlemine gidiyor, kendi Berzâh âlemlerine. Allah'u Teâlâ bu 4 âlemi, 4 enerji küresinden oluşan ve adına nötrino dediğimiz enerji ile yaratmıştır. Olay sadece enerjinin maddeye dönüşmesidir.Bu enerji kâinattaki bütün zerrelere her an ulaşmaktadır ve tekrar kaynağına geri dönmektedir. 34/ SEBE-2: Ya'lemü mâ yelicü fiyl'ardı ve mâ yahrucu minhâ ve mâ yenzilü minessemâi ve mâ ya'rucu fiyhâ , ve hüverrahıymülgafûr. O, yere gireni ve yerden çıkanı, gökten ineni ve göğe yükseleni bilir. O Rahîym ve Gafurdur. 1-3- HERŞEYİN ÇİFT YARATILMASI Rabbimiz her şeyi çift çift yaratmış. Bu çift çift yaratılmanın, nötrino dediğimiz enerjinin aslında mevcut olduğu gibi, cennet ve cehennemler için de geçerli olduğunu görüyoruz. Bizim cennetimiz var. Bizim cehennemimiz var. Cinler'in de cenneti ve cehennemi var. Onun için Allah'u Teâlâ çift cennetlerden çift cehennemlerden bahsediyor. Cinler için ve insanlar için ayrı ayrı cehennemler ve cennetler yaratmış. O zaman nasıl oluyor da 7 tane âlem oluyor? Hem her şey çift yaratıldı diyoruz, hem de âlemlerin sayısı yedidir. Acaba nasıl oluyor da Allah her şeyi çift yarattığı halde 7 tane âlemden söz ediyoruz. Allah'u Teâlâ ; Zahiri Âlem Onun Karşıtı Gayb Âlemi Onun Karşıtı Emr Âlemi Onun karşıtı, zulmâni âlem olmak üzere, 6 ayrı âlem yaratmıştır. Bir de yaratılmayan ADEM dediğimiz, YOKLUK dediğimiz, MEKÂNSIZLIK dediğimiz âlem var. Hepsi beraber 7 âlem oluyor. ZARİYAT-49 : Ve min külli şey'in halaknâ zevceyni le'alleküm tezekkerûn. Biz her şeyden zıtlarıyla birlikte çift çift yarattık, olur ki, tezekkür edersiniz. YASİN-36: Sübhanellezi halâkal ezvace küllehâ mimmâ tünbitül ardu ve min enfüsihim ve mimmâ lâ yâ'lemûn. Yerin bitirdiklerinden, kendi nefslerinden ve bilemediklerinden bütün çiftleri yaratan, O Allah her şeyden münezzehtir. Allah'u Zülcelâl Hz. Yâsin Sûresi'nin 36. âyeti kerîmesinde "ezvace" (çift çift veya çiftler) kullanmıştır. "Ezvace" zevç ve zevce kelimelerinin ikisini birden ihtiva etmektedir. Karı-koca bir çift teşkil ederler. Yani bir karı, bir kocadan oluşan bir çift. Fakat Zariyat 49'da Yüce Rabbimizin kullandığı kelime "zevceyni" dir. Yani hem zevç, hem zevce, hem de zevç'in de zevce'nin de eşitleri. Bunlardan zevç ve zevce zahiri âleme ait olduğu için onları görebiliriz. Ama bunların eşitleri olan, (zevcin ve zevcenin fizik cesetlerinin içinde bulunan) nefslerini göremeyiz. Çünkü bu âleme ait değildirler. Böylece 2 zahiri âleme ait 2 de karşıt âleme ait 4 varlıktan bahsedilmiş oluyor. Yani 2 çift. İşte bir sağ spinli elektron ve bir sol spinli elektron zevç ve zevceyi, bir sağ spinli karşıt elektron ile bir sol spinli karşıt elektron da 2 elektronunun bu âleme ait olmayan karşıtlarını ifade etmektedir. Biliyorsunuz ki eski kitaplarda oluşumun 4 faktörü şöyle sıralanmaktadır. Su, hava, toprak, ateş. Zamanımızda bunlara verilen isimler tabiatıyla, zamanımız fiziğinin inceliklerini gösteriyor. Toprak deyince katı cisimleri anlıyoruz. Su deyince sıvıları anlıyoruz. Hava deyince gazları anlıyoruz. Ateş deyince de enerjiyi anlıyoruz. Böylece 4 tane temel faktör zamanımızın gerçek ifadeleriyle yerli yerine oturuyor. O zaman da söylenenler doğruydu, şimdi de söylenenler doğrudur. Tabii bu 4 faktörü yaratan Allah'u Teâlâ Hz.'leridir. Bütün bunları aslında enerjiden oluşturuyor. İşte zamanımız fiziğinin bu enerjiye verdiği isim "nötrino"dur. Yaratılan zıt spinli iki nötrino ve iki karşıt nötrino zâhiri âlemin en küçük maddi birimleri olan 2 elektron ve 2 karşıt elektronu vücuda getirir. Yüce Rabbimiz zıt spinli 2 anti-nötrino ve 2 karşıt anti-nötrino'dan 2 çift, gayb âleminin en küçük maddi birimleri olan pozitron ve karşıt pozitronları oluşturur. Buradan anlaşıldığı gibi zıt spinli nötrino, karşıt nötrino ve anti-nötrino, karşıt anti-nötrinolar daima çift çift yaratıldığı için hep çift halde bulunurlar. Tek bir nötrinodan söz etmek mümkün değildir. Sol spinli bir nötrino ile sağ spinli nötrino bir çift oluştururlarken sağ spinli bir karşıt nötrino ile sol spinli bir karşıt nötrino da aynı zamanda başka bir çift oluştururlar. Diğer taraftan sağ spinli bir anti-nötrino ile sol spinli bir anti-nötrino bir çift oluştururlarken sağ spinli bir karşıt anti-nötrino ile sol spinli bir karşıt anti-nötrino başka bir çift oluştururlar. Böylece EMR âleminde oluşan zıt spinli nötrino çifleri, çift çift olarak gelir ve giderler. Herşeyin çift yaratılması ve her âlemin kendi içinde zıddı ile kaim kılınması yani dengede olması sebebiyle nötrinoların teşekkül etmesi için mutlaka dört âleme ait enerji kürelerinin bir araya gelmesi gerekir. Bu çift yaratılma ve zıtların birlikte bulunması gibi iki özellik, aynı zamanda her âleme sağ ve sol spinli olmak üzere, iki çift nötrino ve karşıt nötrino ile anti-nötrino ve karşıt anti-nötrino'nun gelme sebebini de teşkil eder. Çünkü daha evvelde işaret ettiğimiz gibi nötrino ancak karşıt nötrino ile anti-nötrino da ancak karşıt anti-nötrino ile çiftleşerek beraberce bir aksiyonda bulunabilirler. 1-4- ATOM VE ELEMENTLERİN OLUŞMASI Biz, bizim âlemimizde, yani zâhiri âlemde yaşıyoruz, bu âlemde Allah'u Teâlâ, önce elektronları ve karşıt elektronları; gayb âleminde ise, pozitron ve karşıt pozitronları yarattı. Sonra bu elektron ve karşıt elektronlardan nötronlar ve protonları yarattı. Pozitron ve karşıt pozitronlardan anti-nötron ve anti-protonları vücuda getirdi. Bunlardan da Hünnes ve Künnes Kanunları gereğince elektron, proton ve nötronlardan zâhiri âlemin atom yapısını, pozitron, anti-proton ve anti-nötronlardan gayb âleminin atom yapısını oluşturdu. Atomlar birleştirilerek gaz moleküllerini ve daha sonra çeşitli sayıda atomların bir araya gelmesiyle zâhiri ve gayb âlemlerinde çeşitli elementler vücuda getirdi. Kâinatta mevcut her madde atomlardan meydana gelir. TEKVİR-1 5, 16: Felâ uksimû bilhünnesi el cevaril kûnnesi Hünnese (merkezi çekirdeğe) ve etrafında cevelân eden, dönen künnese (elektrona) kasem (yemin) ederim ki. Merkezde 1 proton ve 1 çevre elektronundan oluşan atom bir hidrojen atomudur. Hidrojen atomu zâhiri âlemin başlangıç elementini oluşturur. Daha sonra Hidrojenin izotopları olarak tanımlanan iki atomdan müteşekkil deoteryum, 3 atomdan oluşan tirilyum ondan sonra daha çok atomdan müteşekkil helyum ve sırasıyla diğer başka elementler birer birer oluşturuldu. Allah'u Teâlâ. bu atomlardan gazları, sıvıları ve katıları oluşturmaktadır. Rabbimizce Kur'ân-ı Kerim'de, Allah'u Zülcelal Hz.lerinin arşının evvelce su üzerinde olduğuna işaret buyrulmaktadır. HUD-7 : Ve hüvelleziy halâkassemâvâti vel'arda fiy sitteti eyyamin ve kâne arşühû âlel mâi. Li yeblü vekûm eyyüküm ahsenû amela. Ve lein kulte inneküm meb'ûsûne min badilmevti leyekuû lenneleziyne keferû in hâzâ illâ sihrûn mübiyn. O', yeri ve göğü altı günde yarattı. O'nun arşı su üzerinde idi. Hanginizin daha güzel amel işleyebileceğini tespit etmek için. Eğer sen onlara öldükten sonra mutlaka dirileceksiniz dersen, kâfir olanlar derler ki, bu ancak açık bir sihirdir. Gerçekten görüyoruz ki, hidrojen molekülü ve oksijen atomu bir araya gelerek suyu oluşturuyor. Allah'u Teâlâ yeni elementler vücuda getirerek gazları, sıvıları sonra katıları oluşturuyor. Olayın başlangıcında atomu ve atomla beraber hidrojeni görüyoruz. Hidrojen molekül ve arkadan diğer gazların birer birer yaratılması söz konusudur. Daha sonra moleküller ve elementler çoğaltılarak Allah'u Teâlâ Hz.leri tarafından sıvılar ve katılar oluşturuluyor. Böylece kâinat ortaya çıkıyor, zâhir oluyor. 1-5- HER CANLI ŞEYİN SUDAN YARATILMASI Allah'u Teâlâ. Her canlı şey'in sudan yaratıldığını beyan ediyor. ENBİYA-30 : Ve cealnâ minelmai külle şey'in hayy efela yüminün. Her canlı şeyi sudan yarattığımızı kâfirler görmüyorlar mı, hâlâ inanmayacaklar mı? Denizlerde tek hücreli amiplerden başlayan hayat zincirine, daha sonraları bir çok hücrelerin oluşturduğu ve suda yaşayan, yeni canlı türleri ilâve olunuyor. Bunlar suda yaşayan çeşitli canlı hayvan türlerini meydana getiriyor. Rabbimiz Kur-ân'ı Kerim'de buyuruyor ki, NUR-45 : Vallahû halaka külle dâbbetin min mâ, feminüm men yemşiy alâ batnih minhüm men yemşiy alâ ricleyn ve minhüm men yemşiy alâ erba yahlukullâhû mâ yeş'a innallâhe alâ külli şey'in kadir. Allah bütün hayvanları sudan yaratmıştır, onların bir kısmı karnı üzerinde, bir kısmı iki ayakla, diğer bir kısmı ise dört ayakla yürür. Allah dilediğini yaratır. Allah herşeye kaadirdir. Görülüyor ki, Yüce Rabbimiz suda başlayan hayatı, zamanla çeşitli su hayvanlarını yarattıktan sonra karaya sıçratmıştır. Su hayvanlarıyla başlayan ve karaya sıçrayan canlı hayatın neticede, çeşitli türde kara hayvanlarının oluşmasına sebep olduğunu yukarıdaki âyeti kerime bize en güzel biçimde açıklıyor. Bu âyet-i kerimede başka işaretler var. Özellikle bu canlı hayvan türlerinin en son şeklinin 4 ayaklı olmaları, bu suda ve karada devam eden yaratış zincirinin en son halkasında 4 ayaklı maymun türünün olduğunu da açıklıyor. Karada yaratılan en son canlı türü olan maymunların bir gelişme süreci içersinde, kromozomların giderek arttığını görüyoruz. 19 çift kromozomlu maymun türünden 33 çift kromozomlu orangutana kadar bir dizi maymun çeşitleri vardır. Eğer insan bu maymun türlerinin sanıldığı gibi bir devamı olsaydı 35 çift kromozomlu olması gerekirdi. Oysaki insan 23 çift kromozoma sahiptir. Böylece insanın maymundan türemesinin mümkün olmadığı kesinlik kazanmıştır. Maymun çeşitlerinin hepsinde temel özellik olarak, el hüviyetindeki ayakların hiçbir zaman ayak hüviyetine dönüşmediğini görüyoruz. İşte böylece yeryüzünde en son yaratılan canlılardan maymunlar kendi aralarında bir yaşama içinde iken bir gün Allahû Teâlâ bu dünya üzerinde değil, Allah'ın Katı'nda (indi ilâhi'de) insanı yaratıyor. Âdem A.S. ve Havva Anamız bu dünyada yaratılmadılar. Bu dünyaya indirildiler. 2/ BAKARA -36: Fe ezellehümaşşeytanü anha fe ahrecehüma mimma kâna fih, ve kulnahbitu ba'duküm liba'din adüvvün, leküm filardı müstekarrun ve ****'un ilâ hın. (Ne var ki) şeytan onların (ayağını) oradan kaydırdı. İkisini de içinde (bulunmuş) oldukları (nîmetten) çıkardı. Biz de; "Birbirinize düşman olarak (oradan yeryüzüne) inin. Sizin için (belli) bir zamana kadar, yeryüzünde oturun ve nîmetlenin (yaşayın)" dedik. O halde Âdem A.S.'ın vücudunu oluşturan toprak bu dünyanın toprağı ve çamuru değil, İndi İlâhi'nin toprağı ve çamurudur. Dünya, Âdem A.S.'ın ineceği bir yerdi. Onun için Arz kendisine hayat veren güneş sisteminden belli bir uzaklıkta yaratıldı. Belli bir eliptik yörünge üzerinde. Ve belli bir eksen eğimiyle yaratıldı. Etrafına ozon tabakası dizildi. Van Allain kuşakları yerleştirildi ve dünya "insan" adı verilen Allahû Zülcelâl Hz.nin bu en kıymetli mahlûkunu sinesinde barındırabilecek bir hüviyet kazandı (Milyarlarca veya trilyonlarca yılda). Sonra insanoğlu yukardaki âyet-i kerime gereğince yeryüzüne indirildi. Sadece insan değil, insanla beraber cinler de dünya üzerine indirildi. Dünya adı verilen bu gezegeni sadece biz insanlar paylaşmıyoruz. Aynı koordinatlarda yaşayan "Cin" adı verilen gayb âleminin sakinleri de var. Fakat koordinatlar aynı olduğu halde boyutlar farklı olduğu için, yapı farklı olduğu için, ne onlar bizi, ne de biz onları göremiyoruz. Eğer bir insanın hücresindeki atom yapısına dikkatle bakarsanız hâkim unsurun elektron, (-) elektrik yüklü elektron olduğunu göreceksiniz. Bir cinin de hücresindeki atom yapısına bakmanız mümkün olsaydı, onun da (+) elektrik yüklü pozitronun hâkim olduğu bir sistem içinde yaşamakta olduğunu görecektiniz. Zâhiri âlemin bütün atomları merkezde (+) elektrik yüklü protonlar, çevrede de (-) elektrik yüklü elektronlardan oluşur. Halbuki gayb âleminin bütün atomlarında merkezde (-) elektrik yüklü anti-protonlar ile çevrede de tam zıt yapıda (+) elektrik yüklü pozitronların olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bizim (-) elektrik yüklü olan elektronlarımız bütün dünyanın madde adını verdiği sisteminin yarısını içerirken diğer yarısını da (+) elektrik yüklü karşıt elektronlar oluşturuyor. |
| | |
![]() |
| Seçenekler | |
| Stil | |
| |