PaylaşTR

Geri git   PaylaşTR > PaylaşTR Genel > İslam Dünyası > İslam Genel

Kıssadan hisseler,

İslam Genel
Kıssadan hisseler,, Kıssadan hisseler, " style="font-family: Trebuchet MS; color: #F60; font-size: 18px;">Kıssadan hisse, İslam diniyle ilgili hikayeler, Peygamber efendimiz ile ilgili öyküler, PEYGAMBERE BAĞLILIK Mekke'nin fethinden sonra İslâm'ı kabul edenler arasında Hz Ebû Bekir'in babası Ebû Kuhâfe de bulunuyordu Yaşı sekseni aşmış, âmâ bir kişi olan Ebû Kuhâfe, Hz Peygamber'in huzurunda hidayete ermekte geç kalmışlığını telâfi edercesine aşkla kelimei şehadet getiriyordu Bu esnada sevinmesi gereken "Sıddıyk" (yürekten tasdik edip, sorgusuz sualsiz bağlanan) lakaplı Ebû Bekir ağlıyordu Fakat ve Kıssadan hisseler, bağlılık ile ilgili kıssalar, dört halifeden kıssalar, efendimizle ilgili bilinmeyen kıssalar, efendimizle ılgili kıssadan hisseler, ilim hakkında kıssalar, ilim ile ilgili kıssadan hisse, kıssadan hisseler, yardımlaşma ile ilgili hikaye, yardımlaşma ile ilgili kıssadan hisseler, yardımlaşma ile ilgili kıssadan hısse, yardımlaşma ve dayanışma ile ilgili kıssadan hisseler, yardımlaşmayla ilgili kıssadan hisseye hikayeler, hakkında bilgiler ve daha fazlasını içeriyor.. Devamını Oku...

 
Paylaş
20.01.11 21:53 Yazan: byefsane
Kıssadan hisseler,

Sponsorlu Bağlantılar

Kıssadan hisseler,


Kıssadan hisse, İslam diniyle ilgili hikayeler, Peygamber efendimiz ile ilgili öyküler,


PEYGAMBERE BAĞLILIK

Mekke'nin fethinden sonra İslâm'ı kabul edenler arasında Hz Ebû Bekir'in babası Ebû Kuhâfe de bulunuyordu Yaşı sekseni aşmış, âmâ bir kişi olan Ebû Kuhâfe, Hz Peygamber'in huzurunda hidayete ermekte geç kalmışlığını telâfi edercesine aşkla kelimei şehadet getiriyordu Bu esnada sevinmesi gereken "Sıddıyk" (yürekten tasdik edip, sorgusuz sualsiz bağlanan) lakaplı Ebû Bekir ağlıyordu Fakat bu ağlayış bir sevinç ağlayışı değil üzüntü ağlayışıydı Bu, meclisteki herkesin hayretine sebep olmuştu Sordular:
- Ey Ebû Bekir, neden sevinilecek bir günde gözyaşı döküyorsun? Cevap verdi:
- Allah'ın Resulünün en büyük arzusu amcası Ebû Talibin müslüman olmasıydı Fakat bu dileği bir türlü gerçekleşmedi Ben isterdim ki şu anda benim babamın yerinde şehadet getiren Ebû Talib olsun, babamın Müslüman olmasından dolayı benim gönlüm hoşnud olacağına, amcasının Müslüman olmasından dolayı Allah Rasûlünün gönlü hoşnud olsun İşte bu olmadığı için ağlıyorum

O NE YAPARSA DOĞRUDUR

Peygamberimiz (sav) azadlı kölesi Zeyd bin Hârise'yi çok severdi Oğlu Üsame'yi de Babayı da oğulu da gerektiğinde kollardı
Hz Ömer bir gün ganimet malı dağıtıyordu Oğlu Abdullah'a üç verirse Üsame'ye dört veriyordu Abdullah bunun sebebini öğrenmek istedi:
- Ben Üsame'nin katılıp da benim katılmadığım tek gaza (savaş, cihad) hatırlamıyorum Neye dayanarak ona benden fazla veriyorsun?
Hz Ömer şöyle açıklamada bulundu:
- Hz Peygamber onun babasını senin babandan, Üsame'yi de senden çok sever ve kollardı O'nun her işinde muhakkak bir hikmet vardır Ben O'nun sevdiğini kendi sevdiğime tercih ederim

BAL ŞERBETİ

Bir Ramazan'da Medineli bir müslüman Halife Hz Ömer'i iftar yemeğine davet etti Yemek sırasında yalnız Hz Ömer'e bir kab içinde bir içecek
sunuldu Hz Ömer sordu: "Bu nedir?" Ev sahibi cevab verdi: "Bal şerbetidir efendim, sizin için ayırmıştık da" Hz Ömer onu içmeyi reddederek şöyle dedi: "Benim yönetimini üstlendiğim halkın çoğu içmek için henüz kuyu suyunu bile bulamazken ben burada bal şerbeti içemem"

EN BÜYÜK CÖMERT

Önemli bir sefer hazırlığı yapılıyordu Peygamberimiz herkesten yapabileceği yardımı en üst sınırda yapmasını istedi Hz Ömer bu isteğe uyarak büyük miktarda bir yardımla Hz Peygamberin huzuruna çıktı Hz Peygamber sordu:
- Ya Ömer, malının ne kadarını yardım olarak getirdin?
Hz ömer cevap verdi:
- Tam yarısını getirdim ya Resulallah, size getirdiğim kadar da geride var
Biraz sonra Hz Ebû Bekir geldi O da büyük bir yardımda bulundu Hz Peygamber ona da sordu:
- Malının ne kadarını getirdin? Cevap verdi:
- Tamamını getirdim ya Resulallah, evimde Allah ve Resulünün sevgisinden başka bir şey bırakmadım Bunun üzerine Allah'ın Resulü şöyle buyurdu: - Allah yolunda fedakarlıkta Ebû Bekir'i kimse geçemeyecek

BİR MUSİBET

Kumandanlarından biri bir zafer dönüşü Halife Hz Ömer'in huzuruna çıktı Yanında kısa boylu, tıknaz biri bulunuyordu Hz Ömer "Bu kim?" diye sordu Kumandan anlattı: "Efendim bu benim sağ kolumdur Hangi görevi verdimse başarı ile tamamladı En gizli haberleri yerine ulaştırdı Bazen bir orduya bedel hizmet gördü Zaferlerimi onun sayesinde kazandım diyebilirim"
Aradan zaman geçti, aynı kumandan halifenin huzuruna yeniden çıktı Ama mağlup bir kumandan olarak Halife sordu:
- Hani sağ kolun nerede?
- Sormayın ya Ömer, ihanet etti, düşman tarafına geçti
Hz Ömer bu defa konuştu:
- Allah'tan başka hiç kimseye dayanmamak gerektiğini geçen sefer söyleyecektim vazgeçtim Bir musibet bin nasihattan yeğdir diye düşündüm

ADAMIN ÖNEMİ

Halife Hz Ömer bir mecliste hazır bulunanlara sordu:
- Eğer dileğiniz hemen kabul ediliverecek olsa ne dilerdiniz?
Birisi, "Benim falan vadi dolusu altınım olsun isterim Onu harcayarak İslâm'a daha çok hizmet edeyim diye" dedi Bir başkası, "Şu kadar sürüm (davar, koyun, keçi), mal ve mülküm olsun isterdim Gerektikçe onları sarfederek dine yararlı olayım diye" dedi Herkes buna benzer şeyler söyledi Hz Ömer hiçbirini beğenmedi Bu defa meclistekiler, Hz Ömer'e sordu:
- Ya Ömer peki sen ne dilerdin? Cevap verdi:
- Ben de Muaz, Salim, Ebû Ubuyde gibi müslümanlar yetişsin isterdim İslâm'a onlar vasıtasıyla hizmet edeyim diye

GURURA KARŞI İLAÇ

Halife Hz Ömer bir gün kırbasını (su tulumu, su kabı) sırtına yüklenmiş, Medine'nin en kalabalık sokaklarında dolaşıyordu Babasının sırtında kırba ile dolaştığı oğlu Abdullah'ın da gözüne ilişti ve kendisine yetişip sordu:
- Baba sen ne yapıyorsun, koskoca halife sırtında kırba taşır mı, taşıtacak kimse mi bulamadın?
- Oğlum, bunu taşıtacak adam bulamadığım için veya başka bir mecburiyet dolayısıyla taşıyor değilim Nefsime gurur gelir gibi oldu, kendimi beğenir gibi oldum, sırf onu küçültmek için bu yola başvurdum

HZ ALİ'NİN BÜYÜKLÜĞÜ

Birgün ashab Peygamberimiz (sav)'den Hz Ali'yi niçin çok sevdiğini sordu Hz Peygamber o anda mecliste bulunmayan Hz Ali'yi çağırmaya adam gönderdi ve orada bulananlara sordu:
- Birisine iyilik etseniz, o da size kötülük etse ne yapardınız? Cevap verdiler:
- Yine iyilik ederiz
- Yine kötülük yapsa?
- Biz yine iyilik ederiz?
- Yine kötülük yapsa?
Ashab cevab vermedi, başlarını öne eğdiler Bunun anlamı kötülüğe kötülükle mukabele etmesek bile iyilik yapmaya devam etmeyiz, demekti
Bu sırada Hz Ali o meclise geldi Rasulullah Hz Ali'ye sordu:
- Ya Ali, iyilik ettiğin biri sana kötülük etse ne yapardın?
- Yine iyilik ederdim
- Yine kötülük yapsa?
- Yine iyilik yapardım
Hz Peygamber soruyu tam yedi defa tekrarladı Hz Ali yedi defasında da "yine iyilik ederdim" diye cevap verdi Ashab,
- Ya Rasulallah, Ali'yi çok sevmenizin sebebini şimdi anladık, dediler

HZ ALİ'NİN RÜYA YORUMU

Ashabtan (Peygamberimizin arkadaşları) Abdullah oğlu Cabir bir rüyasında, büyük ineklerin küçük inekleri sağdığını, hastaların sağları ziyaret ettiğini, kuru bir çay kenarında yemyeşil bahçeler bulunduğunu, minberde (camilerde imamın hutbe okuduğu yer) koca koca putlar durduğunu gördü Bu, sıradan bir rüyaya benzemiyordu Bunun önemli bir mesajı olmalıydı Bu rüyayı yoracak kişi olarak ilk defa Hz Ali aklına geldi Hz Peygamberin "İlim beldesinin kapısı" diye nitelediği Hz Ali ancak güvenilir bir açıklama getirebilirdi Bu düşüncelerle rüyasını yordurmak üzere Hz Ali'ye müracaat etti Rüyasını tane tane anlattı ve
ne anlama geldiğini yormasını rica etti Hz Ali "Yanlış yorumdan Allah korusun" diyerek söze başladı ve şöyle devam etti "Büyük ineklerin küçük inekleri sağması, yetki ve mevkilerini halkı soymak için kullanan görevlileri (amir ve memurları); hastaların sağları ziyaret etmesi, yoksulların hallerini arzetmek için zenginlerin peşinde koşmasını; kuru çay kenarında bulunan yemyeşil bahçeler, uzaktan veya dışardan bakıldığında çok büyük sanılan ve öyle ünlenmiş ama aslında içleri kupkuru çölden ibaret olan ilim adamlarını; minberde duran koca koca putlar ise, layık olmadığı halde ilmin, dinin ve devletin yüce makamlarına yükselmiş kimseleri ifade eder"

İMAM-I ÂZAM VE KADILIK

Zamanında İmam-ı Azam ile herhangi bir konuda tartışmaya girip de galip çıkan görülmemiştir Hem derya gibi ilmi, hem de herkese nasip olmayan zeka ve mantığı sayesinde hepsinden kendisi galip çıkıyordu
Abbasi Halifesi Me'mun İmam-ı Azam'ı Kufe'ye kadı yapmak istiyordu İmamı çağırdı ve bu niyetini açıkladı İmam-ı Azam yönetimin yanlışlıklarına alet olmamak için bu teklifi kabul etmedi
- Ben kadılık yapamam, dedi
Halife de herkes de kabul ederdi ki ondan iyi kadılık yapacak bulunamazdı Bu nedenle Halife sert çıktı:
- Yalan söylüyorsun, sen kadılık yaparsın!
İmam-ı Azam akan suları durduracak şu cevabı verdi:
- Eğer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediğim için kadılık yapamam, çünkü yalancıdan kadı olmaz Eğer "yapamam" dediğim zaman doğru söylüyorsam, sözümün gereği olarak kadılık yapamam O halde her iki halde de kadılık yapamam,


KÂFİR Mİ MÜMİN Mİ?

İmam-ı Azam'ın da bulunduğu bir mecliste birisi şöyle bir soru sordu: "Bir adam ki, cenneti istemez, cehennemden korkmaz, ölü eti yer, rüküşüz secdesiz namaz kılar, görmediğine şahitlik eder, fitneyi sever, hakkı istemez, bu adam kafir midir, mümin mi?" Mecliste bulunanlar ağız birliği etmişçesine "Bunlar kafirin sıfatlarıdır, böyle bir adam kafirin ta kendisidir" dediler İmam-ı Azam susuyordu: "Ya imam sen ne dersin?" dediler İmam-ı Azam, "Bunlar müminin sıfatıdır, böyle biri müminin ta kendisidir" dedi itiraz ettiler: "Ya imam nasıl olur, mümin cenneti istemez mi, cehennemden korkmaz mı?" diye İmam tek tek açıkladı: "Gerçek (bilinçli) mümin cenneti istemez, sahibini (Allah'ı) ister, cehennemden korkmaz, sahibinden korkar, ölü eti dediğiniz balıktır, görmediğine şahitlik eder, çünkü Allah'ı görmez ama kesin inanır, rükusuz secdesiz kıldığı namaz cenaze namazıdır, fitneyi sever, çünkü fitneden maksat mal ve evladdır, (Kur'an'da mal ve evladın müminler için fitne -imtihan- olduğu belirtilmiştir); hakkı istemez, çünkü haktan kasıt ölümdür, mümin de olsa ölümü temenni etmez"

BEHLÜL DİVÂNE

Birgün adamın biri Behlül'e akıl danıştı:
- Ey Behlül Dana, ben zengin olmak istiyorum, bana ne tavsiye edersin?
Behlül bir an düşünüp cevap verdi:
- Demir al, demir sat
Demir ticareti eski çağlardan beri kârlı bir iş olarak biliniyordu Çünkü demir hiç fire vermeyen, daima üstüne koyan bir maddeydi Adam Behlül'ün tavsiyesine uyup demir ticaretine başladı ve gerçekten kısa zamanda dilediği gibi zengin biri oldu Zengin olduktan sonra Behlül için "Bu ne budala adam, verdiği akılla herkes köşeyi dönüyor, kendisi fakirlikten kırılıyor" diye düşündü Bir zaman sonra Behlül'ün karşısına çıktı, yeni bir akıl danıştı:
- Ey Behlül Divâne (Dana yerine aptal yerine koyarak divane diyor) ben demir alıp satmaktan yeterince zengin oldum Biraz da başka bir iş yapayım Bu sefer ne tavsiye edersin?
Behlül adamın içini dışını bildiğinden onu kötü niyetine kurban edecek bir tavsiyede bulundu: - Soğan al, soğan sat
Soğan ticaretinin de riskli işlerden biri olduğu bilinir Soğan devamlı fire veren bir nesnedir Adam soğan ticaretine başlayınca kısa zamanda iflas bayrağını çekti ve kötü kalbliliğinin cezasını pahalı bir biçimde ödedi

ÇARŞI PAZAR AĞALIĞI

Behlül Dana birgün Harun Reşid'den bir vazife istedi Harun Reşid de ona çarşı pazar ağalığını (denetimini) verdi Behlül hemen işe koyuldu İlk olarak bir fırına gitti Birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi Dönüp fırıncı ya sordu: "Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?" Adam her soruya olumsuz cevap verdi Memnun olduğu bir şey yoktu Behlül birşey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid'in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi Harun Reşid, "Behlül daha demin vazife verdik sana ne çabuk bıktın?" dedi
Behlül açıkladı:
- Efendimiz çarşı pazarın ağası varmış Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, bana ihtiyaç kalmamış

SARAYDA İFTAR

Harun Reşid bir Ramazan günü Behlül'e tembih etti:
- Akşam namazında camiye git, namaza gelen herkesi iftara davet et
Akşam oldu, namaz kılındı, namazdan sonra Behlül 5-10 kişilik bir grupla çıka geldi Harun Reşid şaşırdı:
- Behlül bunlar kim? Ben sana namaza gelen herkesi saraya iftara çağır diye tembih etmedim mi? Sen o kadar cemaatin arasından bir sofralık bile adam getirmemişsin
- Efendimiz, siz bana camiye gelenleri değil, namaza gelenleri iftara çağır dediniz Namazdan sonra bendeniz cami kapısında durdum, çıkan herkese hocanın namaz kıldırırken hangi sureyi okuduğunu sordum Onu da yalnız bu getirdiğim kişiler bildi Camiye gelen çoktu ama namaza gelen demek ki yalnız bunlarmış

SENİN İŞİN DAHA ZOR

Behlül Dânâ'nın menkıbelerinden kitaplar meydana getirilmiştir Bunların hepsi insanları iyiliğe, doğruluğa, Allah rızasını kazanmaya özendirici bir nitelik taşır Türk halkı arasında da bunlardan bir bölümü bilinmekte ve anlatılmaktadır
Bir hac ibadeti sırasında Harun Reşid ve Behlül yüksekçe bir yere oturup oradan ibadet ve dua eden ve bu arada ağlayıp gözyaşı döken insan selini seyrediyorlardı Behlül Dana halifeyi uyarmak için yeni bir fırsat yakalamıştı Dedi ki:
- Ey müslümanların halifesi, bütün bu ağlayıp sızlayan insanlar kendi nefislerinin günahlarının hesabını verip veremeyeceklerini bilmedikleri için ağlaşıyorlar Halbuki sen kendi nefsinin hesabı yanında bütün bu insanların da hesabını vereceksin

GERÇEK ZENGİNLİK

Başlangıçta Türkistan taraflarında bir bölgenin hükümdarı yani dünya sultanı iken vâkî olan bazı ikazlarla hükümdarlığını bırakıp maneviyat sultanı olmaya azmeden, bunu da gerçekten başaran İbrahim Edhem (VIII yyıl) dünya malına karşı o kadar tenezzülsüzdü ki kimseden bir şey istemez ve beklemezdi Nefsini yokluğa ve mahrumiyete o derece alıştırmıştı ki bir benzerine
rastlanamazdı Birgün büyük velilerden çağdaşı ve hemşehrisi Şakik Belhi ile karşılaştı ve ona sordu:
- Ey Şakik nasıl geçiniyorsun? Şakik Belhi cevap verdi:
- Bulunca yiyoruz, bulmayınca sabrediyoruz İbrahim Edhem:
- Horasan'ın köpekleri de aynı şeyi yapıyorlar, bulunca yiyorlar, bulmayınca sabrediyorlar, diye karşılık verdi
Belhi sordu:
- Peki siz ne yapıyorsunuz?
- Biz bulunca dağıtıyoruz, bulmayınca sabrediyoruz
Bizim İbrahim Edhem Hazretleri hakkında söylemek istediğimiz bu değil İbrahim Edhem'in, amaç edindiği ve ulaşmayı başardığı yokluk ve mahrumiyeti o derece aşikar, o derece göze batıcı idi ki görenlerde kendisine yardım hissi uyandırıyordu
Varlıklı bir kişi İbrahim Edhem'e yardım etmek istedi İbrahim Edhem:
- Yardımını gerçekten zenginsen kabul ederim, dedi
Adam gerçekten zengin olduğunu, bir şeye ihtiyacı bulunmadığını söyledi Büyük veli sordu:
- Ne kadar paran var?
- Üç bin altınım var
- Dört bin olmasını istemez misin?
- Elbette isterim
- Beşbin olmasını?
- İsterim
- On bin altının olsa çok sevinirsin değil mi?
- Şüphesiz çok memnun olurum
- Zengin olduğunu söylüyorsun ama, sen gerçekte züğürdün birisin Sen, on bin değil yüz bin altının olsa yine kanaat etmez fazlasını istersin Kanaati olmayan insan zengin sayılmaz Gerçekten zengin olsaydın yardımını kabul edecektim

TEVEKKÜL BÖYLE Mİ OLUR?

Büyük velilerden Şakik Belhi (VIII yyıl) bir kıtlık senesinde, herkesin kara kara düşündüğü bir ortamda, zengin bir adamın kölesinin şakır şakır oynadığına şahit oldu Yanına yaklaştı ve sordu:
- Herkes kıtlıkla, açlıkla karşı karşıya olmaktan inler dururken sen neye güvenerek böyle oynayabiliyorsun? Köle cevap verdi:
- Herkesten bana ne? Benim için bir tehlike söz konusu değil Benim efendimin 7-8 tane köyü var, her ihtiyacımız o köylerden sağlanıyor
Bu açıklama Şakik'i adeta bir şamar gibi sarstı Çünkü kendisi de kıtlıktan dolayı endişe içindeydi Ama köle onu uyandırdı ve kendi kendine şöyle dedi:
- Hey Şakik kendine gel! Şu köle nihayet bir insan olan efendisine bunca güveniyor, kendini emniyet içinde hissediyor Sen ki bütün canlıların rızkını garanti eden Allah'a inanıyor, tevekkül ediyorsun, Bu nice tevekküldür ki rızık endişesi içindesin?


Sponsorlu Bağlantılar




Gitti Gidiyor..
 

WEZ Format +2. Şuan Saat: 11:37.


PaylaşTR Bir Eğlence Ve Bilgi Paylaşım Platformudur. Copyright © 2004-2014

Sitemizdeki içerik,iznimiz olmadan veya kaynak gösterilmeden başka sitelerde kullanılamaz. 5651 Sayılı Kanun'un 8.Maddesine ve T.C.K'nın 125. Maddesine göre Sitemizdeki Üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.Sitemizde bulunan bir içeriğin, kanunlara aykırı olduğunu veya yanıltıcı olduğunu düşünüyorsanız lütfen buradan bize bildirin.

PaylasTR.Org | Since 2004

Powered by vBulletin Copyright ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.0

Forumumuza kayıtlı Kullanıcı olmadığınız algılandı. Forumun tüm özelliklerini kullanabilmek için buraya tıklayarak ücretsiz üye olabilirsiniz...
Üye olmadan yeni konu açıp soru sorabilirsiniz